Saadet hanımla diyalog kurulabilmesi önemli bir adım. En kısa sürede Narinin ailesiyle görüşmesini ve yaşanan mağduriyeti yakinen görmesini temenni ediyorum ilgisi alakası için teşekkür ederiz. @saadetoruc1972
OKUMA ÖNERİSİ
Bölgesel dinamikler ve Türkiye liderliğinde PKK'ye biçilen veya biçilmeye çalışılan yeni rolle ilgili senaryolar üzerine ilginç bir analiz.
Bu rolle ABD'nin İran planları ve ABD Temsilciler Meclisi'nin onayladığı (ama henüz Senato ve Başkan'dan geçmemiş olan) 2027 Mali Yılı Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası'nda (NDAA) Peşmerge ve SDG'ye desteğe devam etmesi arasında ilişki olduğu anlaşılıyor.
İran; Rusya'dan aldığı istihbaratla, 4 Amerikan üssünü de vurdu..
"19 ve 20 Temmuz'da, Ortadoğu'da 4 Amerikan hava üssü Rus uydularının hedefine girdi.. 2'si Bahreyn'de, 1'i Ürdün'de ve 1'i de Kuveyt'te. Ve İran tam da o günlerde 4 Amerikan üssüne saldırdı..Ruslar, hem saldırı öncesi bu üslere odaklanıyor, hem saldırı anında ve hem de saldırıdan sonra hasar ölçümü için.. Ve bütün bu bilgiler İran'da oetaya çıkıyor.. Ukrayna istihbaratı olarak hepsini belirledik.. Amerikalılarla bu bilgileri paylaşacağız.." Zelensky...
Sitî ile Zal adlı romanımı okuyunuz.
1600'lerin Bitlis Beyliğinde geçen yarı kurgu yarı gerçek bir anlatımı içeren bu çalışmamı beğeneceğinizi umuyorum.
Temin için:
https://t.co/jzicFzBQcn
Nusaybin'de Selahaddin Eyyubi adına 1182 yılında darp edilmiş bir sikke.
Üzerinde "Melik El- Nasır, salah-Al-din, Bismillah, Nusaybin'de 578 yılında darp edilmiştir" yazmakta.
Türkler için Apocu harketi eleştirmek "kolay" olabilir ama devlete zaten muhalif olan Kürtler için Apocu hareketi eleştirmek hiç de kolay değildir. Hakkınızda onlarca aşağılayıcı dedikodu yapılır ve bu hareketin etki alanlarında yer bulmanız artık imkansız hale gelir.
Tamamıyla varsayımlar ile verilen müebbet, Narin davasına çok benziyorAyrıca kullandıkları foto ilk suçlanan ve beraat eden Mehmet Aydemir, Müebbet alan Yusuf Aydemirdir https://t.co/Je74sFRtXW
Di navbera salên 1977-1978an de li Enqerê rojnamek bi navê ROJA WELAT hat weşandin, her hejmara wê qasî 20-30 hezar derdiket. Cara pêşîn bû min rojnameke kurdî didît. Kurdan navê zarokên xwe danîbûn Roja Welat. Li çepê jî Mîdîya (keça Têmûrê Xelîl) bi tîşortê Roja Welat li Rewanê
Bölgeye yapılan silah sevkiyatına bakacak olursak sanıyorum uzlaşmaya varılmazsa -ki mümkün görünmüyor- 40 günlük savaştan çok daha ağır bir senaryo ile karşılaşacağız.
Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş'in kayboldukları gün, binlerce Kürt genç kadınının geleceği de kayboldu.
Bir süre önce bölgeye gittiğimde üniversite çağındaki genç kadınlarla ve aileleriyle uzun uzun konuşma fırsatı buldum. Konu eğitimdi, gelecekti, üniversiteydi. Fakat sohbet ilerledikçe neredeyse herkesin dönüp dolaşıp geldiği iki isim vardı: Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş.
Genç bir kadın bana, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nde okumak istediği bölümü kazandığını anlattı. Ancak babası onu Van'a göndermemiş. Bir yıl daha hazırlanmasını ve mümkünse kendi memleketinde bir üniversite kazanmasını istemiş.
Sebebini öğrenmek için babasıyla konuştum. Maddi bir kaygı varsa burs ayarlanabileceğini söylemeyi düşünüyordum. Fakat aldığım cevap çok netti.
"Ya benim kızıma da bir şey olursa?"
Aynı kaygıyı başka ailelerde de gördüm. Çocuklarını şehir dışına göndermek istemeyen anne ve babalar, Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş'in katledilişini hatırlattılar. Bazıları ise telefonlarından bana TikTok'ta dolaşan videoları açtı. Bu videolar, bölgedeki üniversitelerde faaliyet gösterdiği öne sürülen fuhuş çetelerine ilişkin paylaşımlardı.
Bu görüşmelerden çıkardığım sonuç şuydu: Toplum, çocuklarının geleceğine ilişkin karar verirken yaşanan bütün bu olayları birlikte değerlendiriyor. Belki de bu yüzden Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş dosyaları artık yalnızca birer adli dosya olmaktan çıkmış durumda.
Bu dosyaların yarattığı bir başka tahribat ise henüz istatistiklere bile yansımayan toplumsal sonuçlarıdır. Çünkü bugün bedel ödeyen yalnızca hayatını kaybeden bu genç kadınlar ve aileleri değildir. Eğitim hakkı fiilen elinden alınan, hayallerini ertelemek zorunda kalan, şehir dışında üniversite okuma fırsatını kaybeden yüzlerce Kürt genç kadın da bu korku ikliminin görünmeyen mağdurlarıdır.
Devletin görevi tam da burada başlıyor. Bir olayın yalnızca adli yönünü soruşturmak değil, toplumun adalete olan güvenini yeniden tesis etmektir.
Bugün başka konularda çok kısa sürede harekete geçilebilen bir kamu düzeni görebiliyoruz. Ancak binlerce genç kadının eğitim hakkını, ailelerin güven duygusunu ve bir bölgenin geleceğini doğrudan etkileyen böylesine önemli dosyalarda aynı kararlılığı görememek, üzerinde ciddi şekilde düşünülmesi gereken bir durumdur.
Hakkari mirliği'nin en geniş sınırları.
Bazı Nasturi kaynaklarından 10.yy öncesinde bölgede Kürtlerin bir yönetimi olduğunu görüyoruz ama bunlar devlet değil kale sahibi oldukca yerel beyler gibi görünüyor.
İslam tarihçilerine göre "Hakkari" ismi, bölgedeki Hakkar Kürt aşiretinden geliyor. Bu aşiret meskun olduğu bölgeye kendi ismini veriyor.
Hakkari beyleri hakkında bilgi sahibiolduğumuz ilk kişi Ali el-Hakkari. 12.yy'da yaşamış, ayrıca 12.yy'da Zengiler ve Hakkari beyleri arasında bazı savaşlar olmuştur. Hakkari beylerinin o dönem merkezi Behdinan bölgesiydi.
Daha sonra Colêmerg başkent olmuştur.
Bu dönemde birçok kale, Zengiler'in hakimiyetine girmiştir.
Eyyubiler döneminde yüksek mevki sahibi olan Hakkari Kürtleri (al-Maştub, Mamlan, Kutbeddin Hüsrev, Kadı İsa Hakkari) , Selahaddin'i Hakkari/Musul bölgesine fetihlere ikna etmiş ve bölge tekrar büyük ölçüde Hakkari Kürtleri eline geçmiştir.
1207 yılında Ahlatşahları yıkan Eyyubiler, Bitlis çevresini Rojkan Kürtleri'ne bırakmış ve Rojkan Kürt mirliği kurulmuştur.
Muhtemelen bu dönemde Van Kalesi de Hakkari Kürtleri'nin eline geçmiştir zira Timur Van Kalesi'ne saldırınca kale Hakkari Kürtleri elindeydi.
Akabinde, Hoşap Kalesi'ni Karakoyunlar devrinde Mahmudiyye Kürtleri'ne kaybeden Hakkari beylerinin egemenlik sahası biraz daha daralmıştır.
Şah İsmail Safevi devrinde Van Kalesi de Hakkari beylerinin elinden çıkmıştır ve daha sonra Osmanlı'nın idaresine geçmiştir ve bir daha Hakkari Beyleri Van Kalesi ve Tuşba'da hüküm sürmemişlerdir.
18.yy'da Hakkari Beyleri, Safevi topraklarına akınlar yapmış ve sınır tekrar çizilmiştir. Urmiye sınırına kadar olan bölge tekrar ellerine geçmiştir.
Hakkari Mirleri, Selahaddin Eyyubi, Cengiz Han, Timur, Şah İsmail ve Osmanlı tarafından saygıyla yad edilmiş hatta Cengiz Han Hakkari beylerinin topraklarının onlara ait olduğu ile ilgili bir ferman yazmıştır.
Yer yer Osmanlı Paşaları ile güç savaşına da giren Hakkari Mirleri, son Hakkari Mir'i Nurullah Bey'in yenilmesinden sonra son bulmuştur.
Hakkari Beyleri'nin egemenlik alanı, batıda Cizre ile sınır, doğuda Urmiye'ye kadar olan Mergever, Tevgever sahaları, kuzeyde Tuşba ve Van kalesi, Gevaş ve çevresi, Akdamar Kalesi, batıda Zaho, Amediyte, Akre, Duhok ve Behdinan bölgesidir.
1133-1847 yılları arasında 700 seneden fazla bölgelerini yönetmişlerdir.