merhaba ben lora, 2024 yılının kasım ayında fransız dili ve edebiyatı bölümünde öğrencisi olduğum c. üniversitensinin kampüsü içerisinde saat 21.19 - 22.00 aralığında zorla bindirildiğim bir beyaz araba içerisinde 30larında iki adam tarafından tecavüze uğradım.
TEŞHİR EDİYORUZ !
Ağrı Karakazan İlk Ortaokulu müdürü Melahat İleri, Irmak Koparan öğretmene her türlü işkenceyi yaparak intihar etmesine sebep olan okul müdürü. Tutuklanmalı.
#IrmakÖğretmenİçinAdalet
Gülistan’ Doku'yu ararken barajı boşaltıyorlar, bir kadın cesedi çıkıyor… Dereyi tarıyorlar, başka bir kadın cesedi… Her yerden kadın cesedi çıkıyor! Ülke kocaman bir kadın mezarlığı olmuş! O cesetlerden biri Esma Kılıçarslan; bedeninde dört erkeğin DNA’sı var ama ortada ne fail var ne dosya ne de bir soruşturma! Diğerlerinin kim olduğunu bile bilmiyoruz! Ülkenin her yeri kadın mezarlığına dönüşmüş ama sadece sesini duyurabildiklerimizin isimlerini biliyoruz......
"Ya acaba ben hangi sosyal medya hesaplarına sahibim, adıma açılmış bir hesap var mı?" diye sorgularsanız da öğrenme imkanı yokmuş. Evde takılırken ailesinin siklemediği velet panelleyip hesap açınca "sen ana avrat cumhurbaşkanına sövmüşsün" diyerek çat diye alınabilirsiniz evden
abi buna niye gerekli tepki verilmiyo gerçekleşmemesi için yapılabilecek hiçbir şey yok mu herkes ya kabullenme ya da bırakıp gitme derdinde napıcaksınız tüm sosyal medyalarınızı mı kapatıcaksınız mağaraya dönelim bi de isterseniz
İLAYDA ZORLU — 18 yaşında üniversite öğrencisiydi; polisin ailesini arayıp “kızınız eylemlere katılıyor — 8 Mart” diyerek provoke etmesi üzerine aile içinde ağır baskı ve tehditlere maruz kaldı ve babasının silahından çıkan kurşunla hayattan koparıldı.
8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü ve katılan kadınlar kriminalize edildi.
İstanbul’da, İlayda Zorlu için yürümek isteyen öğrencilere polis orantısız güç kullanarak müdahale etti.
🖇️ Öğrenci arkadaşları ve Öğrenci Kolektifleri
Yer: Tunceli…
AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nda bir vali, aynı zamanda başmüfettiş…
İddiaya göre;
Milletin parasıyla yapılmış bir Gençlik Merkezi’nde oğluna “özel bir oda” tahsis ediyor.
Uyuşturucu kullanan oğlu, uyuşturucu kullanmayı reddeden Gülistan Doku’ya bu odada tecavüz ediyor.
Daha sonra Gülistan’ı Sarı Saltuk Viyadüğü yakınlarında, Uzi marka bir silahla kafasından vurarak öldürüyor ve Pertek ilçesine bağlı bir köyde gizlice gömüyor.
Valinin koruma polisi de katile yardımcı oluyor.
Bu korkunç cinayetin izlerini yok etmek için devletin tüm imkânları devreye sokuluyor.
Vali, aileyle görüşüp Gülistan’ın SIM kartını alıyor. Bir bilişimci polise SIM kartın şifresini kırdırıp tüm mesajları sildiriyor.
Cinayet delilleri yok edilirken 10 bin dolar harcanıyor; bu da valilik bütçesinden ödeniyor.
Gülistan’ın gömüldüğü yeri bilen vali, kolluk kuvvetlerini farklı bölgelere yönlendirerek aylarca yanlış yerlerde arama yaptırıyor.
Dönemin emniyet müdürü de tüm kamera ve istihbarat verileri elinde olmasına rağmen, aramanın doğru yerde değil, ısrarla baraj gölünde yapılmasını istiyor.
Gülistan’ın tecavüze uğradığına dair hastane kayıtları, hastane başhekimi tarafından siliniyor.
Ve bu doktora Sağlık Bakanlığı “Yılın Doktoru” ödülünü veriyor.
Vali de kendisini, yaptığı “başarılı hizmetlerden dolayı” İl Sağlık Müdürü olarak atıyor.
Bu arada Türkçe Olimpiyatları’na da katılan vali, “Gülüm Benim” şarkısını söyleyen Bangladeşli kıza övgüler yağdırıyor.
Valinin oğlu ise, babasının koruma polisiyle birlikte işlediği cinayetin devlet gücüyle örtülmesinin verdiği güvenle hayatına kaldığı yerden devam ediyor.
Altında BMW 420, lüks tatiller, eğlenceler ve uyuşturucu partileri…
Tunceli’ye kayyım belediye başkanı olarak da atanan vali, bir yandan da çok sayıda ihaleye imza atmaya devam ediyor.
Bu korkunç hikâye, aslında AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nın bir özeti.
“Dicle’nin kıyısında bir kuzuyu kurt kapsa, ondan Ömer sorumludur” diyerek samimi insanların oyunu alıp iktidara gelenlerin inşa ettiği kokuşmuş, hatta topyekûn çürümüş düzenin küçük bir resmi…
Bu korkunç cinayetin üzerinin devlet gücüyle örtüldüğü yıllarda görev yapan Adalet Bakanları, İçişleri Bakanları, savcılar ve diğer tüm yetkililer bugüne kadar tek bir kelime etmediler.
Gülistan’ın ailesinin ahı arşa ulaştı, gözyaşları pınar oldu aktı.
Siz ey sorumlular, gece başınızı yastığa nasıl koyuyorsunuz?
Bir gün hesap vermeyeceğinizi mi sanıyorsunuz?
BASINA VE KAMUOYUNA;
Herkese Merhabalar
Ben Dr Larin Kayataş.Türkiyenin ilk açık kimlikli trans kadın doktoruyum. Sağlık Bakanlığı tarafından “mahkeme kararına” rağmen 2.defa devlet memuriyetinden men edilip,kamudaki doktorluk görevime son verildi.Bununla da yetinilmedi,hemen ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına hakkımda suç duyurusunda bulunuldu,adıma ceza davası açıldı ve bugün hapis istemiyle yargılanıyorum.
Yalnızca doktorluk mesleğim değil;özgürlüğüm,geleceğim,varlığım kısaca hayatımın bütünü hedef alındı.
4 yıl Vehbi Dinçerler Fen Lisesi, 6 yıl Çapa Tıp Fakültesi olmak üzere en az 10 yıllık çok ciddi bir emekle elde ettiğim doktorluğumun kamudaki görevine tek taraflı ve hukuksuz biçimde son verildi.
Ben bir trans kadın,bir doktor ve bir insan olarak bütün bunlar karşısında çok öfkeliyim! Çünkü burada yalnızca bir idari işlemden söz etmiyoruz.Burada çalışma hakkının gaspı,sistematik dışlama,kurumsal cezalandırma ve insanlık onurunu zedeleyen çok ağır bir süreç söz konusu. Bunun adı açıkça zulüm!
Üstelik yaşadığım süreç yalnızca idari yaptırımlarla sınırlı kalmadı,Sağlık Bakanlığı tarafından atanan bir müfettiş ile hakkımda 10 ay boyunca eklerle birlikte 924 sayfa rapor hazırlandı. Kişisel verilerime erişilmeye çalışıldı.Çalıştığım kurumda çok sayıda sağlık personeliyle benim hakkımda görüşmeler yapıldı.Etek boyuma dair ifadeler rapora geçirildi.Özel hayatım ciddi bir mesai harcanarak incelendi ve bütün bunların ardından ceza süreci başlatıldı.Bana yönelik bu yaklaşım:sistematik,ısrarlı ve ağır sonuçlar doğuran bir dışlama,yıldırma pratiğine dönüşmüş durumda.
Sağlık Bakanlığının görevi bir doktorun özel hayatını ciddi bir mesai harcayarak incelemek değil,bu ülkenin sağlık politikalarını geliştirmektir.
Bu mesele yalnızca beni ilgilendirmiyor,bu mesele başta translar olmak üzere tüm Lgbti+ları,bu ülkenin doktorlarını,kadınlarını ve hak ihlaline uğrayan herkesi ilgilendiriyor.
Bu açıklamayı yalnızca yaşadıklarımı anlatmak için değil,gerçeği görünür kılmak için yapıyorum. Kamuoyunun bu hukuksuzluğu bilmesini,buna sessiz kalmamasını ve dayanışmayı büyütmesini istiyorum.Çünkü bana yapılanların normalleşmesini kabul etmiyorum.Çünkü bu ülkede bir hekimin,bir trans kadının ve bir insanın hayatı bu kadar kolay hedef alınmamalıdır.Önümüzdeki günlerde bu süreç nedeniyle uğradığım hak kayıpları ve işsiz bırakılmam karşısında maddi desteği de içeren bir dayanışma kampanyası başlatacağım.Bu hukuksuzluk karşısında sesini,dayanışmasını ve imkanı olanlar için maddi desteğini esirgemeyen herkese şimdiden teşekkür ederim.
Saygılarımla
Dr Larin Kayataş
#drlarinkayataş #standwithdrlarinkayatas
Ayağa kalk Türkiye Sena çocuğa sahip çık‼️
Bu çocuk kim biliyor musunuz❓❓❓
Tecavüzün RIZASI var denilerek,Tecavüzcüsü mahkemece AKLANMIŞ, umudu kalmayınca ADALETİ aramaya çalışan bir KIZ ÇOCUĞU❗️❗️
14 yaşındayken aile içinden birinin, eniştesinin yanına güvenle gönderilen o çocuk, hayatının en büyük kabusuyla orada tanıştı.
"Baban ikimizi de öldürür" tehditleriyle, omuzlarına yüklenen ağır suçluluk duygusuyla tam 4 yıl boyunca sessizliğe mahkum edildi.
Yıllarca süren bu istismar, sadece çocukluğunu değil, ruhunu da parça parça etti.
Korku duvarlarını yıkıp arkadaşlarıyla paylaştığında her şeyin değişeceğini, adaletin yerini bulacağını sanıyordu.
Ailesiyle birlikte şikayetçi oldu, ses kayıtlarını, görüntüleri, tüm delilleri adalete sundu. Tam 2 yıl boyunca mahkeme salonlarında o korkunç anları tekrar tekrar yaşayarak mücadelesini verdi.
Ancak bugün mahkemeden çıkan karar, yarasına merhem olmak yerine yeni bir darbe vurdu: Davayı kaybetti.
14 yaşında bir çocuğun susturulduğu, hayatta kalmaya çalıştığı o yıllar, mahkemece sanki kendi rızası varmış gibi görüldü.
Şimdi ise tek bir isteği var; bu karanlıkta sesinin duyulması ve kimsenin onu bu adalet mücadelesinde yalnız bırakmaması.
#SenaİçinAdalet