Türk-İslâm ülküsü açısından "İlây-ı kelimetullah" ve "Nizam-ı âlem" davası, milletleri İslâm ile yok etmek demek değil, "kelime-i tevhid de" birleştirmektir.
Seyyid Ahmet Arvasi
“işlerin en muhteremi, bir gönüle dokunmak olmalıdır. ağlayanı güldürmek, düşeni kaldırmak, darda kalanı ferahlatmak ve sevdiklerimizi sevindirmek. bütün bunlar, bir başkasından ziyade kendimize iyilik etmektir. insanın, evvela kendisine iyiliğinin dokunmasıdır.
İbrâhim Tenekeci
🌹 GÜLCE 🌹
Uçurumun kenarındayım Hızır 🌟
Civan hazır, divan hazır, ferman hazır, kurban hazır 🤍
Uçurumun kenarındayım Hızır...
Ulu dilber kalesinin burcunda, muhteşem belaya nâzır 🌟
Topuklarım boşluğun avucunda, derin yar adımı çağırır 🌹
Dikildim parmaklarımın ucunda...
Bir gamzelik rüzgâr yetecek, ha itti beni ha itecek 🤍
Uçurumun kenarındayım Hızır 🌟
Güzelliğin zulme çaldığı sınır...
Başım döner, beynim bulanır. El etmez, gel etmez 🤍
Gözleri bir ret, bir davet; Gülce uzak uzak dolanır 🌟
Mecaz değil, maraz değil, Gülce semavi bir afet 🌹
Uçurumun kenarındayım Hızır 🌟
Gülce bir beyaz sihir, canıma bedel bir haz 🤍
Nur, nar ve nurdan bir zehir, Gülce arafta infaz 🌟
Bir tek bakışıyla suyum ısınır, güzelliğin zulme çaldığı sınır 🌹
Uçurumun kenarındayım Hızır 🌟
Ben fakir, en hakir, bin taksir...
Cahil cesaretimi âlem tanır 🤍
Ateşten, kalleşten, mızrakla gürzden, Dabbetülarz'dan, Deccal'dan, yedi düvelden...
Korku nedir bilmeyen ben, tir tir titriyorum Gülce'den 🌟
Ödüm patlıyor Gülce'ye bakmaktan, nutkum tutuluyor, ürperiyorum 🌹
Saniyeler gözlerimde birer can, her saniyede bir can veriyorum 🤍
Şair: Ömer Lütfi Mete (Seslendiren: İbrahim Sadri) 🌹
#Gülce #İbrahimSadri #ÖmerLütfiMete #Şiir #UçurumunKenarındayımHızır
Taberî’den nakledilen uzun ama güzel bir hikaye!
"Hicri 240 yılında Mekke’deydim. Bir Horasanlı şöyle bağırıyordu: “Ey hacılar topluluğu! Kim içinde 1000 dinar bulunan bir kese bulur ve bana iade ederse, Allah onun sevabını kat kat artıracaktır.”
Bunun üzerine Mekkelilerden, yaşlı bir adam kalktı ve Horasanlıya şöyle dedi: “Ey Horasanlı! Bizim memleketimiz fakirdir, insanları zor durumda. Belki de kese, senin helalinden biraz para vereceğin bir müminin elindedir, keseyi almış ve sana geri vermek istiyordur.”
Horasanlı sordu: 'Bu adam ne kadar istiyor?' Yaşlı adam, 'Onda birini, yani yüz dinar istiyor' dedi. Horasanlı, 'Bunu veremem; onu Allah’a havale ediyorum' diye karşılık verdi ve oradan ayrıldı.
Taberi der ki: Ben bu yaşlı adamın uyanık biri olduğunu ve keseyi onun bulduğunu düşündüm, bu yüzden onu takip ettim. Düşündüğüm gibi de oldu. Alçak bir eve, kapısı ve girişi eskimiş bir yere indi. İçeri girerken 'Ey Lebabe!' diye seslendi. Bir kadın cevap verdi: 'Buyur, ey Ebu Gıyâs!' Yaşlı adam şöyle dedi: “Kesenin sahibine rastladım, ona, keseyi bulana bir şey vermesi gerektiğini söyledim. "Ne kadar?" diye sordu. Ben de “100 dinar” deyince adam kabul etmedi ve “Onu Allah’a havale ediyorum” dedi. Bu keseyi sahibine mutlaka iade etmeliyim."
Bunun üzerine kadın şöyle dedi: "Biz elli yıldır seninle birlikte fakirliğe katlanıyoruz. Senin dört kızın, iki kız kardeşin, ben ve annem var; seninle dokuz kişiyiz. Bulduğun bu paralarla bizi yedir ve giydir, belki de Allah seni ileride zengin eder ve sen de bunu sahibine iade edersin.
Yaşlı adam şöyle cevap verdi: 'Bunu yapamam. Seksen altı yıl yaşamış biri olarak bu kadar sıkıntıdan sonra ruhumu bozamam.' Sonra sustular ve ayrıldılar.
Ertesi gün, gün ortasında Horasanlı adamın tekrar şöyle bağırdığını duydum: 'Ey hacılar! Ey Allah'ın misafirleri, şehirli ve bedevi olanlar! Kim içinde 1000 dinar bulunan bir keseyi bulursa ve bana iade ederse, Allah onun sevabını kat kat artıracaktır.'
Bunun üzerine yaşlı adam ona doğru gitti ve şöyle dedi: 'Ey Horasanlı! Sana dün nasihat etmiştim ve bizim beldemizin fakir olduğunu, tarım ve hayvancılığın az olduğunu söylemiştim. Keseyi bulana 100 dinar versen belki keseyi bulan biri Allah'tan korkan bir müminin eliyle keseyi sana getirecektir.' Horasanlı, 'Hayır, bunu veremem; onu Allah'a havale ediyorum' deyince yaşlı adam “o zaman 10 dinar ver” dedi. Ancak adam “Onu Allah’a havale ediyorum” diyerek reddetti ve gitti.
Taberi şöyle der: Bir sonraki gün Horasanlının aynı çağrıyı tekrar yaptığını duydum. Yaşlı adam yine ona doğru yöneldi ve dedi ki: "Ey Horasanlı! İlk gün sana 100 dedim. Dün de 10 dedim. Bugün sadece 1 dinar ver, keseyi bulan adam, o paranın yarısıyla bir kırba satın alıp Mekke’dekilere ücretle su satacak, diğer yarısıyla da bir koyun alıp ailesine yiyecek temin edecek.” Ancak Horasanlı, 'Hayır, bunu kabul etmiyorum; onu Allah'a havale ediyorum' dedi.
Bunun üzerine yaşlı adam Horasanlının elinden tuttu ve ona şöyle dedi: “Gel, keseni al ve artık geceler boyu bizi rahat bırak.” Horasanlı ona, 'Önümden yürü,' dedi. Yaşlı adam önden yürüdü, Horasanlı onu takip etti. Ben de onları takip ettim. Yaşlı adam evine girdi, bir süre sonra dışarı çıktı ve 'Ey Horasanlı, içeri gel,' dedi. Horasanlı içeri girdi. Ben de girdim. Yaşlı adam, bir basamağın altını kazdı ve içinden kalın Buhara kumaşından yapılmış, siyah bir kese çıkardı. 'Bu senin kesen mi?' dedi. Horasanlı baktı ve 'Evet, bu benim kesem,' dedi. Sonra keseyi açtı, içindeki paraları yere döktü ve bir süre baktı. 'evet, bu bizim altınlarımız,' dedi. Keseyi tekrar bağladı, omzuna koydu ve çıkmaya yöneldi.
Kapıya ulaştığında geri döndü ve yaşlı adama şöyle dedi: 'Ey yaşlı adam! Babam vefat etti ve geride üç bin dinar bıraktı. Bana bu paranın üçte birini fakir insanlara vermemi, kalanını ise hac için kullanmamı vasiyet etti. Ben de parayı üçe böldüm ve bin dinarını bu keseye koydum. Horasan’dan buraya kadar geldiğimden beri gördüğüm en hak eden sensin. Al, Allah sana bereket versin.' Keseyi bıraktı, sonra dönüp gitti.
Taberi şöyle dedi: 'Ben de Horasanlının peşinden gitmek istedim. Fakat yaşlı adam bana yetişip beni geri çevirdi ve "Otur," dedi. Bana şöyle dedi: 'İlk günden beri bizi takip ettiğini ve son iki gündür ne olduğunu gördüğünü biliyorum. Ahmed b. Yunus el-Yerbui’nin şöyle dediğini duydum. O, Mâlik’ten, o Nâfi’den, o da Abdullah b. Ömer’den şu hadisi rivayet etmiştir: “İstemediğiniz ya da göz dikmediğiniz hâlde Allah’ın size ikram ettiği şeyi kabul edin, geri çevirmeyin." Bu da Allah’tan gelen bir hediyedir ve hediyeler oradakiler arasında paylaşılır.' dedi.
Sonra ailesini çağırdı; toplamda 10 kişi olduk. 1000 dinarı dağıttı, bana da 100 dinar düştü. "Aile fertlerinin bu parayla sevindiğini görmek, benim yüz dinarı almaktan duyduğum mutluluktan daha büyük bir mutluluktu."
Taberi şöyle dedi: Tam çıkacakken yaşlı adam bana dönüp şöyle dedi: "Ey genç! Bu paranın helal olduğunu bil, onu muhafaza et. Ben beskimiş gömleğimle sabah namazını kılıyorum, sonra onu çıkarıyorum ve evdeki bir başkası giyip namaz kılıyor. Öğlene kadar çalışıyorum ve Allah’ın bana verdiği hurma, süt ve sebzelerle geçimimizi sağlıyoruz. Allah hepimizi faydalandırsın ve bu kesenin sahibine rahmet etsin, onu taşıyıp buraya getirenin sevabını arttırsın."
Taberi der ki: 'Onunla vedalaşıp ayrıldım. Bu parayı yıllarca ilim için harcadım, nafakamı bununla sağladım, kâğıt aldım ve yolculuk masraflarımı karşıladım.
256 senesinde tekrar Mekke’ye gittiğimde o yaşlı adamı sordum, vefat ettiğini söylediler. Kızlarının refah içinde olduklarını öğrendim. İki kız kardeşi ve annesi ölmüştü. Eşi ve çocukları beni misafir etti ve bu hikâyeyi onlara anlattım. Mutluluk duydular ve bana ikramda bulundular.
[Kaynak: İbnu’l-Cevzi, el-Muntazam, çeviren: Osman Bayder]
Dört şey rızkı çeker:
Geceyi ibadetle ihya etmek, seherlerde istiğfar etmek, devamlı sadaka vermek, günün başında ve sonunda zikre devam etmek.
• İbn Kayyim el-Cevziyye - Zâdu'l Mead
"İffetli, kanaatkar, sevgi dolu, şefkatli, şükreden, sabreden, uyumlu, hoşnut olan, mütevazı, yumuşak huylu, masrafı az, yardımı büyük olan kadın; her nereye gitse rahatlık getirir, nereye konsa fayda sağlar ve ailesine berekettir."
—Behcetü'l-Mecâlis, 2/8
Diline ve gözüne sahip ol. Boğazına dikkat et. Az ye,fakat helal ye. Başkasının zararını isteme,kendin de zarar verme.Hep iyilik yap,kendi heva ve heveslerine hakim ol.Hangi işe girersen önce sonunu düşün.Sonu düşünülmeyen işler insana zarar getirir.
Yusuf Has Hacib