Büyükler buyurdular ki;
"Hayrunnas men yenfeunnas. İnsanların hayırlısı, insanlara faydası olandır. "Bunlar bu gece bizim buraya toplanmamıza vesile oldular. Hepinizin adına ben teşekkür edeyim. Ya Rabbi, hayırlı eyle, mübarek eyle. Efendim, cenab-ı Hak dünyada böyle bir araya getirdiği gibi, inşallah Cennette de Mübareklerin yanında hep beraber olmamızı nasip etsin. Âmin. Sonuç o, başka bir şey değil. İnsan kimi severse, kimi dinlerse, kime itaati olursa, elbette ki âhirette onunla beraber olacaktır. Sevmek, kuru kuruya aşkname yazmak değildir. Sevgi itaattir, buyurduklarına itaat etmek lazımdır. Aklına değil, buyurduklarına.
💠Resûlullaha “sallallahü aleyhi ve sellem” âdet ve ibâdetde az ve çok benzemeyi büyük se’âdet ve bereket ve yüksek derecelere kavuşmak bileler. Mahbûba teşebbüh edenler mahbûb [Sevgiliye benziyenler sevgili] ve uyanlar dahî beğenilmişdirler.
5/71
YASİN-İ ŞERİF OKUMANIN 10 FÂİDESİ
Yâsîn sûre-i şerîfesini okumanın 10 fâidesi vardır:
1 — Aç olan, tok olur. Yâni, ummadığı yerden rızık gelir.
2 — Susuz olan, kanıncaya kadar su bulur.
3 — Elbisesi olmayan, elbise bulur.
4 — Eceli gelmeyen hasta şifâ bulur.
5 — Eceli gelen hasta ölüm acısı duymaz.
6 — Ölürken, Cennet melekleri gelip, görünür.
7 — İnsan korkduğundan emin olur.
8 — Müsâfir ve garip yardımcı bulur.
9 — Bekârların evlenmesi kolay olur.
10 — Kayıp olan şey bulunur.
Fekat bunlara niyyet ederek ve inanarak okumak lâzımdır.
Tam İlmihâl - Seâdet-i Ebediyye
Büyükler buyurdular ki;
Yaratılmamızın ikinci sebebi, onu da Allahü teala Kur'ân-ı kerimde bildiriyor; "İnsanları ve cinleri yalnız ve ancak bana ibadet etsinler diye yarattım." İbadetin birinci basamağı, Onu tanımaktır. Tanımak için de tanıyanlarla beraber olmak lazımdır. Onların sohbetlerinde olmak, onların eserlerini okumak lazımdır. Herkes kendi kafasındakine göre, hayalindekine göre Allah demesin. Bu, Allah değildir. Allahü teala Habib-i ekremi 'aleyhissalatü vesselam' vasıtasıyla, kendi sıfatlarını, kendi varlığını bildirdikten sonra insan, Allahü tealaya ibadet etmiş olur. Nitekim Fransızlar bir şey diyor, İngilizler god diyor, bir şeyler diyorlar. Ama kendi kafalarına göre. Nitekim her türlü insan birçok yerlerde onlar da Allah diyorlar. Ama hangi Allah? Kendi hayallerindeki Allah. O değil. Ancak Cenab-ı Peygamber 'aleyhissalatü vesselam' vasıtasıyla Allahü tealanın bildirdiği sıfatlarıyla O'na inanmaktır.
Allah sevgisine kavuşabilmek için bu büyükleri de sevip onların sevgisini kazanmak lâzımdır.
Bu yolda, bu hizmette muvaffak olmamız için birbirimizi sevmemiz şartdır.
-----------------------------------------------
Mü'min demek, dua alan insan demektir. Kâfir de olsa hiç kimsenin bedduasını almayın.
Kusuru başkasında arayanın dostu olmaz. Kusuru kendinde arayanın herkes dostudur.
Büyükler buyurdular ki;
Abdülhakîm Efendi hazretleri 'kuddise sirruh' buyurmuşlar ki; İslamiyet bir dairedir. Eshâb-ı kiramdan sonra, Eshâb-ı kirama en yakın olanlar, Tâbiindir. Onların yüksekleri var; mezhep imamlarımız. Ondan sonra onların tâbileri, ondan sonra talebeleri diyerek bugüne kadar gelen Ehl-i sünnet âlimlerinin kalbi feyz kaynağıdır. Kimin kalbinde sevgisi ve itaati çoksa, o kaynaktan kesin alır. Efendim, alıp almadığı nasıl belli olur? Gayet kolay. Mübarek Hocamız kaç sohbetlerinde buyurdular ki; Feyz alanın kalbinden dünya sevgisi çıkar. Feyz, Allah sevgisidir. Allah sevgisi ile dünya sevgisi zıttır. Birinin olduğu yerde diğeri olmaz.
Yıllardır farklı insanlarla konuşuyorum. Anlattığı hikayelerde ortak bir kahraman var: Hep haklı çıkan kişi. Ve nasıl oluyorsa, ben hep o kahramanla konuşuyorum. Senaryo hiç değişmiyor: Karşımdaki kişi olayları herkesten önce görüyor. Çevresindekileri uyarıyor. Kimse onu dinlemiyor, hatta üstüne bir de gülüyorlar. Ve hikâyenin sonunda o muhteşem final cümlesi geliyor: "Ben demiştim!"
Benim konuştuğum kişiler final sahnesinde hiç mahcup olmuyor. Gururla "Sonunda dediğime geldiler" diyor. Karşı tarafınsa başı hep öne eğik.
Yani benim hayatıma giren herkes nasıl oluyorsa hep kazanan taraf. Hep onların dediğine birileri geliyor ama onlar başkalarının dediğine asla gitmiyor.
İyi de ben niçin yıllardır, bu tür hikayelerde haksız ve mahcup olan tarafa denk gelmiyorum? Bir kişi de çıkıp niye, "Yahu ben yanılmışım, onlar haklıymış, mahcup oldum" demiyor?
Bu hikayelerdeki haksız insanlar, mahcup olup özür dileyenler neredeler?
Memlekette herkes haklıysa, bu ülkeyi bu hale kim getirdi? Ciddi soruyorum: Herkesin öngörüsü doğruysa, herkes isabetli kararlar veriyorsa ve herkes zamanında uyarmışsa; aramızda dolaşan, her şeyi yanlış yapan ama kimsenin sahiplenmediği bu hayalet kim?
Allahü tealayı sevmenin alâmeti vardır. Allahü tealayı çok seven ondan çok korkar. Sevgi ile korku beraberdir. Allah sevgisinin alâmeti, haramlardan sakınmakdır.
Yabancı bir memleketi ziyarete gittiğiniz zaman, önce Allahü tealanın evini ziyaret edin, camiye gidin.
------------------------------------------------
Mürşid-i kâmilden istifade etmenin şartı, boş olmaktır. Ben de bir şeyler biliyorum diyen mahrum kalır.
Mü'min kardeşinin daima iyi tarafını göreceksin ki, hem kalbini kırmaktan hem de kul hakkından kurtulursun ve muhabbet artar.