kanka 8 aydır mesajına cevap veremediğim için özür dilerim. sana cevap vermediğim süre boyunca gitgide daha da strese girdim ve sorumluluğumun büyüdüğünü hissettim. bir noktadan sonra bu sorumluluğun altında bir civciv misali ezildim ve cevap vermek gittikçe zorlaştı.
nasılsın?
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Göktaş’ın duruşu hepimiz için bir umuttur.
Meslektaşları ve arkadaşları olarak kenarda köşede sessiz durup, bu haksızlığı onaylamak bizler için bir utanç kaynağıdır.
Amasız ve fakatsız Deniz Göktaş’ın yanındayım.
Trafikte uyardığı üç kişi tarafından boğazından bıçaklanarak katledilen Samet Özgül’ün kız kardeşi:
“Samet’i öldüren 3 sanıktan 2 kişi serbest bırakıldı. Bu insanların 20 ayrı suç kaydı vardı.
Adalet bakanına her gün mail attım. Bu muydu adalet?”
Bu isyanı unutmayın!
Sarhoş olmayan ve/veya başkalarının huzur ve sükununu bozmayan kişilere sadece sahilde içki içtikleri için ceza verilemez.
Kabahatler Kanunu'nda (md. 35) sadece "Sarhoş olarak başkalarının huzur ve sükununu bozacak şekilde davranışlarda bulunan" kişiler için yaptırım öngörülmüştür.
Kanuni dayanaktan yoksun bir valilik genelgesiyle/genel emiriyle ceza kesme işlemi hukuka aykırıdır.
Bu konuda özellikle bkz. İstanbul BİM, 10. İDD, E. 2024/826 K. 2024/2045 T. 27.12.2024.
Sen tüm vergi yükünü orta direğe yık, sonra ay sonunu getiremiyor de.
Gelir vergisi tahsilatının %93'ü stopajla alınıyor. Yani maaşlının cebinden daha maaşı eline geçmeden.
Tahtakale esnafı gelir vergisinin kaçta kaçını ödüyor?
Kuyumcunun beyan ettiği gelirle kasasındaki nakit aynı mı?
Toptancı her satışa fatura kesiyor mu?
Maaşlıyı aşağıla, kayıt dışı esnafı romantize et. Klasik.
Beyaz yakalı edebiyatı bir hayli sıktı artık bu adamın.
"Beyaz et operasyonu" her açıdan çok acaip. Fiyatları görece olarak fahiş olmayan neredeyse tek gıda maddesi. İddia da fiyat belirlemek için "örgüt kurmak". Salt rekabet suçu olsa hapis/ gözaltı filan çok zor. Bu yüzden hemen örgüt kurma sosu ilave edilmiş. Normalde Rekabet Kurulu incelemesi ve cazaları ile düzenlenecek ticari bir suçlama hukuk terörü ile magazinleşiyor. "Suç delilleri"ni elbet göreceğiz. Ancak operasyonun gerçek maksadı henüz muğlak. Akla ilk gelen makul açıklama fahiş fiyatla dünya ortalamalarının çok üstünde ürün satan kırmızı et sektörünün rekabeti engellemek için siyasi erki kullanıyor olması. Böyleyse bu ülkede iktidarla siyasi bağlantısı olmayanın iş yapması gerçekten daha da imkansız hale gelir. Nas, KKM gibi icatlardan sonra ülke ekonomisine verilen en büyük zararlardan biri.
Kırmızı et piyasası tamamen ellerine geçmişti Dünya'nın en pahalı etini yiyoruz
Şimdi de ucuz kalmış beyaz et piyasasını zam bahanesiyle ele geçiriyorlar halbuki 1kg tavuk 120TL ete göre çok ucuz
Göreceksiniz 6 ay - 1 yıl sonra Tavuk etinde de Dünya'nın en pahalısı olacağız
Romanya ve Macaristan'da üretim maliyeti, Türkiye'deki üretim maliyetinin Avro bazında yarısı. Mısır'da Türkiye'dekinin beşte biri. Ekonomiyi global pozisyonunuza göre yönetemezseniz, taşıma su ile sonuç alamazsınız. Teşvikle hamasetle bu iş olmaz.
BYD'nin Türkiye'den Macaristan'a dönmesi, Türkiye'nin global düzlemde kaybettiği pozisyonunu da, Türkiye'de üretim faaliyeti gösteren Türk şirketlerinin dramını da apaçık belli ediyor.
Alım gücü daha yüksek olan Avrupa'da Türkiye'den daha ucuza üretilen mal, alım gücü daha düşük olan Türkiye'ye satılacak. Bu anormalliğin ekonomi yönetimindeki hatalardan kaynaklandığını ve hızla kırılganlaştığımızı gizlemek isteyenler de habire gündem değiştirip duracaklar.
durum bu. Umurlarında da değildi üstelik sınav. Bu çocuklar okumak istemiyor, okulda olmak istemiyor, sınıfta kalmayı dert etmiyor. Kitap devir teslimini hiç takmazlar. Sorun çok daha büyük.
“Tanzimattan sonra Türk aydınları azınlıklara yalvarırdı: ‘Gelin; Ermeni, Kürt, Arnavut, Rum yerine, Osmanlıyız diyelim!’
Kabul ettiremediler. Türk hariç, hepsi etnikçilik yaptı! Ne zaman ki Cumhuriyet kurulup Atatürk, 'Büyük Türk Milleti’ diye ortaya çıktı; hepsi ağız değiştirip Osmanlıcı kesildiler!”
Prof. Dr. Halil İNALCIK