Türkiye ciddi ekonomik ve sosyal yansımaları olan fon krizi ile uğraşırken Mekke anlaşmasının uygulanması için Riyad’da bir toplantı yapıldı.
1.Toplantının sonuç raporu medyada yerini aldı.
Rapora göre Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan, kolektif savunma taahhütlerinin uygulanması ve mutabık kalınacak askeri kuvvet ve kabiliyetlerin Suudi Arabistan’a hızla konuşlandırılması konusunda karar aldı. Bildiride bunun “tarafların ulusal mevzuatlarına uygun olarak” yapılacağı özellikle belirtiliyor.
2. Mekke Ortak Savunma Anlaşması TBMM’nin önüne gelmiş ve içeriği kamuoyuna açıklanmış bir anlaşma değildir. Buna rağmen “kolektif savunma”, “askeri entegrasyon” ve “hızlı konuşlandırma” gibi ciddi askeri yükümlülükler gündeme geliyor.
3. Türkiye, NATO üyesi olduğu halde Rusya-Ukrayna Savaşı’nda aktif tarafsızlığını korudu. Şimdi Suudi Arabistan’ın güvenliği için NATO’nun 5. maddesini hatırlatan bir kolektif savunma sorumluluğuna hangi şartlarla giriyoruz?
4. Bu sorumluluğun sınırı Suudi Arabistan topraklarının savunulması mıdır, yoksa Yemen’de Husilere karşı yürütülecek harekâta destek vermeye kadar uzanacak mıdır? Türk askerinin Yemen’de doğrudan muharebeye gireceği iddiaları doğrulanmış değildir. Ancak bu ihtimal dahi son derece risklidir.
5. Babülmendep, Türkiye’nin dış ticareti ve deniz ulaştırması açısından hayati önemdedir. Husilerin Türkiye’yi hasım olarak görmeye başlaması, Kızıldeniz’de deniz ticaretimizi ve bölgesel çıkarlarımızı doğrudan etkileyecektir.
6. Türkiye ağır ekonomik koşullardan geçerken, Suudi Arabistan’dan sağlanabilecek ekonomik veya mali destek uğruna Yemen’de yeni bir askeri risk üstlenmemelidir. Hele bunun sonucu ABD ve İsrail’in bölgesel stratejik yükünün bir bölümünü Türkiye’nin taşıması olacaksa çok daha dikkatli olunmalıdır.
7. Anayasa’nın 92. maddesi açıktır. Türk askerinin yabancı ülkelere gönderilmesi TBMM’nin yetki alanındadır. Türkiye’nin askerinin nerede, kime karşı ve hangi amaçla silah kullanacağı kamuoyunda tartışılmalıdır.
8.Türkiye, Yemen’de kendisine ait olmayan bir savaşın tarafına dönüşmemelidir.
9. Bir başka önemli gerçek Yemen’deki ateşkes sürecidir. 2015’te başlayan Suudi müdahalesinden sonra, Nisan 2022’de BM aracılığıyla ateşkes sağlandı ve Suudi-Husi cephesinde yaklaşık dört yıl süren fiilî sükûnet oluştu. Yeni tırmanma ise 13 Temmuz 2026’da Suudi destekli Yemen hükümet güçlerinin Sana Havalimanı’nı vurmasıyla başladı. Husiler bundan sonra Suudi Arabistan’a füze ve İHA saldırılarıyla karşılık verdi.
Dolayısıyla Türkiye neden dört yıllık sükûneti bozan tarafın yanında askeri bir sorumluluk üstleniyor?
10.Son olarak “ cui bono?”Yani bu gelişmeden kim kazançlı çıkıyor? Yemen’de İsrail’e karşı en sert askeri direnci gösteren ve Gazze nedeniyle Kızıldeniz cephesini açan Husilerle Türkiye’nin karşı karşıya gelmesi halinde bundan stratejik olarak kim yararlanacaktır?
Türkiye’nin Husilerle çatışması kuşkusuz İsrail ve ABD’nin üzerindeki bölgesel baskıyı azaltacaktır.
O halde Mekke Anlaşması Türkiye’yi neden kendi jeopolitik çıkarlarından uzaklaştırıp ABD-İsrail ekseninin bölgesel hedefleriyle örtüşebilecek bir askeri pozisyona sürüklüyor?
Türkiye Yemen’de kendisine ait olmayan bir savaşın tarafına dönüşmemelidir.
@ajansmuhbir1923 Taksimde madenciler için yürüyüş yapan öğrencileri tekme tokat dovup ters kelepçeleyen polisimiz bu hayvanları niye böyle narin narin gözaltına alıyor