"Neden bu kadar haksızlığa ilahı yardım gelmiyor
Neden sessiz kalıyor Yaradan?"
Bu soruya cevap vermeden önce evrenin üst boyutlarında 5. Boyuttan başlatarak zamanın bir sofra gibi olduğu ve geçmiş gelecek ve şimdinin birlikte oldugunu, bizim bunu sıralamak zorunda olan bir algı ve beyin sistemine sahip olduğumuzu bilmeliyiz.
Evrenin üst boyutlarında, özellikle 5. boyuttan başlayarak, Kaluza-Klein teorisinde olduğu gibi ekstra bir uzaysal boyutun kompakt hale getirilmesiyle, zaman lineer bir akış değil, bütünleşik bir yapıdır.
Fizikteki blok evren görüşüne göre geçmiş, şimdi ve gelecek aynı anda, bir sofra gibi serili halde var olur.
Bizim 3+1 boyutlu beyin ve algı sistemimiz ise bu bütünlüğü zorunlu olarak sıralar; çünkü evrimsel hayatta kalma, neden-sonuç zincirini takip etmeyi gerektirir.
Bu yüzden "Etme bulma dünyası" diye tabir edilen "Karma"yı algılayamaz ve haksızlıkların henüz düzeltilmediğini hissederiz.
Kuramsal takyon boyutunda yani ışık hızından hızlı hipotetik parçacıklar ise üst boyutlarda nedensellik farklı işleyebilir.
Takyonlar gelecekten geçmişe etki edebiliyor; dolayısıyla ilahi adalet ve cezalar çoktan verilmiş, denge sağlanmıştır.
Biz ise lineer algımızla bu tamamlanmış tabloyu göremiyoruz.
Sessizlik sandığımız şey, boyutlar arası perspektif farkıdır; Yaradan’ın önündeki "sofrasında" iş bitmiştir.
Aslında bu, klasik kötülük problemi sorusudur.
Özgür irade savunması der ki: Müdahale etmek insan özgürlüğünü yok eder; haksızlıklar büyük ölçüde bizim seçimlerimizden doğar.
Allah'ın bize göre sessiz kalması, her şeyden evvel özgürlüğümüze saygıdır.
Acı ruhun olgunlaşması için gerekli görünür:
Kolay bir dünyada erdemler (cesaret, empati, bağışlama) gelişmez.
Acı, karakterimizi “yapan” bir süreçtir; “hazır iyilik” yerine kazanılmış iyilik daha değerlidir. Ancak bu düşünce, aşırı acıların ruhu kırabileceğini de kabul eder elbette haklı olarak eleştirilir.
Haksızlıkların çoğu esasen toplumsal yapıların sonucudur: güç eşitsizlikleri, sömürü, sistemik adaletsizlik.
Bunlar “ilahi” değil, insan yapımıdır. Sessizlik, sorumluluğu bize bırakmak anlamındadır; tarih boyunca adalet, ilahi müdahaleden ziyade toplumsal mücadeleyle ilerlemiştir.
İlahi müdahale görünümlü etkiler ise toplımsal olarak işe yaramamış, savaşları zulümleri durdurmak bi yana daha da körüklemiş hatta meşruiyet ve kutsiyet kazandırmıştir.
Toplumlar kendi sistemlerini düzeltmekle yükümlüdür.
Sınırlılıklarımız ise en kritik noktadır:
Bilgimiz ve kavrayışımız parçalıdır. Yaradan’ın mantığı bizimkinden üst seviyededir.
“Neden sessiz?”
İşte bu bizim körlüğümüzden kaynaklanabilir; biz sadece mozağin birkaç taşını görürüz.
Her karar anında evren dallara ayrılır. Bizim yaşadığımız “haksızlık dalında” sessizlik var gibi görünse de, paralel dallarda adalet çoktan gerçekleşmiştir; denge bizim zaman çizgimizde gecikmeli görünse de, üst seviyede anlık dengelenmiştir.
Takyonik fikirler bu dalların bütünleşikliğini anlatır esasen.
Yaradan’ın “sessizliği” algı sınırlarımızdan, özgür irademizden, ruhsal gelişim ihtiyacından veya üst boyutlu tamamlanmışlıktan kaynaklanıyor.
Acı gerçek olsa da, bizi harekete geçiren bir çağrı da taşıyabilir: Adaleti yeryüzünde biz kurmalıyız. Bu yöndeki toplumsal sorgulama ve bilinç artınca,
Önümüzdeki sofranın yani karmanın tamamını daha net, şeffaf ve berrak olarak görebiliriz.
Can sıkıntısından araştırılabilecek konular:
-Sicim teorisi
-Karanlık madde
Konfüçyüs'ün Öğretileri
- Fermi Paradoksu
- Kuantum Dolanıklığı
- Zaman genişlemesi ve görelilik
-Transhümanizm
- Kayıp Medeniyetler ve Mitler
-Haritacılıkta Siyasi Önyargı
-Biyolüminesans
-Sokak sanatı akımları
- Avrupa'daki Kurt Adam Efsaneleri
- Voynich El Yazması
-Woolpit'in Yeşil Çocukları