NATO, Türkiye için güvenlik değil, giderek büyüyen jeopolitik risk üretmektedir.
7-8 Temmuz 2026 Ankara NATO Zirvesi, Türkiye açısından tarihî bir eşiktir. Çünkü bugün Türkiye’nin güvenlik haritası ile NATO’nun tehdit haritası artık örtüşmemektedir.
NATO Rusya, İran ve Çin’e karşı cephe hattı örerken Türkiye’nin asıl tehditleri güneyindedir. Suriye’nin kuzeyi, Doğu Akdeniz, Ege, KKTC, Mavi Vatan ve İsrail merkezli yeni kuşatma jeopolitiği her geçen gün büyümektedir.
Bu makalede Türkiye’nin NATO üyeliğinin yarattığı riskleri ele alıyorum. Türkiye savaş ve barış kararını hiçbir emrivakiye, hiçbir sahte bayrak senaryosuna, hiçbir dış komuta zincirine bırakmamalıdır.
Cumhuriyetin ikinci yüzyılında başkalarının jeopoltk hırslarının aracı ve güvenlik mimarisinin ileri karakolu olamayız. Atatürk’ün tam bağımsızlık çizgisine dönerek kendi millî güvenlik mimarimizi kurmaktan başka seçeneğimiz yoktur.
Ekonomik bağımsızlığın bedeli ağır olabilir. Ancak jeopolitik bağımlılığın bedeli her zaman daha ağırdır.
https://t.co/iBfAVUln92
5 Temmuz 1993’te Erzincan’ın Başbağlar köyünde hain terör örgütü PKK tarafından hunharca katledilen 33 masum vatandaşımızı rahmet, saygı ve hüzünle anıyorum.
Ruhları şad, mekânları cennet olsun.
#Başbağlar#5Temmuz1993
NATO Zirvesi’ne beş gün kala, Türkiye’de hâlâ içimizdeki mandacılar eliyle NATO güzellemeleri yapılıyor. Oysa aynı günlerde başta Netanyahu olmak üzere İsrailli devlet adamları ve siyasetçiler Türkiye’yi açıkça bir numaralı tehdit olarak ilan ediyor.
Bununla da kalmıyor. NATO’nun en büyük kurucu ortağı ABD, ordusunu İsrail ordusuyla daha ileri bir entegrasyona taşıyor. ABD Kongresi’nin, Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası (National Defense Authorization Act–NDAA) kapsamındaki 219. Maddeye itiraz etmeyerek bu entegrasyona onay vermesi bekleniyor.
Washington Examiner gazetesinin haberine göre 1 Temmuz oturumunda ABD Temsilciler Meclisi Kurallar Komitesi, Cumhuriyetçi Thomas Massie ve Demokrat Ro Khanna tarafından verilen Section 219’u NDAA’dan çıkarma önergesinin oylanmasına bile izin vermedi.
Bu, sıradan bir ABD-İsrail iş birliği değildir. NATO’nun stratejik önceliklerinin ve güvenlik mimarisinin hangi eksende şekillendiğini gösteren çok önemli bir gelişmedir.
Dahası, ABD ve İsrail’in İran karşısında bekledikleri sonucu alamadığı, küresel güç dengesinin hızla çok kutuplu bir yapıya evrildiği bir dönemde Türkiye’yi yeniden NATO eksenine ve Amerikan jeopolitiğinin kenar kuşak stratejisine mahkûm etmeye çalışanların bu tabloyu dikkatle okuması gerekir.
Türkiye’nin rotası bellidir. Türkiye, artık kendisi için güvenlikten çok risk üreten NATO’ya bağımlılığını azaltmalı; başta bölgesel güçler olmak üzere yeni savunma ve güvenlik iş birliklerini, milli çıkarları doğrultusunda, çok daha kararlı ve çok daha dikkatli bir şekilde geliştirmelidir.
Şehit Öğretmen Mehmet Zeki Dündaralp ‘in hatırasına saygıyla….
1924 sonlarında Bingöl’de başöğretmenlik yaparken, bölgede bir ayaklanma hazırlığı yapıldığını fark etti.
Hazırlıkları raporlar ve telgraflarla yerel yöneticilere, İçişleri Bakanlığı’na ve Ankara’ya bildirdi.
Ancak ihbarları ciddiye alınmadı; hatta hakkında soruşturma açıldı, görevden uzaklaştırıldı ve kısa süreli hapis cezasına çarptırıldı.
Şeyh Sait isyanı başladıktan sonra Lice’ye sığındı. Asiler Lice'ye gelince genç muallimi Kale Mahallesi’ndeki evinin önünde öldürdüler.
Öldürüldükten sonra cesedi bir atın ardına bağlanarak Lice sokaklarında sürüklendi, ardından okul bahçesine bırakıldı ve bir süre kimsenin yaklaşmasına izin verilmedi , naaşı köpekler tarafından parçalandı.
Mehmet Zeki Dündaralp’in ölümünden sonra geride eşi Fatma Aliye Hanım ve küçük oğlu Necati kaldı. Oğlu Necati, babası öldürüldüğünde yaklaşık 6 yaşındaydı ve bazı anlatımlara göre olaya bizzat tanıklık etti.
“Şeyh Sait hatırası” tartışmalarının olduğu bu günlerde Cumhuriyetin ilk şehit öğretmenlerinden Mehmet Zeki Dündarlp’i saygı ve rahmetle anıyorum. 🇹🇷🇹🇷🇹🇷