En hassas, kritik ve derin İslâmî meselelerde bile alt etme hırsı ve kaba saba bir benlik diliyle küfürler, hakaretlerle birbirine giren erkekler...
"Erkek rekabetçiliği" marazı bu. Ve yarası...
Ve en büyük zararı ve fitneyi veriyor bu iktidar kavgaları. Kadın hasedi neyse erkek rekabetçiliği, özgüvensizliği ve iktidar hasedi de o. Bir de şuna rağmen kadınları daha az rasyonel ve duygusal bulurlar.
İktidar hırsı ve kıskançlığıyla bir şekilde öne çıkmış erkekleri gözlerine kestirip bitimsiz bir cenge tutuşuyorlar. Erkekler; rekabetçiliğin o ilkel, atik gaza gelişiyle kadınlardan çok daha hızlı geleyana geliyor ve akılları örtülüyor. Soğukkanlı, rasyonel, aklı selim muhakeme becerileri gidiyor tamamen.
Kendiniz dışında hiçbir şeyin sizi daha iyi, daha güçlü, daha zengin, daha hızlı ya da daha zeki yapmasına olanak sağlayamayacağı bir gerçeklik var. Her şey içerde. Her şey var. Kendiniz dışında hiçbir şey aramayın kendinizden."
— Miyamoto Musashi
Yaş ilerledikçe insanlara dair bakış açınızda çok ciddi değişimler olur. Mesela artık ‘o öyle bişey yapmaz’ cümlesi yerini ‘herkes her şeyi yapabilir’ önermesine bırakıyor. Hayata ve insanlara daha esnek bi gözle bakmaya başlıyorsunuz.
Depresyon, bazen üzgün hissedememe paradoksuyla kendini gösterir. Schulte’nin “Nicht-traurig-sein-können” olarak adlandırdığı bu fenomen, duygusal bir donukluğa işaret eder. Öyle ki tedavi sürecinde yeniden ağlayabilmek ve üzüntü hissedebilmek, iyileşmenin güçlü belirtileri olabilir.