Tarihi Bir An...
Kayıp Bir Gol: Feyyaz Uçar'ın "Hayatımın Golü" dediği gol...
Türk futbolunun en özel, en trajikomik hikayelerinden birini, arşiv belgeleriyle ve o anın baş kahramanı Feyyaz Uçar'ın kendi sözleriyle yeniden canlandırmaya ne dersiniz?
Bu, sadece bir kafa golünün hikayesi değil; aynı zamanda 90'ların başındaki yayıncılık şartlarının, Boluspor yönetiminin TRT'ye olan haklı isyanının ve bir efsanenin kayıtlara geçmemiş en güzel anının öyküsüdür.
(Olayın Kara Kalem Çizimi ve Feyyaz'ın Anlatımı)
Şenol, Kadir ve Feyyaz'ın Kafası: Tarihe Çizimle Geçen Bir Başyapıt!
Yıl: 4 Şubat 1990 - 1989/90 Sezonu
Beşiktaş, Boluspor deplasmanında 5-1 gibi farklı bir skorla şampiyonluğa koşuyor. Maçın en özel anı ise, şampiyonluğun habercisi, ligin gol kralı Feyyaz Uçar'ın o muhteşem kafa vuruşu... Feyyaz, 27. golüne imza atarken şöyle anlatıyor:
"Şenol ile verkaça girdim, Kadir'e enfes bir pas verdi. Kadir ortaladı. Vole vurmayı düşündüm ama zemin ağırdı. bir kez sektirdim. Kalecinin çıktığını görünce kafayla çatalı gördüm. Hayatımın golüydü."
Ne yazık ki, bu golün TRT arşivlerinde tek bir kare görüntüsü yok. Neden mi? İşte hikayenin trajikomik kısmı burada başlıyor!
("Radyo Var, Görüntüye Ne Gerek Var?")
Skandal: TRT Kameramanı Stada Alınmadı!
Milyonlarca taraftar ekran başında bu maçı beklerken, Boluspor yönetimi TRT'den istediği yayın ücretini alamayınca stada kameraları sokmadı. Büyük bir arbede yaşandı. Olay o kadar büyüdü ki, TRT kameramanı Şeref Özer çareyi dönemin Bolu Valisi Gökhan Aydıner'e başvurmakta buldu.
Validen aldığı cevap ise Türk yayıncılık tarihine geçecek kadar absürttü: "Radyo maçı veriyor, görüntüye ne gerek var?"
Bu cevap yüzünden, Türk futbolunun gördüğü en güzel gollerden biri, TRT kameralarınca tarihe kaydedilemedi. Sporserler o muhteşem anı ancak ertesi günkü gazetelerdeki detaylı kara kalem illüstrasyonlardan zihinlerinde canlandırmak zorunda kaldı.
(Kayıp Hazine Bulundu!)
İnanılmaz!
Yıllar Sonra Görüntüsü Çıkan; O Efsane Gol!
Bu gol, hep "videosu olmayan efsane" olarak bilindi.
Ta ki bir Beşiktaş taraftarının o gün tribünde kendi amatör kamerasıyla kaydettiği bu nadide görüntüler ortaya çıkana kadar!
Bu, tarihin en gizli kalmış hazinelerinden birini gün yüzüne çıkarmak demek...
Siyah-beyazlı tarihin efsane kadrosu: ENGİN, RECEP, GÖKHAN, ULVİ, KADİR, RIZA, ŞENOL, WILSON, METİN, ALİ, FEYYAZ...
Şampiyonluğa koşan bu takımın Boluspor deplasmanında sergilediği süper futbol, Feyyaz Uçar'ın (2 gol) muhteşem performansı Metin ve Ali Gültiken'in (2 gol) golleriyle süslendi.
TRT'nin çekemediği, sadece 2000 Beşiktaş taraftarın ve Boluspor taraftarlarının canlı izleyebildiği o an, şimdi amatör bir kayıtta ölümsüzleşmiş durumda...
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
İsmail Arı'dan 5 Haziran'da görülecek duruşmasına çağrı
“Çok büyük bir hukuksuzlukla ve eziyetle karşı karşıyayım. 5 Haziran’da haber alma hakkınıza, gazeteciliğe ve demokrasiye sahip çıkmak için beni yalnız bırakmayın”
https://t.co/7DiOX1WS7z
Bugün 45 yaşıma giriyorum ve bu, Silivri’de geçirdiğim 5. doğum günüm.
İnsan gençliğinde her şeyi düşünüyormuş da hayatının en orta yerindeki yılları bir hücrede, yapayalnız geçireceğini hiç düşünmüyormuş.
Beş yıl bir tohuma verildiğinde kök salar, toprağı değiştirir. Beş yıl bir çocuğa verildiğinde aklı, hayalleri büyür. Beş yılda ben de değiştim; sabrı, özlemi, umudu daha derinden öğrendim.
Ve bugün hâlâ tüm öğrendiklerimle beraber, bir gün yeniden sevdiklerimle yan yana olacağıma inanıyorum.
Adalete olan inancımla, destek ve dayanışmasını eksik etmeyen herkese sevgilerimle...
✍️Sabah 05.00 gibi önce sağlık kontrolüne oradan da İl Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüm. Üst aramam yapıldı ve pantolonumu indirip eğilip kalkmam istendi. Ancak ben bunu kabul etmedim. “BEN GAZETECİYİM” dedim. Saatlerce nezarethanede bekletildim. Nezarethaneyi benim için açıp ışıklarını yaktılar. Sadece tutulduğum nezarethanede değil, bayram günü tüm nezarethane koridorunda da tek başınaydım. Sanırım benden başka bayramda gözaltına aldıkları kimse olmamıştı
Tutuklu muhabirimiz İsmail Arı, cezaevinden yazdı
https://t.co/lf0J3jD6Yh
4 senedir ailemden, canım kızım Vera’dan uzak bir bayram geçiriyorum.
Bu Bayramın dünyamıza barış, ülkemize adalet, herkese sağlık ve huzur getirmesini dilerim.
Ramazan Bayramı’mız mübarek olsun.
İKİZKÖY'DEN SELAM, MÜCADELEYE DEVAM!
Ankara'dan ayrıldık, köyümüze döndük, köylülerimizle tekrar buluştuk. Asıl nöbet şimdi başlıyor.
Tüm Türkiye'nin sesimiz, gücümüz olmasına ihtiyacımız var. Gözünüz kulağınız bizde olsun, bizim de zeytinlerde.
Bu yasayı tanımıyoruz.
@LFC@liverpool Dear Liverpool Family, I won a priceless gift from UEFA at the Super Cup final in Istanbul which Liverpool have won. This gift is so important for me since it is the only gift, I won in my entire life (+50).
@siyahbeyazarsiv 01:04’de görünen “Edirne Köprüsü Taştan Var mı Büyük Beşiktaş’tan” pankartını Edirne’den getirip asmıştık, “Reçeteme Yazdığım Tek İlaçsın Beşiktaş” pankartı ile beraber
@Oguzhanomerr @pusciferr @eralpdaysal Haftanın beş günü o metrobüsü kullanman insanları yakından o şekilde çekip yayınlama hakkını vermez. Madem yaptın altında yapılan yorumlara sahip çık. kel diyen var dayı diyen var fotoyu zoomlayıp sanat yaptıgını sanan var. bunlara neden engel olmadın
@Oguzhanomerr @pusciferr @eralpdaysal Ayrıca bu fotonu kullanıp saçma sapan işler çıkaranların altına gülüp gülüp sonradan silmişsin, bunları engellesene