Padişah 2. Mahmut döneminde Sarayı teslim alan Süleymaniye li Halid-i Nakşi tarikatı Alevi Bektaşi dergahlarının malına mülküne çöküp, Hacıbektaş Postunda oturan Hamdullah Çelebi'yi idamla yargılayıp, diğer dedeleri köylerinden sürgün etmiş, dedelerin köylerine geri dönme şartı ise Naksiliği kabul etmek olmuştu.
Benzer bir durumu,
"ben Bizans İmparatoru Muhammed'im" diye madalyon bastıran Fatih Sultan Mehmet yapmıştı!
Dün ne yapıldı ise bugün de aynısı yapılmak isteniyor ve üstelik bunu yapanlar yeniden Osmanlı devrine geri dönelim diyenler.!
ABD Ankara Büyükelçisi Barrak: Ulus devleti ve Atatürk'ü unutun, Türkiye için en iyi sistem Osmanlı Millet Sistemidir. Açıkça ne diyor? Türklerin devleti olmasa da olur diyor!
'Yeni Osmanlıcılık' Siyonist Projedir.
Dünya Siyonist Örgütünün Ortadoğu için Siyonist Plan. Yazarı: Oded Yinon.
Cengiz Özakıncı; "Şimdi bu plandan anlatacaklarımı izleyicilerimiz dinlerken gerçekleştimi, gerçekleşmedimi diye düşünerek izlesinler..."
Prof Dr İlber Ortaylı: Rusya'da din adamları; Rus milliyetçisidir.
Yunan'da din adamları; Yunan milliyetçisidir.
Ermeni din adamları; Ermeni milliyetçisi, Yine İngilizi, İngiliz, Almanı Alman Milliyetçisidir.
Peki neden Türkiye'de din adamlarının büyük çoğunluğu Türk ve Türkçe düşmanıdır?
İşte Milletimizin ve de Cumhuriyetimizin en büyük Beka(ölmezlik/kalıcılık) sorunu budur.
Ablam Tuğba 598 gün önce balkondan düşerek hayatını kaybetti. Eşiyle 2 saatlik kanlı bir boğuşmanın hemen ardından düştü. 7 mahkeme geçti ama etkin soruşturma yapılmadı. Sanığın ifadesine göre yargılama yapıldı.
Ablamın gerçekte neden hayatını kaybettiğini ailesi olarak bilmiyoruz. Hiçbir sorumuza cevap bulamadık. Sorularımız:
1-Ablam normal bir günde sıradan bir zamanda düşmedi. Neden 2 saatlik kanlı boğuşmalı bir kavganın hemen ardından düştüğü dikkate alınmıyor? Mevlid hazırlığı yapıyordu. Bir sonraki güne hazırlanıyordu ve balkonuna koymak için soba siparişi vermişti.
2- Ablam balkondan düştü. Ellerinden tuttum çekemedim kiloluydu diyor sanık eş. Tanık balıklama havuza atlar gibi düşen bir kadın gördüm diyor. Ablam 2 sn de düştü. Sanık düşme anını gördü. Anlatsın bu nasıl mümkün oluyor? Nasıl ters göğüs üstü dönüyor? Başı nasıl yol tarafına geliyor?
3- Bu kişi aşağı neden 1 dakika 40 saniye de iniyor. İnerken hiç bir panik içinde değil. Üzerini değişmiş. Temiz bir t-shirt var. Cebinde arabasının anahtarı var. Neyi planladı?
4- Bu kişi profesör. Eğitimli biri. Neden 1 dakika boyunca 5. Kattan düşmüş birinin başını boynunu 1 dk 40 sn'de indikten sonra hiçbir sağlık prosedürüne uyumayacak şekilde oynatıyor?
5-Cebinde arabasının anahtarı var ama telefonu yok mu? Neden 112 yi o aramıyor? Neden saniyelerin önemli olduğu bu anda komşular arıyor? 1 dakika 40 sn boyunca ne yapıyor yukarıda?
7- Kamera görüntüleri de tanık ifadesi anlatımıyla çelişiyor. Bunu açıklasın? Diğer tanık ifadelerini, bu kişinin ablama hiçbir evliliğe sığmayacak dereceye mobbing yapmasını nereye koyacağız? Bunları açıklasın?
8- Bu kişi ablama başkasını sevdiğini ifade etmiş ve ablam bunu bir tanığa anlatmış, anneme de anlatmış Mesajlarında da var. Şimdi bunu basit bir kıskançlık olarak değerlendirebilir miyiz? Nereye koyacağız bu durumu?
9- Olay olduğu gün bizimle Tuğba'nın ailesi olarak niye sanık bağlantısını kesti. Eşi ölen bunu yapmamış biri en kötüsü de olsa yırtınırdı. Hatta eşinin cenazesine de gelirdi. Bu bağlantıyı kesme normal mi? Sonradan yeğenimizde bağlantısını kesti. Bu normal mi? Neden?
Dava sorulara cevap bulmadan kapatılmak isteniyor. Biz bu ülkenin vatandaşı olarak adalete güvenmemiz gerekiyor ama adalet bize sorularımızın cevaplarını vermiyor. Biz adeta görmezden geliniyoruz...
#tuğbayavaşiçinadalet
#düşerseminanma
ABD'NİN KÜRESEL ELİT-YÖNETİCİ ÜRETME FABRİKASI: "500'DEN FAZLA DEVLET VE HÜLKÜMET BAŞKANI AYNI TORNADAN ÇIKTI!"
Fransa’nın efsanevi lideri Charles de Gaulle’ün torunu Pierre de Gaulle, Avrupa siyasetini sarsan bir ifşada bulundu.
Siyasetçilerin büyük kısmının CIA destekli "Young Leaders" (Genç Liderler) programı tarafından yetiştirildiğini belirten de Gaulle, "Rusya’nın Avrupa’ya müdahale ettiğine dair iddialar, elitlerimizin Fransız halkına gerçekleri söylemesini engelleyen bir kurgudan ibaret" dedi.
Uluslararası ilişkiler uzmanları ve stratejistler, egemenlik yapılarını hedef alan bu kurumsal modelin, Türkiye dahil pek çok gelişmekte olan ülkede farklı isimler ve vakıflar altında on yıllardır sistematik olarak işletildiğine dikkat çekiyor.
"Bilişsel Sızma" ve Ortak Kimlik Üretimi
Uluslararası ilişkiler uzmanları, Pierre de Gaulle’ün dikkat çektiği bu yapıları birer "bilişsel sızma" ve "insan kaynakları avcılığı" merkezi olarak tanımlıyor.
Fransız-Amerikan Vakfı bünyesinde 1981 yılından beri yürütülen "Young Leaders" programı, her yıl iki ülkeden geleceğin bakanı, başbakanı, CEO’su veya medya patronu olmaya aday 30'lu ve 40'lı yaşlardaki parlak isimleri radarına alıyor.
İki yıl boyunca kapalı kapılar ardında, Pentagon, CIA ve Beyaz Saray çevrelerinin de dahil olduğu üst düzey seminerlerde "eğitilen" bu isimlerin zihnine, ulusal çıkarlardan ziyade "Transatlantik ittifakın ve Amerikan liderliğinin küresel bekası" fikri kalıcı olarak yerleştiriliyor.
Programın başarısı ise mezunlar listesinde gizli:
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, eski Cumhurbaşkanı François Hollande, IMF eski Başkanı Christine Lagarde gibi küresel sistemin sadık uygulayıcıları bu tezgahtan geçen isimlerden sadece birkaçı.
Aynı Tezgah Yıllardır Türkiye’de de Devrede!
Fransa’da Macron gibi figürleri üreten bu sistemin bir benzerinin, Türkiye’nin yönetim kadrolarını, medyasını ve iş dünyasını dönüştürmek için de uzun yıllardır kesintisiz çalıştığı biliniyor.
Türkiye’deki "genç lider devşirme" operasyonları temel olarak dört büyük saç ayağı üzerinden yürütülüyor:
American Turkish Society (ATS) - Young Society Leaders:
Fransa’daki modelin birebir kopyası olan bu yapı; Türkiye’nin dev holdinglerinin genç veliahtlarını, parlak start-up kurucularını ve ana akım partilerin yükselişteki genç siyasetçilerini New York odaklı bir networkün içine dahil ediyor.
Atlantic Council - Millennium Leadership Program:
Doğrudan NATO ve ABD Dışişleri Bakanlığı stratejilerini fonlayan bu düşünce kuruluşu, Türkiye’deki savunma, enerji ve dış politika bürokrasisindeki "geleceği parlak" isimleri keşfedip Washington’a taşımakla görevli.
Marshall Memorial Fellowship (MMF):
Soğuk Savaş yıllarından beri kesintisiz çalışan bu fon, Türkiye’deki genç parlamenterleri ve gazetecileri haftalarca ABD kurumlarında ağırlayarak, kriz anlarında kendi ülkelerinin milli reflekslerini törpülemeyi hedefliyor.
International Visitor Leadership Program (IVLP):
Doğrudan ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yürütülen bu resmi program; hedef ülkelerde gelecekte bakan, başbakan veya kritik bürokrat olma potansiyeli taşıyan genç siyasetçileri daha kariyerlerinin en başında keşfedip Amerikan devlet mekanizması ve vizyonuyla tanıştırmanın en etkili resmi aracı olarak çalışıyor.
İdeoloji Fark Etmiyor: Sağcı, Solcu, İslamcı...
Bu küresel ağların en tehlikeli özelliği, tek bir siyasi ideolojiye bağlı kalmamaları. Sistemin mimarları için adayın sağcı, solcu, seküler veya muhafazakar olmasının hiçbir önemi bulunmuyor; tek kriter "gelecekte güç sahibi olma potansiyeli." İktidardan da muhalefetten de potansiyelli aktörler aynı havuzda toplanıyor.
Nitekim Türkiye’nin yakın tarihine bakıldığında; Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit gibi Soğuk Savaş döneminin sembol liderlerinden, AK Parti kurmayları Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan ve Ömer Çelik gibi muhafazakar aktörlere; sivil toplum, akademi ve medyaya yön veren İlber Ortaylı, Kemal Derviş, Ruşen Çakır ve Aslı Aydıntaşbaş gibi seküler/liberal figürlere kadar çok farklı çizgideki birçok isim, kariyerlerinin erken dönemlerinde IVLP, Eisenhower veya Fulbright gibi Amerikan hükûmeti ve vakıfları tarafından fonlanan liderlik ve vizyon programlarında ağırlanmıştır.
Küresel Bilanço Çok Daha Çarpıcı!
Oyunun dünya genelindeki bilançosu ise çok daha ürkütücü boyutlarda. ABD hükûmetinin resmi verilerine göre, bugüne kadar sadece IVLP programından geçmiş 500’den fazla eski veya mevcut devlet ve hükûmet başkanı bulunuyor.
Kariyerlerinin henüz en başında "keşfedilip" daha sonra ülkelerinde tepe noktalara tırmandırılan sembol isimler, küresel çarkın nasıl döndüğünü açıkça kanıtlıyor:
Avrupa Tornası:
İngiltere’de Margaret Thatcher, Tony Blair, Gordon Brown ve Theresa May gibi birbirine zıt kutuplardan gelen başbakanların tamamı daha koltuğa oturmadan önce bu ağa dahil edildi. Fransa’da ise göreve gelir gelmez ülkesini yeniden NATO’nun askeri kanadına döndüren Nicolas Sarkozy, henüz genç bir politikacıyken 1985 yılında aynı tornadan geçirildi.
Kritik Coğrafyalar ve Küresel Kurumlar:
Orta Doğu tarihini kökten değiştirerek Mısır’ı Sovyet ekseninden çıkarıp ABD-İsrail çizgisine çeken Enver Sedat; küresel sol/liberal rüzgarın sembolü haline getirilen Yeni Zelanda eski Başbakanı Jacinda Ardern ve hatta bugün Birleşmiş Milletler’in en tepesinde oturan Genel Sekreter António Guterres gibi yüzlerce isim, küresel elitlerin bu erken fark etme ve yetiştirme programlarının birer mezunudur.
Ajanlık Değil, "Kültürel Uyum" Operasyonu
Şunun altını kalın çizgilerle çizmekte fayda var: Bu programlara katılan isimlerin hepsinin "birebir Amerikan ajanı" olduğu anlamına gelmiyor elbette bu yazdıklarımız. Buradaki asıl tehlike ve mekanizma çok daha örtülü işliyor. Bu tarz küresel ağlar; katılımcılarına küresel sistemle kültürel uyum, ortak çalışma zeminleri, birbirini anlama ve uluslararası projelerde/krizlerde birbirini tercih etme gibi konularda muazzam bir avantaj ve refleks birliği sağlıyor. Doğrudan bir talimata gerek kalmadan, aynı vizyon penceresinden bakılması hedefleniyor.
Böylece, ülkelerindeki seçimleri hangi parti kazanırsa kazansın, tepe yönetimlere daima küresel sistemle uyumlu, Washington eksenli ajandalara itiraz etmeyecek ve kriz anlarında "uluslararası dengeleri" kendi ülkesinin milli çıkarlarının önünde tutacak "tornadan çıkmış" liderler getirilmiş oluyor.
Pierre de Gaulle’ün Fransa özelinde yaptığı bu ifşaat, aslında tüm ulus devletlerin karşı karşıya olduğu "egemenlik devri" tehlikesini ve küresel elitlerin yazdığı tiyatronun arkasındaki görünmez mekanizmayı bir kez daha gözler önüne seriyor.
Pierre de Gaulle’ün ifşası gerçek mi?!
Evet, Charles de Gaulle’ün torunu Pierre de Gaulle, TVL’de açıkça şöyle diyor:
“Rusya müdahalesi iddialarına gülüyorum…
Çünkü çoğu Fransız siyasetçimiz CIA destekli Young Leaders programından geçti.
Hollande, Sarkozy, Macron ve çoğu bakanımız bu tezgâhtan çıktı.”
https://t.co/yp33PFQSpw
https://t.co/uOSE53fi59
Gerçek kısım:
• Young Leaders Programı (French-American Foundation, 1981’den beri) gerçekten var.
İki yılda bir, 30-40 yaş arası “parlak” isimleri Fransa ve ABD’de kapalı seminerlerle eğitiyor.
Amaç:
“Transatlantik ittifakı” pekiştirmek.
• Mezunlar resmi: Emmanuel Macron (2012), François Hollande (1996), Christine Lagarde ve daha birçok üst düzey isim.
Bill Clinton bile 1984 mezunu.
Programın sitesinde gururla ilan ediliyor.
https://t.co/q9M9woWcGx
https://t.co/lnYI4dZgYe
Bilinmeyen/abartılan kısım:
• Program doğrudan CIA sponsorluğunda değil.
French-American Foundation bağımsız bir vakıf; ABD Dışişleri ve büyük şirketler destekliyor ama “CIA parrainé” (CIA himayesinde) iddiası fact-check’lerde yalanlandı.
Pierre de Gaulle’ün bu vurgusu, Rusya yanlısı çevrelerde hızla yayıldı ve “propaganda” diye etiketlendi.
Sarkozy ise programa hiç katılmadı.
• Asıl mekanizma daha sinsi:
Kültürel uyum ve network.
Katılımcılara “Amerikan liderliği = küresel istikrar” fikri aşılanıyor.
Talimat yok, refleks birliği var.
• Küresel Bilanço: IVLP ve 500+ Lider
Burası tamamen doğru ve resmi.
ABD Dışişleri Bakanlığı’nın International Visitor Leadership Programı (IVLP) 1940’tan beri 230.000’den fazla lideri ağırladı.
Resmi verilere göre 500’den fazla eski/yeni devlet ve hükümet başkanı bu programdan geçti.
Thatcher, Blair, Ardern, Guterres, Enver Sedat…
Liste resmi sitede.
https://t.co/hL1TPeC3mq
Bu, “ajanlık” değil; açık soft power (yumuşak güç) operasyonu.
ABD, geleceğin karar vericilerini kendi topraklarında, kendi vizyonuyla tanıştırıyor.
Kriz anında “ulusal refleks” yerine “uluslararası denge”yi (yani Washington’u) ön planda tutacak bir elit havuzu yaratıyor.
• Türkiye’deki Tezgah: Gerçek mi?!
Evet, sistematik ve yıllardır işliyor.
• American Turkish Society – Young Society Leaders (2011’den beri): Türkiye’nin genç iş insanları, start-up’çıları ve siyasetçilerini New York odaklı network’e çekiyor.
Tam Fransa modelinin kopyası.
https://t.co/CPkBvYLMDm
• Atlantic Council Millennium Leadership, Marshall Memorial Fellowship, IVLP: Hepsi gerçek.
NATO, ABD Dışişleri ve Alman Marshall Fonu destekli.
• Adı geçen isimler (Demirel, Ecevit, Gül, Davutoğlu, Babacan, Çelik, Derviş, Çakır, Aydıntaşbaş vb.) kariyerlerinin erken döneminde bu programların birinden geçmiş.
İdeoloji fark etmiyor: Sağ, sol, muhafazakâr, laik…
Tek kriter: Gelecekte güç potansiyeli.
Bilinmeyen kritik nokta:
Bu programlar “devşirme” değil, gönüllü elite avcılığı.
Katılanlar “ajan” olmuyor; ama “küresel sistemle kültürel uyum” kazanıyor.
Seçimleri kim kazanırsa kazansın, tepeye çıkanlar Washington’un ajandasına itiraz etmiyor.
Mayıs 2026 itibarıyla:
• Young Leaders hâlâ aktif; 2025 mezunları yeni açıklandı.
• IVLP her yıl 4.000+ lider getiriyor.
Bu “tornadan çıkanlar” meselesi ne CIA’nin karanlık odalarında ne de uzaylıların planında.
Bu, 21. yüzyılın en büyük egemenlik transferi: Ulus devletlerin liderlerini, kendi halkından önce küresel sisteme sadık kılmak.
Çünkü kazanan zaten “onlardan” oluyor.
Türkiye’de sağcı-solcu, İslamcı-laik ayrımı yapmadan aynı havuza giren isimler, tam da bu yüzden kriz anında milli iradeyi değil, “uluslararası toplumu” (yani Washington-Brüksel eksenini) önce tutuyor.
Tehlike, gizli ajanlık değil; açıkça üretilen “ortak kimlik” ve “kültürel teslimiyet”tir.
Gerçek uyanış, “kimin torbasından çıktığına” değil, o torbanın kime hizmet ettiğine bakmaktır.
Türkiye’nin asıl sınavı:
Bu fabrikadan çıkanları mı, yoksa “kendi halkının tornasından” çıkanları mı tercih edecek?!
Milli egemenlik, ancak bu gerçeği gören ve reddeden kadrolarla korunur.
Gerisi tiyatro.
Trump ve ekibi, etik raporuna göre son 90 günde 3700 işlem yapmış borsada. günlük 41 işlem:)
Bir ABD başkanı için ABD tarihinde olağanüstü bir rakam bu.
Adamın dansöz gibi açıklama yapmasının en makul nedeni bu. Para para diye ölecekler hala.
Sebebini söyleyeyim; belediye büyük projelerden; okul, cami, park ve ihtiyaçlar için o bölgede Müteahit’e bunların yapılmasını yıkar, ve bir kaç belediyedeki kişiler cukkasını yapar ve projeye çok katlı izin verilir. Türkiye’deki tüm belediyelerde benzer düzen. Ayrıca bazı belediyelerde özellikle; şuraya cami yap, malzemeleri de şu şirketten alacaksın şu fiyata deyip maliyetini de belirler 5 milyona yapılacak o camiiyi 25 milyona yapılmış gösterirler, artık arasa yiyen başkan mı başkan yardımcısı mı bu şekilde para aklar rüşvetini alır. Açık açık tezgahlar böyle dönüyor. Buna benzer bir sürü yaşanan olay var belediyelerde.