Lütfen bunu bir kampanya haline getirin Türkiye’nin her yerindeki barınakları istisnasız açsınlar kameralar 24 saat açık olsun ve ilk olarak beni yazsınlar anlaştık mı?
#SokakHayvanlarıSahipsizDeğil
Ahmet Türk, Mardin için "Kürdistan" diyor.
Peki neden?
Çünkü orada Kürtler yaşıyor.
O halde aynı mantıkla soralım:
Mardin'de Araplar yaşamadı mı?
Süryaniler yaşamadı mı?
Türkler yaşamadı mı?
Ermeniler yaşamadı mı?
Mardin ne zamandan beri tek bir etnik grubun tapulu malı oldu?
İşin ilginç tarafı şu:
"Türk toprağı" ifadesine itiraz ediyorlar.
Ama burada bilinçli bir kavram oyunu var.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kullandığı "Türk" tanımı etnik değil, siyasidir.
Anayasal vatandaşlık tanımıdır.
Yani "Türk toprağı" denildiğinde kastedilen şey, Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenlik alanıdır.
Nasıl ki Fransız toprağı Fransa'nın egemenlik alanıysa,
nasıl ki Alman toprağı Almanya'nın egemenlik alanıysa,
Türk toprağı da Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenlik alanıdır.
Fakat "Kürdistan toprağı" dendiğinde durum değişiyor.
Orada artık anayasal vatandaşlık değil,
belirli bir etnik kimlik adına siyasi egemenlik iddiası başlıyor.
Aradaki fark budur.
Birisi devlet egemenliğini tarif ediyor.
Diğeri etnik egemenlik talep ediyor.
Üstelik tarih de bu iddiayı desteklemiyor.
Mardin hiçbir zaman yalnızca Kürtlerin yaşadığı bir şehir olmadı.
Diyarbakır hiçbir zaman yalnızca Kürtlerin yaşadığı bir şehir olmadı.
Bu şehirler yüzyıllar boyunca birçok halkın ortak yurdu oldu.
Dolayısıyla mesele Kürtlerin varlığı değil.
Kimse Kürtlerin bu coğrafyanın parçası olduğunu inkâr etmiyor.
Mesele, ortak tarihe sahip şehirleri tek bir etnik kimliğin mülkü gibi göstermeye çalışmak.
Ahmet Türk'ün yaptığı tam olarak budur.
Mardin Kürtlerin de tarihidir.
Ama sadece Kürtlerin değildir.
Diyarbakır Kürtlerin de tarihidir.
Ama sadece Kürtlerin değildir.
Ve bugün her ikisi de Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenlik alanı içindedir.
Tarih ortak olabilir.
Kültür ortak olabilir.
Hatıralar ortak olabilir.
Ama egemenlik tektir.
O da Türkiye Cumhuriyeti'nindir.
"İyi ama siz de İstanbul'a Türk şehri diyorsunuz."
Hayır.
Yine aynı kavram oyunu yapılıyor.
İstanbul'un bugün Türkiye'ye ait olmasının sebebi İstanbul'da yalnızca Türklerin yaşaması değildir.
İstanbul'un Türkiye'ye ait olmasının sebebi, Türk milletinin bu topraklar üzerindeki egemenliğini tarih boyunca kurmuş, korumuş ve uluslararası hukukla tescil ettirmiş olmasıdır.
Egemenlik böyle oluşur.
Nüfus sayımıyla değil.
Etnik aidiyetle değil.
Siyasi güçle, devletle ve hukukla oluşur.
Bugün İstanbul'da Türkler kadar Kürtler de vardır.
Lazlar vardır.
Çerkesler vardır.
Boşnaklar vardır.
Arnavutlar vardır.
Araplar vardır.
Ama kimse çıkıp "İstanbul artık Kürt şehridir" demez.
Neden?
Çünkü egemenlik başka şeydir, nüfus başka şeydir.
Üstelik Türkiye Cumhuriyeti bu meseleyi daha kuruluşunda çözmüştür.
Anayasa etnik köken saymamıştır.
Kan bağı saymamıştır.
Irk saymamıştır.
Vatandaşlık bağı esas alınmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür denmiştir.
Yani burada "Türk" kavramı etnik bir üstünlük iddiası değil, siyasi ve hukuki bir vatandaşlık tanımıdır.
Dolayısıyla Mardin'in Türkiye toprağı olması için herkesin etnik olarak Türk olması gerekmez.
Diyarbakır'ın Türkiye toprağı olması için herkesin etnik olarak Türk olması gerekmez.
Nasıl ki Fransa'da yaşayan herkes etnik Fransız değildir ama Fransa Fransız Cumhuriyeti'nin egemenlik alanıdır;
nasıl ki Amerika'da yaşayan herkes Anglo-Sakson değildir ama Amerika Birleşik Devletleri'nin egemenlik alanıdır;
aynı şekilde Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenlik alanı da etnik homojenlik üzerine değil, vatandaşlık ve egemenlik üzerine kuruludur.
İşte Kürtçü siyasetin bir türlü kabul etmek istemediği nokta budur.
"Kürdistan toprağı" dediğiniz anda vatandaşlıktan çıkıp etnisiteye giriyorsunuz.
Türkiye Cumhuriyeti ise tam tersine etnisiteden çıkıp vatandaşlığa geçmiştir.
Bu yüzden "Türk toprağı" ile "Kürdistan toprağı" aynı şey değildir.
Birisi anayasal egemenliği ifade eder.
Diğeri etnik egemenlik talebini ifade eder.
Aradaki fark tam olarak budur.
@Benimadim_Turkk Niye yetiştiriyor bunların anası babası belli ki geleceğin canavarnı yetiştiriyor. Lanet olsun vicdansız insanlara da vicdansız çocuk yetiştirenlere de vicdansız çocuklara da
Yok artık, Türklerin silahlanması gittikçe imkansızlaşıyorken elin yabancıları silahlanıp Türk yurdunda rahatça hayvanları avlayıp avcılığı ticarete dökmeye başlamış
Türkiye’ye gelen yabancı bir avcı, Batı Toroslar’da avladığı dağ keçisi ile video çekip sosyal medya hesabından paylaştı: “Bizimle hayalinizdeki dağ keçisi avını rezerve edin.”
Patron belki geri gelmeyecek…
Ama yıllardır sokakta yaşayan canlardan nefret etmeyi kendine görev edinmiş, onları hedef gösteren, tanımadığı canlar hakkında hüküm veren insanlar şunu bilsin;
Patron’un ardından dökülen bu gözyaşlarını unutmayacağız.
Bir mahalle onu tanıyordu. Bir mahalle onu seviyordu. Bir mahalle bugün yasını tutuyor.
Belki Patron’u geri getiremeyeceğiz ama onun adını da yaşadıklarını da unutturmayacağız.
Söz veriyorum, Patron için adalet sağlanana kadar bu işin peşini bırakmayacağım.
#GüsoderKapatılsın
#AdemÇatakTutuklansın
🚨 Çok Acil Yardım 🚨
At sağ arka ayağını basamıyor ciddi derecede yaralanma ve Şişlik mevcut kırık olabilir
Video çeken zat
Hayvan severleri hedef alıp neredesiniz diyor bu hayvancılık yapan şahsın AT' ı olabilir
Tiktok: fatihsunbul25
@MPDairesi@TCTarim@milliparklar
Bu video, Kuşadası'ndaki hayvanseverlerin WhatsApp grubuna gönderildi.
15-16 yaşlarında, malûm saç tıraşlı iki çocuk, bu yavru kediyi top gibi birbirlerine atıyormuş.
Bir arkadaşımız onu kurtarmış.
Zavallı o kadar korkmuş ki, titremesi durmuyormuş.
Ama şimdi durumu iyi. Sahiplenildi. Bundan sonra kimse ona kötülük yapamayacak.
Lâkin başka bir mesele var:
Bugün bir yavru kediye işkence eden bu kişilerin yarın bir insana zarar verme ihtimali oldukça yüksektir.
Hukuki literatürde bunlara "Suça Sürüklenen Çocuk" deniyor.
Çok can yaktılar. Masum insanların hayatını kararttılar.
Ve giderek çoğalıyorlar. Gruplar hâlinde gezerek etrafa sataşıyorlar. Kendilerinden güçsüz olanlara saldırmak için bahane arıyorlar.
"Güvenli Sokaklar", mahalledeki gariban bir köpekle uğraşarak değil, bu çocukların yarattıkları tehlikeyi ortadan kaldırarak oluşturulabilir.
SARAR İLKOKULU’NDA NELER OLUYOR?
Ankara’nın göbeğinde…
Millî Eğitim Bakanlığı’nın hemen yakınında…
Bir okulda üç kadın öğretmen aylarca mobbinge maruz kaldıklarını söylüyor.
Dilekçe veriyorlar.
Tutanak tutuyorlar.
Tanık gösteriyorlar.
İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü’ne gidiyorlar.
İl Millî Eğitim Müdürlüğü’ne gidiyorlar.
Çalmadıkları kapı kalmıyor.
Çünkü iddialara göre öğretmenler;
“Okulun sahibi benim.”
“Sizi paramla satın alırım.”
“Açlıktan nefesiniz kokuyor.”
“Çekil önümden.”
“Ben istersem izin veririm.”
“Nereye şikâyet ederseniz edin.”
gibi ifadelerle karşılaşıyor.
İddialara göre öğrencilerin ve velilerin önünde azarlanıyorlar.
Mesleki itibarlarının zedelendiğini düşünüyorlar.
Hazırlamak istedikleri gösteri ve törenlere izin verilmediğini belirtiyorlar.
Ve bütün bunların bir bütün olarak mobbing oluşturduğunu savunuyorlar.
Bu yüzden dilekçeler yazılıyor.
Bu yüzden tutanaklar tutuluyor.
Bu yüzden üç öğretmen aylarca mücadele ediyor.
Ama asıl hikâye bundan sonra başlıyor.
Çünkü öğretmenler çoğu zaman yaşadıkları baskıdan değil, o baskıyı şikâyet ettikten sonra yaşadıklarından yoruluyor.
Yalnızlaştırılıyorlar.
Dışlanıyorlar.
Sorun çıkaran kişi ilan ediliyorlar.
Sonra dosya kapanıyor.
Sonuç kısmına şu cümle yazılıyor:
“İddialar sübuta ermemiştir.”
Ve ardından…
Müdür görevine devam ediyor.
Öğretmene ise görev yeri değişikliği çıkıyor.
İşte tam da bu noktada eğitim camiasında şu algı büyüyor:
“Şikâyet edilen kalıyor, şikâyet eden gidiyor.”
Dün Ağrı’da…
Bugün Ankara’da…
Yarın başka bir şehirde…
İsimler değişiyor.
Okullar değişiyor.
Ama hikâye değişmiyor.
Millî Eğitim Bakanlığı’na ve Ankara İl Millî Eğitim Müdürlüğü’ne soruyoruz:
Üç öğretmenin aylarca verdiği mücadelenin karşılığı bu mu?
Sarar İlkokulu’nda neler oluyor?
Ve bu hikâyeyi daha kaç öğretmen yaşamak zorunda kalacak?
@cankayailcemem@MemAnkara@mebpgm@meb_ogm
📢 TÜRKİYE, YAŞAM NÖBETİNDE! 🐾
7527 sayılı yasaya karşı, 5199’un ruhunu yaşatmak için alanlardayız! 🛡️
Bizler, görmezden gel diyenlere inat, sokaktaki canlarımızı savunanlarız. 🐕🐈
Nöbetimiz büyüyor, sesimiz yükseliyor!
📣 Henüz katılmayan illerimiz, ilçelerimiz; bu sorumluluk hepimizin. 🌏
Neden Nöbetteyiz?
Çünkü yaşam hakkı pazarlık konusu yapılamaz.
🚫🐾
Ne Zaman?
Hemen Şimdi! ⏰
Nerede? Her yer! 📍
Sokakları sahipsiz, canları yalnız bırakmıyoruz.
Kendi bölgende nöbeti organize etmek ve bu mücadeleyi büyütmek için bize katıl! 🤝🔥
YAŞAM İÇİN, ADALET İÇİN, NÖBETTEYİZ! 🐾⚖️✊
.
.
#YaşamNöbeti #SokakHayvanlarıSahipsizDeğil #5199Yaşatır