“Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını aramayı alışkanlık haline getirmiş uluslar önce onurlarını, sonra özgürlüklerini, daha sonra da geleceklerini kaybetmeye mahkumdur.”
Erdoğan: "Avrupa'nın kimi ülkelerinde yaşanan olaylardan cesaret alarak benzer bir teşebbüsün hayalini kuranlar varsa şunu bilsinler ki Türkiye sokakta bulunmamıştır.
Sokağa teslim edilecek bir ülke de değildir."
AKP'li Şamil Tayyar: "Yenişafak Yazarı İhsan Aktaş’ın külliyedeki kadrolaşmaya dair çarpıcı bir tespiti var:
'Hiçbir vasfı ve meşruiyeti olmayan insanlar külliye merdivenlerine kolayca tırmandırılınca bu vasıfsızlıktan geriye ülkeyi dolandırmak kalıyor.'
Bu tespit, genel bir soruna işaret ediyor aslında.
Siyaset kurumu da genel bürokrasi de bundan azade değil.
Bağışıklık sisteminiz güçlüyken bünyede barındırdığınız mikroplar sizi yatağa düşürmez.
Bağışıklık zayıflayınca görün, şimdi olduğu gibi.
Bahane yok, artık tedavi zamanı."
Erdoğan: “Bizim ne basın özgürlüğüyle ne de gazetecilerle bir sorunumuz yoktur.
Türkiye’de yüzlerce her çeşitten kanallar var ve hepsi özgürce yayın yapıyor.
Yalan içermediği sürece herkes istediğini konuşuyor. Biz de bu farklı sesleri memnuniyetle karşılıyoruz.”
#SonDakika | İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Barosu başkan adayı Av. Prof. Dr. Osman Korkut Kanadoğlu hakkında, genel kurulda yaptığı konuşmada sarf ettiği sözler nedeniyle resen soruşturma başlattı. (Rojda Altıntaş)
AKP'li Şamil Tayyar: "Sanıyorum yakın zamanda Siyasi Partiler ve Seçim Kanunu’nda bazı düzeltmeler yapılacak.
Sebebi, erken seçim tarihini şimdiden belirlemek gerekirse, mevcut yasalardan kaynaklanan “60 günlük süre” ve “memurların istifası” gibi olası sorunları gidermek.
Bu düzeltmelerden sonra Kasım 2027 veya Mart/Nisan 2028’de seçim öngören kanun teklifi meclise getirilebilir.
Artık seçim havasına yavaş yavaş girmeye başlıyoruz."
“Fransız Devrimciler için millet, özgür ve eşit yurttaşlardan oluşan bir topluluktu. Özgürdüler çünkü keyfî ve Tanrı vergisi sayılan monarşik yetkiler pahasına, yasaları kendileri yapma hakkına sahip egemen bir halk olduklarını ileri sürmüşlerdi. Eşittiler çünkü hiçbir şehir, eyalet, zümre ya da dinî grubun ayrıcalığı bu yasalara karşı duramayacak şekilde, herkes o yasalara eşit biçimde tâbiydi. Devrim, Fransa'yı baskıdan kurtulmuş bir özgürlük ülkesi anlamında bir patrie'ye (ana vatan) dönüştürmüştü. Bu patrie'yi yabancı tiranlara karşı savunmak için 1791'den sonra, İsviçreli ya da Alman paralı askerlerden değil Fransızlardan oluşan, profesyonel askerlerden ziyade yurttaşlardan müteşekkil devrimci ordular kurulmuştu. 1791 ve 1792 gönüllüleri burjuva milislerinden ya da Ulusal Muhafızlardan geliyordu; 1793-94'teki levée en masse (kitlesel seferberlik) ise 1 milyon kişilik bir halk ordusu yaratacaktı.”
Robert Gildea, Barikatlar ve Sınırlar: Avrupa 1800-1914 çev. S. Erdem Türközü
Ülkeyi yöneten ideoloji İslamcılık değil, hiçbir zaman da olmayacak. İslamcılık, en büyük hedefi para ve ikbal olan bu faydacı ve piyasacı düzene insanların rıza göstermesi için kendilerine anlatılan masalların konulduğu paketin üstündeki süslü kurdela.
Bu zamana kadar pek çok kez ağzından köpük saçarak infial yarattığı skandalların hiçbirinde sözlerinin hedefindeki kişiler görevinden alınmasını sağlayamadı bu adamın, çünkü bu devletin idamesi için vergi ödeyen vatandaşları olarak hiçbirimizin ‘gardaşım İlham’ kadar baskı gücü yok bu ülkede. Neyi savunursak savunalım ya da sayımız kaç olursa olsun.
2016'da olağanüstü kurultay sürecinde koltuğunu kaybetme tehlikesiyle karşılaşan Bahçeli, iktidarla işbirliği yaparak MHP genel başkanlığını korudu. MHP'nin desteği sayesinde AKP, Haziran 2015 seçimlerinde kaybettiği gücünü yeniden kazanırken Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçerek parlamentoyu büyük ölçüde devre dışı bırakabildi. Bu işbirliğinden doğan Cumhur İttifakı, Türk milliyetçisi ve muhafazakâr seçmenleri konsolide ederken AKP'den uzaklaşan seçmenleri de böylece ittifak içinde tutabildi. Bu dönemde Rusya ile paralel yürütülen dış politika, Türkiye'ye Orta Doğu ve Kafkasya'da belli bir hareket alanı sağladı ve Batı'dan gelen baskıların etkisini sınırladı.
Ancak 2024 yerel seçimleri, Cumhur İttifakı'nın sandıkta kazanmak için artık tek başına yeterli olmadığını gösterdi. Bu yenilginin ardından iktidar stratejisini değiştirdi. Seçim kazanma potansiyeli taşıyan rakipler hapse atılırken, öne çıkan CHP ağır baskıya maruz bırakıldı. Muhalefeti bölmek amacıyla Öcalan üzerinden yürütülen müzakerelerle Kürt siyasi hareketi nötralize edildi; Kılıçdaroğlu merkezli operasyona verilen destekle CHP de iktidarla işbirliği yapan bir çizgiye çekildi. Ayrıca, iktidar, Trump'ın yeniden başkan seçilmesinin ardından Batı ittifakında yaşanan değişimlerden yararlanarak Orta Doğu'da kendisine yeni bir hareket alanı da açtı.
@kilicdarogluk ve ekibi, bu işbirliği sayesinde kaybettikleri CHP yönetimine ve partinin aldığı büyük miktardaki Hazine yardımına yeniden ulaştı. Sandıktaki destekleri büyük ölçüde erimiş olsa da, kısa vadede bu kaynaklara, orta vadede ise rejimin seçim yoluyla değişmeyeceği beklentisine güvenerek rahat hareket edebileceklerini düşünüyorlar. Kılıçdaroğlu'nun da bu işbirliğinin karşılığında iktidarın belirleyeceği seçim tarihine, izlediği maceracı dış politikaya ve hatta anayasa değişikliklerine onay vereceğini düşünüyorum. Böylece iktidar, muhalefet içinde pazarlık yapabileceği ikinci bir ortak bularak daha az tavizle daha fazla destek elde edebileceği yeni bir siyasi düzen kurabilecek.
Bütün bunlar gözlerimizin önünde yaşanıyor. Dolayısıyla bu gelişmeler karşısında “Biz Kılıçdaroğlu'nu desteklemiyoruz ama baba ocağı terk edilmez” diyerek CHP'de kalmaya devam eden siyasetçilerin sessizliği bize çok şey anlatıyor.
1925 yılında askerler için basılan din kitabı...
Devlet, yetişme çağındaki Türk gencini birkaç yıl askerlik için görevlendiriyor. Ona, yaşamla ilgili pek çok şey aşılıyor. Bunlardan biri de din...
Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, Türk gencinin dini bilgiler edinmesi için sade ve anlaşılır bir ilmihal arzuluyor ve bunun için Diyanet'ten eser talep ediyor.
Dikkatinizi çekerim, bu talep ederken Türk gencine "çalışkanlık" zihniyeti aşılayabilmek adına, bir Müslümana çalışkan olmayı salık veren ayet ve hadis kaynaklarının da ilmihalde önemli yer tutmasını arzuluyor.
Akseki Hocaefendi bu eserinde namaz ve oruç gibi ibadetler hakkında bilgi vermek yanında sağlık, çalışma, ticaret, ziraat, sanat ve hüner, iktisat ve ahlak gibi konularda Müslüman Türk gencine bir esas oluşturuyor.
Yani arkadaşlar, Atatürk Türkiye'sinde Türk gencini çalışkan birey haline getirmek, onun yaşamın her alanına bakışını takviye etmek için İslamiyet bir düstur olarak konumlandırılıyor.
Atatürk'ün din ve İslam düşmanı olduğu, mevkii ve konumunu toplumu İslam'dan uzaklaştırmak için kullandığı hatta tüm kariyerini bu amaca vakfettiği yönünde atılan iftiralara karşı esaslı bir gerçek.
İslamiyet'e düşmanlık eden bir zihin, İslamiyet'ten uzaklaştırmak istediği topluma çalışmayı, ahlakı, sağlığı ve ticareti İslam düsturuyla öğretmek ister mi?
📌Turkcell, Türkiye'nin en gözde şirketiydi.
Büyük Ortak Çukurova Holding (Karamehmet), Ziraat Bankası'ndan 1.6 milyar dolar kredi almış ama ödememişti. Karamehmet'in borçları nedeniyle hisseleri Ziraat Bankasına geçmişti. Ziraat Bankası böylece Turkcell Holding'in de büyük ortağı oldu. Akabinde Turkcell Holding'in diğer ortağı olan Telia da paylarını 500 milyon dolara Ziraat'e sattı ve çıktı. Ardından Turkcell 2020'de Türkiye Varlık Fonu'na devredildi.
📌İstanbul Finans Merkezi (İFM) inşaatı Ağaoğlu, İntaş ve YDA konsorsiyumu tarafından yüklenilmişti.
Arazi Emlak Konut GYO'nundu, kat karşılığı bu müteahhitlere verilmişti.
Fakat yükleniciler yıllar süren inşaatı bitiremedi. 2019'da müteahhitlere yaptıkları işlerin parası ödenerek tasfiye edildi.
Yeni müteahhitlerle anlaşılarak inşaat Varlık Fonu tarafından tamamlandı. İnşaat neredeyse 3 misline mal olmuştu, halkın vergileri ile finanse edilmişti.
‼️Şimdi halkın vergileri ile 2.1 milyar dolar harcanarak Varlık Fonuna katılan Turkcell, yine halkın vergileri ile 3.5 milyar dolar harcanarak varlık fonuna katılan İstanbul Finans Merkezinin bir bölümünü 330 milyon dolar ödeyerek satın almış.
Bir şey anlamadım ben tam olarak n'olmuş oluyor şimdi? Fonumuza mı koyuyorlar???
NOT: Tabii burada sorulacak pek çok farklı sorular da var. Örneğin, Türkiye dünyanın en çok tarım ürünleri ithal eden ülkelerinden biri haline gelmişken, ülkemizde çiftçi sayısı bariz düşmüşken, ekilebilir arazilerimiz ciddi anlamda azalmışken, tarım ve hayvancılığı destekleyip, kırsal kalkınma için finansman sağlaması gereken Ziraat Bankası'nın bir teknoloji şirketine 1.6 milyar dolar kredi vermesi, Ağaoğlu gibi batık müteahitlere milyar dolarlar ödemesi yani kısacası görev alanı dışında saçma sapan faaliyetler içinde olması da asıl sorgulanması gereken kısım burada.
#bist #bist100 #ZiraatBankası #TCELL #TVF #altın #CevdetYilmazistifaEt #fonmağdurları #FONdarbesi #BorsaMağdurları #hissemağdurları #PBLK #VarlıkFonu #Borsadasoygunvar #GüçlüMilletGüçlüTürkiye #cuma
“Yunan Ta Nea gazetesi, Hakan Fidan ile röportaj yaptı. Savaş sebebi saydığımız 12 mil kararı için ‘Biz bunu casus belli (savaş sebebi) olarak nitelendirmiyoruz. 1995'te alınmış bir bildiri, kanun değil’ dediğini yazdı. Atina, Türkiye'nin 31 yıldır taviz vermediği tezini yumuşatan açıklamayı sevinçle karşıladı.”
@memreozturk ‘ün haberi 👇🏽
Dün istifa etti denilmişti. Resmi gazeteden bu sabah öğreniyoruz ki görevden alınmış.
Demek ki neymiş?
Kimse kendi başına karar verip istifa edemezmiş.
Bırakın sosyal medyayı, evlerde tüplü televizyonun bile olmadığı, şu olayların toplum tarafından anlamlandırılmasının çok zor olduğu yıllarda şöyle bir senaryoyla film çekmek farkındalık yaratmak adına çok büyük icraattı. Rahmetli büyük sanatçıydı, sanatı da hep bu amaçla yaptı.
Çünkü Murat batık fonlar aracılığıyla 163 milyonunu 4 ayda 2,2 milyar TL yaptı!
Çünkü Murat'ın evinden 7 milyon Dolar, 400 bin Euro çıktı!
Çünkü Murat kızkardeşine 221 milyon TL havale etti!
Çünkü Murat milleti dolandırarak kazandığı 20 milyarla yurt dışına kaçtı ve geri dönmedi!
Ahmet Hakan ‘Gereğini yaparken’ aklımızla alay etmeye devam ediyor. Her gün ‘Erdoğan çok kızdı’ diye yazıyor. Halkta şunları soracak kadar zeka olmadığını düşünüyor: “Erdoğan madem çok kızdı, neden vurguncuların listesini açıklamıyor, skandalın göbeğindeki kurumların yöneticilerini neden görevden almıyor, neden Fonzi Fatma elini kolunu sallayarak geziyor.”
Sadece ‘Erdoğan kızdı’ stratejisiyle tek adam rejiminde tüm yetkilere sahip Erdoğan’ın hiçbir sorumluluğu olmadığı algısı yaratmak istiyorlar.
Son yıllarda Türkiye'nin uluslararası arenada etkinliğinin arttığına dair yanlış bir kanı ulusal medyada sıklıkla tekrarlanıyor. Halbuki son 10 yılda AKP hükümeti, jeopolitik gelişmelerin sunduğu fırsatları büyük ölçüde kendi iktidarını sağlamlaştırmak ve muhalefeti baskılamak için kullanarak önemli bir avantajı kaçırdı. Gelinen noktada Türkiye, hızla değişen uluslararası sistemde oluşan blokların dışında kalma ve liderler arasındaki kişisel ilişkilere bağımlı bir dış politika izleme riskiyle karşı karşıya.
Trump'ın yeniden iktidara gelmesiyle Türkiye-ABD ilişkilerinde belli bir denge sağlanmış olsa da, bunun Demokratların yönetiminde sürdürülmesi oldukça zor. Üstelik Trump yönetimine yakınlaşırken 2023 öncesinde Putin'le kurulan ilişkilerin seviyesi de önemli ölçüde düştü. Ayrıca Trump'ın desteğini korumak adına Mekke İttifakı'na girilmesiyle Türkiye, sonu belirsiz bir çatışmanın içine çekilme riskini de üstlendi.
AB ise Türkiye'deki iktidara, göçmenleri ağırlamaya devam ettiği ve bölgede istikrarı koruduğu sürece destek veriyor olabilir. Ancak savunma ve ticaret alanlarında kapılarını Türkiye'ye kapadı. Özellikle otomotiv sektörünün Avrupa pazarının fiilen dışında bırakılması, Türkiye'nin imalat sanayisinin en önemli sektörlerinden birini orta ve uzun vadede ağır biçimde etkileyecek.
Türkiye'nin uluslararası görünürlüğü ile dış politikadaki gerçek kazanımlarını birbirinden ayırmak gerekiyor. Liderlerle kurulan kişisel ilişkiler, kalıcı ittifakların ve kurumsal işbirliğinin yerini tutmuyor.
Plan ve Bütçe Komisyonu'nda 14 Ekim'de bir toplantı yapılıyor.
İyi Parti Milletvekili @55erhanusta çok önemli bir açıklama yapıyor.
1-16 Eylül tarihleri arasında yani fon krizi patlamadan hemen önce
📌 Tera bağlantılı fonlardan 168 kişinin kişi başı 100 milyon TL ve üzerinde satış yaptığını,
📌 Pusula bağlantılı fonlardansa 272 kişinin 50 milyon TL'yi aşan satış yaptığını,
Toplamda 401 milyarlık çıkış yapıldığını ifade ediyor.
SPK İkinci Başkanı Ahmet Aksu ve MASAK Başkanı Hasan Kaymak buna cevap veremiyor.
MASAK Başkanı diyor ki: "Biz bunları araştırdığımız zaman büyük çaplı hareketleri, Sayın Vekilimin bahsettiği 300 milyon, 500 milyon gibi euroluk öyle hareketleri göremiyoruz, sistemin her tarafına baktık, onu açık söyleyeyim.”
Kaymak ayrıca yurt dışındaki şirketler arasında menkul kıymet virmanı veya kripto varlık aktarımı gibi yöntemlerin doğrudan izlenemeyebileceğini anlatıyor. Şüpheli işlem bildirimlerinin risk esaslı sistem üzerinden geldiğini, finansal kuruluşların işlemlerini önceden tek tek MASAK'ın onayına sunmadığını belirtiyor.
Halbuki Kaymak'ın göremediğini söylediği büyük çaplı para hareketleri, özellikle yurt dışına para çıkarılması iddiasıyla ilgili. Bu açıklama, 440 kişinin 401 milyar TL'lik fon satışı yapmadığını göstermiyor.
SPK'ya soruyorlar, SPK İkinci Başkanı Ahmet Aksu cevabında 440 kişi, 401 milyar TL veya 168 kişi rakamlarını ele almıyor. Bunun yerine SPK'nin fon rehberi hazırlığı, nitelikli yatırımcı eşiğinin yükseltilmesi, TEFAS altyapısındaki değişiklikler, Borsa İstanbul ve savcılıktan gelen bildirimlerin incelenmesi, uygulanan yaptırımlar ve 17 Eylül'deki tasfiye kararını anlatıyor.
Düşünebiliyor musunuz? En önemli araştırılması gereken şey, 16 Eylül'den önce Tera ve Pusula fonlarından toplam 401 milyar liralık çıkışı kimlerin yaptığı, sistemin nasıl buna müsaade ettiği olması gerekirken, ne SPK İkinci Başkanı ne MASAK Başkanı bu yönde bir bilgi veremiyor...
BİLGİ:// Savcılar İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat'ın bir şahsa neden 50 TL havale yaptığını sordu.
SON DAKİKA | MSCI, Türkiye endekslerindeki değişiklikleri dondurdu.
Endeks sağlayıcı MSCI; Türk hisselerinde fonlar üzerinden yapılan koordineli işlemler ve fiili dolaşımdaki şaibeler nedeniyle, Türkiye endekslerindeki yeni hisse girişlerini, pay artırımlarını ve yukarı yönlü tüm revizyonları dondurduğunu açıkladı.
Kurum, Haziran 2027'ye kadar yeterli şeffaflık ve denetim adımları atılmazsa Türkiye'nin "Gelişmekte Olan Piyasalar" (Emerging Markets) statüsünden düşürülebileceği uyarısında bulundu.
Mehmet Şimşek bunu engellemek için Asrın Vurguna müdahale etti. 10 ay gecikmeyle alınan kararla krizin patlamasını engellemedi.
Şimdi de öne siyasi ve burokrasiden bir kaç isim atıp, sistemin kendisi olan rejimi, büyükbaşları koruma çabasındalar.
MSCI da bunu görüyor. Şimşek'in korktuğu başına geliyor.
Yeter artık. Gidin. Dolup taşan cepleriniz, operasyoncu beyniniz bu ülkeye dünü, bugünü kaybettirdi. Gidin de geleceği kurtaralım.