istanbula şu kötülüğü yapan amerikan yavşağını, sırf araba kullanımını artırmak için şehrin her yerindeki tramvayları yok edip asfalt döktüren iti, asıldı diye kahraman zannediyorlar. Memleketin başına gelmiş en kötü şeylerde top 3’tür belki de birincidir.
Eleme maçlarının hepsinde biletler ‘güvenilir’ sponsorlar kanalıyla 2-3 kademeli referans süzgecinden geçirilerek insanlara dağıtıldı, protesto olur ya da istenmeyen sloganlar atılır korkusuyla milli takımla halk arasında zaten koca bir güvenlik bariyeri vardı, 20 yıl önce olduğu gibi gişeden bilet alıp milli takımı izlemek artık koca bir hayal iken bütün bunlardan haberi olmayan ve hâlâ içinde çocuksu bir heyecanla dünya kupasının başlamasını bekleyen insanlar altta isyan ediyor. Bu ‘milli’ takımın size ait olduğu özgüvenini hangi yüce gönüllü yetkili bahşetti de böyle saf ve temiz beklentilere düçar oldunuz acaba.
Berkin Elvan böyle uğurlanmıştı; halk, evladına işte böyle sahip çıkmıştı. Bir gün hepsinin heykelini Gezi Parkı’ndaki ağaçların hemen yanına dikeceğiz.
•Akın Gürlek’in tapuları
•Okul saldırıları
•İmara açılan ormanlık alanlar
•Otoyolların özelleştirilmesi
•Kanal İstanbul
Daha niceleri Bunak Hain yüzünden konuşulmuyor bile
Kılıçdaroğlu destekçisi Bülent Kuşoğlu, T24'e konuştu:
-Şimdi bir iktidar değişikliği sırasında devlet bu seçimi yapıyorsa, milletvekili seçimlerini yüzde 1-2 etkileyebiliyor. Tüm dünyada bu vardır, bizde de etkileniyor. Cumhurbaşkanlığı seçiminde etkisi daha fazla oluyor. En azından bu bir faktör. Bunun ötesinde tutukluların yakınlarını etkilemek, güneydoğudaki oyları etkilemek, iltica etmiş vatandaşların oylarının sayılması gibi birçok konu var. Yani devletin yüzde 2’yi devletin manipüle edebilmesi çok kolay aslında. Türkiye seçimleri yapabilen bir ülke ama seçim manipülasyonu da yapılıyor Türkiye'de.
-(Devlet aklının CHP'ye uygun gördüğü bir muhalefet biçimi var sanki sorusuna cevaben) Devlet aklı önemli.
-Türkiye’de devlet aklını küçümsememek lazım. Şu anda da siyaset çok zayıfladığı için, parlamento zayıfladığı için, siyasetçi zayıf olduğu için devlet aklı ön planda.
-Sayın Erdoğan iktidara ilk geldiği zamanki İslamcı ideolojiye sahip mi şu anda? Değil. Geldiği zaman Türk milliyetçiliği ile ilgili düşünceleri de çok farklıydı biliyorsunuz, şu anda çok farklı. Batı ile ilgili de aynı şekilde. Bugün Batı ile ilişkilerin olmadığını söyleyemezsiniz.
-Yani İttihat Terakki nasıl o üç akımı mezcetti, birleştirdi, öyle iktidardı…Tayyip Erdoğan da bu üç akımı birleştirdi gibi bir durum var. Ama Tayyip Erdoğan kendisi mi yapıyor bunu, devlet aklı mı?
-Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi sadece Erdoğan üzerine inşa edilmiş vaziyette. Ondan başka hiç kimsenin bu rejimi, bu sistemi götürmesi mümkün değil. Dolayısıyla Erdoğan sonrasında Türkiye’yi bir kaos, karmaşa bekliyor. Onun için de o devlet aklı, bürokratik aklı bir şeyler yapmaya çalışıyor sanki kendine göre. Doğru mu yapıyor, yanlış mı yapıyor onu bilmiyoruz. Sıkıntımız orada.
-Çok hassas bir dönem. Devletin içinde mücadele var, AKP’nin içinde mücadele var, MHP’nin içinde mücadele var. Böyle bir ortamda CHP’ye bu müdahale nereden yapıldı? Hangi akıl tarafından yapıldı? Bunları da bilmemiz lazım. Onun için oturup konuşmamız lazım. Onun için diyaloga ihtiyacımız var.
-Adayımız Özgür Bey de olabilir, Mansur Bey de olabilir, bir başkası da olabilir. Cumhuriyet Halk Partisi'nde aday diğerlerine göre çok fakat bu sistem gerçek aday olması gerekenleri de ortaya çıkarmıyor maalesef.
-Çok bilinçli bir kampanya Kemal Bey'i linç etti. Çubuk'taki fiziki linç olayında ben Kemal Bey’in yanındaydım. O linç olayı bu linç olayı kadar etkilemedi Kemal Bey’i. Bu linç var ya, sosyal medyadaki linç… Çok etkiledi onu.
-Kemal Bey artık eşi ve çocukları için yaşıyor.
-Ekrem Bey meselesi siyasi bir mesele bir kere. Hukuki bir mesele olmaktan öte. O konuda parti olarak yapabileceğimiz Ekrem Bey'in yanında durmak. Onun dışında başka bir şey yok. Hep beraber tüm arkadaşlarımızın yanında durmalıyız.
15 yaşındayım. En yakın arkadaşım Pınar ile birbirimizde kalmış gibi yapıyor, çift katlı otobüse binip Taksim'e gidiyoruz. Haliç sonrası boğazımız yanmaya başlıyor, her şeyden haberimiz var ama hiçbir şeyden haberimiz yok.
O zamanlar tek hayalim iyi bir fotoğrafçı olabilmek, gördüğüm duvar yazılarını/yerdeki biber gazı kapsüllerinin fotoğrafını çekiyorum. O günlerde "beni biraz böyle hatırla" diye bir şarkıya takmışım, Gezi Parkı'nın zeminine spreyle "bizi biraz böyle hatırla tayyip" yazıyorum, 15 yaşındayım.
Hiç tanımadığımız insanlar "kardeşim" diye sesleniyor, Gezi'de herkes canının derdini bırakıp bize sahip çıkmaya çalışıyor. İsmi çok garip bir abi var, 19/20 yaşlarında ve hayatımda gördüğüm en komik insan. Bizi sürekli güldürmeye çalışıyor. Yanında da gümrükçü başka bir abi, kendi battaniyesini bizim üstümüze örtüyor. Önce bize yemek buluyorlar, sonra kendi karınlarını doyuruyorlar.
Ergen ve Fenerbahçe'liyim ama o parkta Çarşı'yı öğreniyorum. O kadar güçlüler ki gözümde, ben artık Çarşı'lı olacağım diyorum ama gönül ya :) Fenerbahçe'yi de bırakamıyorum. Kaba saba abiler, nasıl böyle güzel gülümseyebiliyorlar aklım almıyor. Düşünüp duruyorum.
En çok "kurabiye tayyip" sloganında eğleniyorum, "nereden akıllarına gelmiş bu" diye gülüp gülüp duruyorum. Herkes aynı şeyi konuşuyor; "en çok bu slogana sinirlenmiş beyefendi, bunu sık söyleyelim."
Eve dönüyorum, eve döndüğümde hiç farkına varmadan büyümüş oluyorum ama hala tazecik kalbim. Sonra Ali İsmail'i tekmeliyorlar bir sokakta, kalbim onunla birlikte soluyor. Facebook'ta albüm albüm gezip Ali İsmail'in fotoğraflarını arıyorum, bir kalabalıkta onu bulmanın ümidiyle.
İşte o günden beri, o haberi duyduğum günden beri ana haber bülteni seyredemiyorum. Bütün o işleyiş hep aynı haberi duyuracak gibi geliyor; "Üniversite öğrencisi Ali İsmail Korkmaz hayatını kaybetti."
Büyürken herkese onu anlatıyorum, canım Emir Can İğrek yıllar sonra bi şarkısında "tekmele tekmele ölmedi Ali, onun gibiyim inatla" diyor. "Evet" diyorum duyar duymaz, "ben de Ali gibiyim."
Tekmeleyin, vurun, kırın. Bizi eksiltmek için elinizden geleni yapın ama düşüncelerimizi, zihnimizden geçenleri, bu ülkeye olan sevdamızı öldüremeyeceksiniz. Ali İsmail giderken yerine başka Ali'ler bıraktı, ama sizden bir tane daha yok. Hepiniz gideceksiniz, biz kalacağız. O ağaçlara sarılıp, sizin kötülüğünüzü anlatacağız. Anlatacağız ki; bilinsin kıymetimiz. Kıymet bileceğiz, kıymetimizi bilenleri seçeceğiz.
Ali İsmail... Bana, nice genç arkadaşıma "yaşamayı" miras bırakan canım Ali İsmail. Sırtımızı dönersek namerdiz. Tayfun Kahraman'ı, Selçuk Kozağaçlı'yı, Can Atalay'ı, Çiğdem Mater'i alana kadar bu davadan dönmek yok. Emanetin emanetimiz canım Ali İsmail.
Şimdi 28'im, tam da mücadele dolu günlerden geçerken bir ara sokakta o üniformalıları gördüğümde aklımda hala sen varsın. 28'im, Saraçhane'de tekmelenen genç kardeşlerime elimi uzatırken aklımda sen varsın. 28'im, çevik kuvvet omurgama tekme atarken aklımda sen varsın.
28'im ve seni her mücadelede daha çok özlüyorum. Çocuklar özgür doğduğunda kavuşacağız canım Ali'm.
Sayın Kılıçdaroğlu’na güvenim tamdır. SSK’yı batırdı, CHP’yi batırdı, seçimleri batırdı ve Allah’ın izniyle cumhur ittifakını da batıracaktır. Rabbim bu kutlu mücadelesinde onun yâr ve yardımcısı olsun.
Basına yansıyan haberlerde; Cumhuriyet Halk Partisi yönetimine hukuken son derece tartışmalı bir ihtiyati tedbir kararıyla getirilen ve kamuoyunun geniş kesimlerinin tepkilerine rağmen bu görevi kabul eden Kemal Kılıçdaroğlu yönetimi tarafından gerçekleştirileceği belirtilen bazı satışlardan elde edilecek gelirin derneğimize bağışlanmasının planlandığı öğrenilmiştir.
Derneğimiz, kuruluşundan bu yana Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda; hukukun üstünlüğünü, demokrasiyi ve hukuk devletini savunan, temel hak ve özgürlüklerin korunması için mücadele eden ve çalışmalarını partiler üstü sürdüren bir sivil toplum örgütüdür.
37 yıldır kararlılıkla savunduğumuz bu ilkeler gereği; demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları olan siyasi partilerin, özellikle de ana muhalefet partisinin yönetimine, olağan demokratik süreçler ve kurultay iradesi dışında kayyum niteliğinde bir müdahaleyle getirilen bir yönetimden gelecek herhangi bir bağışın derneğimiz tarafından kabul edilmesi mümkün değildir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
CHP Genel Merkezi bahçesindeki araç görüntülerinden sonra Özgür Karabat, “İlk kez açıklıyorum” diye anlattı:
-İki araç da partinin parasıyla alınmış, faturaları mevcut.
-Araçlardan biri 2022 yılında Kılıçdaroğlu tarafından alınmış ve kullanılmış. O aracı oraya koyanlar bunu bilmeyecek kadar cehalet sahibi veya daha kötüsü kötü niyetli.
-Kılıçdaroğlu, Çubuk’ta saldırıya uğradıktan sonra, Erdoğan Toprak, Aziz İhsan Aktaş’tan bir zırhlı araç almış ve Kılıçdaroğlu’nun kullanımıma sunmuştu. Kılıçdaroğlu, Aziz İhsan Aktaş’ın zırhlı aracını 1,5 yıl boyunca kullanmıştı.
Evi camdan olan başkasının evine taş atmasın! Bizden söylemesi.
Bak Özgür efendi sadece bir TOMA'nın üstüne çıkman bile milleti nasıl heyecanlandırdı, umutlandırdı. Bu halkı arkana almak için yapman gerekenler esasında çok basit. Biraz yürek sadece. Biraz cesaret.
Demokrasimizin en dip anındayız. Benim gibi şu anda Halk TV ekranında bu anları izleyen Kemal Kılıçdaroğlu bu hale getirilen genel merkeze girip "Ben Genel Başkan'ım, ben CHP Genel Başkanı'yım" diyecek öyle mi? Vallahi bravo!.
Patara plajının kumlarını çaldılar.
Öyle üç beş kürek değil, 2 bin 168 kamyon dolusu çaldılar.
Göz göre göre talana herkes göz yumuyordu. Bir kişi hariç… Namuslu bir orman muhafaza memuru, sessiz kalmadı, hırsızlığı yargıya taşımak üzere zabıt tuttu.
Akp'nin Kaş ilçe yöneticisi müdahale etti, sakın zabıt tutma, biz bölge müdürünü aradık, sen burnunu sokma dedi.
Orman muhafaza memuru kabul etmedi, “değil bölge müdürü, cumhurbaşkanı bile gelse ben bu zaptı tutarım” dedi.
Vay sen misin bunu diyen…
Kaş kaymakamı derhal devreye girdi, orman muhafaza memuru derhal görevden alındı, cumhurbaşkanına hakaretle suçlandı, apar topar lojmanından bile atıldı.
E yok öyle tabii… Bu defa, Tarım Orman İş Sendikası'nın namuslu yöneticileri müdahale etti, Kaş kaymakamı geri basmak zorunda kaldı, orman muhafaza memuru görevine iade edildi.
Olay medyaya yansıdı.
Patara kumlarının nereye götürüldüğüne dair, hangi özel plaja döküldüğüne dair haberler çıktı.
Vay sen misin bu haberlere sebep olan… Hadi bakalım, müfettiş raporu bile olmadan, orman muhafaza memuru yine görevden alındı.
Bölgedeki diğer muhafaza memurları tehdit edildi, "sesinizi kesmezseniz, sizin sonunuz da aynı olur" filan denildi.
Namuslu orman muhafaza memuru geri adım atmadı, sendika aslanlar gibi direndi. Kaş kaymakamı hakkında suç duyurusunda bulunuldu, olay iyice dallanıp budaklandı, üstü örtülemez hale geldi, mecburen savcılık soruşturması açtılar.
Böylece, hırsızlığın çok daha büyük boyutlarda olduğu ortaya çıktı.
Depolanmış halde 3 bin kamyon kum ele geçirildi.
Namuslu orman muhafaza memuru ikinci defa görevine iade edildi.
Bu memur olmasaydı,dünya varolduğundan beri duran, mitoloji hazinesi, antik çağın başkenti, insanlığın mirası, Türkiye'de eşi olmayan yer, carettaların evi Yağmalanıyordu.
Bu memurun yüreği sayesinde her şey duyuldu ve durduruldu.
Tek başına başkaldıran bu namuslu orman muhafaza memurunun ismi ne biliyor musunuz?
Umut!
Umut Utku.
Vatana millete hayırlı evlat olsun temennisiyle yetiştiren annesi babası, geleceğe dair beklentilerini isim olarak vermişler oğullarına… Oğulları da isminin hakkını vermiş.
Hani bazen karamsarlığa kapılıp soruyorsunuz ya, umut var mı diye? Var dostlarım.
Umut'ları var bu ülkenin. Böyle yiğit, onurlu şerefli insanları hala var bu ülkenin.
Bir kişi bile kalsa, her şeyi değiştirmeye gücü yeten Umut'ları var...
Eskiden Bilgi’nin orada yaşardık. Çocukları hafta sonu üniversite bahçesindeki festivallere götürür, büyük konserleri evin beleştepe balkonundan izlerdik. Cıvıl cıvıl bir hayat vardı. 2012’de türbeye yakın içki içilmez dediler. Türbeyle mesafe yürüyerek en az 30-40 dk idi oysa. Önce Bilgi sonra tüm kampüslerden içkili mekanları kaldırdılar. Kampüs marketlerinden de. Gençliğe bir nevi sorumsuz yaftası gibiydi. İtibar bir yerden gidince ucu bucağı alınamıyor. Kayyumlar, bölüm uydurmalar, akademisyen yargılamalar…
Türkiye’de tüm üniversitelerin ortak tepki vermesi gereken şeyler dağ oldu zamanla. Her gün başımıza kakılan bir gerçek: O sarı öküzü vermeyecektik.
Bir sabah uyanacaksınız Belgrad Ormanları imara açılmış ve binlerce ağaç kesiliyor olacak, tıpkı Kuzey Ormanları'nda olduğu gibi.
Başka bir sabah, Kanal İstanbul talanında yok edilen Sazlıdere Göleti gibi Çekmece göllerinin çevreleride imara açılmış olacak.
Kadıköy Rıhtım'a, dolgu alanına inşaat yapmanın cinayet olduğu biline biline caminin temeli atılmış olacak.
Parklar, deprem toplanma alanları, İstanbul'u çevreleyen ormanlar, eski askeri bölgeler yok edilerkende uyuyordunuz.
Uyuyun, uyanınca beton kemirirken selamlaşırız.