6. Gözaltından çıktık!
Üç Bakan yardımcısının görevlendirmesi ile iş teftiş rapor sonucuna göre ödeneceğine söz verilen hakları ödenmeden madenciler Ankara’dan ayrılmayacak!
Saat 11’de Enerji Bakanlığı’ndayız.
Gidilmesi gereken her yere gideceğiz!
@Journasteet@sevvvalatabey Kimsenin memura çalıştığı yok . Kimseyi kimseyi zorla bir yerlerde çalıştırmıyor , siz memurlara değil emeğin hakkını vermeyen hükümetlere patronlara laf söyleyeceksiniz
@alicimuratt Türkiye'deki en büyük sıkıntı bu işte sürekli çalışanları birbiriyle kıyaslıyorsunuz. Gücünüzüz yetiyorsa işçinin emekçinin hakkını vermeyen hükümetlere patronlara milletin üzerinden zengin olanlara llaf söyleyin.
@alicimuratt Memur olanlar gökten zembille inmedi. Birçok insan yokluk içinde o sınavlara hazırlanıp memur oluyor. Genelleme yaparak herkesi suçlayamazsınız.
Süleymancılar’ın servetini üç yıldır anlatırken bize din düşmanı diyenler şimdi “Alihan Kuriş suç örgütü” diye yazıp çiziyor, demediğini bırakmıyor. Süleymancılar, Menzil, İsmailağa ve dahası… Hepsi birbirinin aynı, ne zaman anlayacaksınız? Tarikat, ticaret ve siyaset üçgeni
♻️ Avrupa’dan “geri dönüşüm” diye Türkiye’ye gönderilen plastik atıkların önemli bir bölümü aslında çöp.
🏭 Tesislerin yoğunlaştığı Adana’da işlenen bu atıkların bedelini 🌱 toprağımız, 💧 suyumuz ve 🌊 Akdeniz ödüyor.
🚫 Plastik atık ithalatı yasaklansın!
Çizer: @haakankeles
Devrime 82 kişiyle başladım.Şimdi olsa devrime inanmış 10-15 kişi yeterli olur.
Eğer planınız ve inancınız varsa ne kadar küçük olduğunuzun önemi yoktur.
#FidelCastro ✌️
193 Milyon Dolarlık Ticaretin Milyarlarca Dolarlık Faturası
Türkiye'nin plastik atık ithalatı son on yılda olağanüstü arttı. 2015'te yaklaşık 100 bin ton olan ithalat, 2025'te 698.917 tona ulaştı; kabaca 7 katına çıktı. 2020'de ise 756.985 tonla zirveyi gördü. 2026'nın ilk aylarında da yüksek seyir devam ediyor.
Bu artış tesadüf değil. Çin'in 2017'de plastik atık ithalatını yasaklama yönündeki kararının ardından küresel atık ticaretinin rotası değişti. Avrupa'ya yakın ve görece düşük maliyetli Türkiye önemli adreslerden biri haline geldi.
Bir iktisatçı gözüyle temel soru şu: 193 milyon dolarlık bir ticaret uğruna topluma ne kadar maliyet yükledik?
Nerede hata yaptık?
Varan 1 — Bakanlık: Plastik atık ithalatına izin verilirken Türkiye'nin, özellikle Adana'nın geri dönüşüm, arıtma ve bertaraf kapasitesi yeterince hesaba katılmadı.
Varan 2 — Bakanlık / Merkezi Yönetim: Çin'in bu atıkları neden yasakladığı ve küresel atık ticaretinin neden Türkiye'ye yöneldiği yeterince sorgulanmadı.
Varan 3 — ASKİ: Kanallardaki ve atık su sistemindeki sorun daha erken tespit edilip raporlanmalı ve ilgili kurumlara bildirilmeliydi.
Varan 4 — Yerel Yönetimler: Sorunun boyutu görülür görülmez Bakanlık ve kamuoyu bilgilendirilmeli, daha güçlü bir kamuoyu oluşturulmalıydı.
Varan 5 — Bakanlık / Yerel Yönetimler: Kurumlar arasında ithalattan tesise, tesisten deşarja kadar uzanan etkili bir erken uyarı ve bilgi paylaşım sistemi kurulmalıydı.
Varan 6 — Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı / İl Müdürlüğü: Tesislerin kaçak veya uygunsuz drenaj ve deşarjları çok daha erken tespit edilmeli, gerekli yaptırımlar uygulanmalıydı.
Varan 7 — Kamu Otoriteleri: Bu konuda çalışan uzman akademisyenlerin bilimsel uyarıları karar süreçlerine dahil edilmeliydi.
Varan 8 — Bakanlık / Yerel Yönetimler: Çevre örgütlerinin, aktivistlerin ve bölge halkının yıllardır yaptığı uyarılar dikkate alınmalıydı.
Önce Adana'nın çığlığı duyulmadı, ardından Mersin'in. Şimdi sorun Antalya kıyılarında da tartışılıyor; Muğla'ya kadar uzanan Akdeniz kıyıları açısından riskin araştırılması gerekiyor.
Elbette plastik kirliliğinin tek kaynağı ithalat değildir. Tarımsal plastikler, sera atıkları, kentlerin kendi plastik atıkları, gemiler, turizm ve yetersiz atık toplama sistemleri de sorunun parçalarıdır. Bunların hiçbiri önemsiz değildir. Ancak bu durum, ithal plastik atıkların ve bunları işleyen tesislerin yarattığı yükü görmezden gelmenin gerekçesi olamaz.
Bir İktisatçı Gözüyle
Özel kazanç belirli kesimlerde kalırken tarım, turizm, halk sağlığı, su, toprak ve deniz kirliliğinin maliyeti topluma yükleniyor. İktisatta bunun adı açıktır: negatif dışsallık. Kazanç özelleşirken maliyet toplumsallaşıyor.
Bugün yaklaşık 193 milyon dolarlık bir ticaret uğruna milyarlarca dolara ulaşabilecek ve etkileri yıllarca sürebilecek bir maliyetle karşı karşıya olabiliriz. Buna gelecekteki temizlik ve ekolojik restorasyon maliyetleri de eklenecek.
Türkiye'nin yaşadığı bu süreç, önümüzdeki yıllarda iktisat bölümlerinin Çevre Ekonomisi derslerinde önemli bir “case study” olmaya adaydır. Aşırı kâr arayışıyla çevresel maliyetlerin topluma aktarılmasının ve merkezi–yerel kamu otoritelerinin zamanında ve yeterince müdahale etmemesinin negatif dışsallığı nasıl büyütebildiğini gösteren çarpıcı bir Türkiye örneğidir.
Bugün artık “Asıl sorumlu Bakanlık mı, şirketler mi, yoksa yerel yönetimler mi?” tartışmasına takılıp zaman kaybetmemeliyiz. Sorumluluklar elbette ortaya çıkarılmalıdır. Ancak çevresel ve ekonomik fatura daha fazla büyümeden ilk hamle plastik atık ithalatının yasaklanması olmalıdır.
Ardından tesisler ve deşarjlar sıkı biçimde denetlenmeli, kirlenmiş alanlar belirlenmeli, mikroplastik izleme ve temizlik çalışmaları başlatılmalı; mevzuat, arıtma ve atık yönetimi yeniden planlanmalıdır.
Çünkü çevre ekonomisinin söylediği çok açık:
Bugün önlemenin maliyeti, yarın Çukurova'yı ve Akdeniz'i temizlemenin maliyetinden çok daha düşüktür.
Tavır Gazetesi: Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde 48 klasör dolusu %35 #EkZam talepli imzayı bakanlığa teslim etti. @tavirgazete
ÇSGB önünde yaptığımız eylemimiz Now Tv Ana Haberde.
İnsanca yaşam için %35 #EkZam talebiyle topladığımız 48 klasör dolusu imzayı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde gerçekleştiridimiz basın açıklaması sonrası bakanlığa teslim ettik. @nowtvturkiye@ozngndgdu