5 soru 5 cevapta "deprem ve iletişim" konusundaki durumumuzu beyanımdır:
(1) Depremde iletişim altyapısının çökmesi yeni bir konu mu?
Hayır.
(2) Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu'nun Turkcell, Turk Telekom ve Vodafone ile görüşmesi depremde kesintisiz iletişim konusunda bu muhataplarla devlet arasındaki ilk görüşme mi?
Hayır.
(3) Bu görüşmelerde somut olarak ne konuşulduğu ve hangi tarih itibariyle ne noktaya gelinmiş olacağının hedeflendiği topluma beyan ediliyor mu?
Hayır.
(4) Bu görüşmelerde ana amacın görüşmenin ta kendisi olmadığına ve ortada somut bir hedefi sürekli takip iradesi olduğuna inanan kaldı mı?
Hayır.
(5) Beklenen İstanbul depremi olduğunda iletişimin kesintiye uğramayacağı konusunda ümidi olan kaldı mı?
Hayır.
MAHİR POLAT’ın sağlık durumu ciddi risk taşımaktadır.
Ceza İnfaz Kanunu’nun açık hükümleri, hayati risk taşıyan tutukluların tahliyesine imkân tanımaktadır. Tıbbi raporlar, sağlık kurulu değerlendirmeleri ortadayken, tahliye bir hak ve zorunluluktur.
Ancak eğer “düşman ceza hukuku” devredeyse, yani hukuk kişiye göre işliyorsa, bu hak fiilen yok sayılır.
Bugün Mahir Polat’ın içeride tutulması, bir hukuk devleti sorunu değil, düşman ceza infaz hukuku uygulamasının açık göstergesidir.
Ya hukuksuzlukla yüzleşin, ya da hukuku işletin. Mahir Polat derhal tahliye edilmelidir!
Muse konserinin organizasyon şirketi bir kez daha ortaya koydu ki iktidar ve çevresindekileri ideolojik olarak tanımlamak imkansız, tamamen işe yararlılık ilkesi üzerine kurulmuş bir düzen. Boykotun da bozduğu tam olarak bu, işe yararlılığı ortadan kaldırıyor.
"Mahir Polat'ın cezaevinde ölmesi riski var" demek, eksik söylemek. Mahir Polat cezaevine koyulması sebebiyle ölebilir. Sağlığı şu haldeyken Silivri'ye gönderilmesi, ölüp ölmeyeceğinin zerrece umursanmaması anlamına gelir. Hukuk, zaten bu değildi, ama hapis cezası bile bu değil.
Ülke nüfusunun %1.5-2'si kadar insan bir alanda toplanmış ve tek bir kanal bile bunu haber olarak geçmiyorsa, o ülkede her şey ama her şey yanlış gidiyor demektir...
bugün adliye her anlamda çok sarsıcıydı.
oturdum bi kaldırımda ağlıyorum şimdi.
meslek hayatım boyunca bu kadar zorlandığımı hatırlamıyorum.
içinde biraz insanlık onuru olan yapılan işkencenin, haksızlığın boyutunu fark edip ses çıkarır zaten.
hayatında evinden dışarıda uyumamış çocuklar var şimdi cezaevi yolunda olan. hepsi ağlayıp yalvarıyordu elimizden bir şey gelmesi için.
ben de size yalvarayım, bu çocukları yalnız bırakmayın. her biri serbest kalana kadar da pes etmeyin.
çok ağır bir darbe dönemi yaşanıyor. hukuk, insan hakları, etik hepsi son bulmuş durumda. normalleştirmeyelim.
#susmuyoruz
#korkmuyoruz
#itaatetmiyoruz