“Basmasa mübârek kademin rûy-i zemîne
Pâk etmez idi kimseyi hâk ile teyemmüm"
Lâedrî
(Ey Efendim! (sav) Eğer mübarek ayağın yeryüzüne basmasaydı, toprakla alınan teyemmüm abdesti kimseyi temiz bir hâle getirmezdi.)
Ya Rabbi sanatın için, dostlarım için, nasip ettiğin yollar için, verdiğin idrak için, gördüğüm,temaşa ettiğim tüm güzellikler için sana teşekkür ederim. Elhamdülillah Rabbim 🥰
Allah Rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem) güzel değildir. "Güzellik" bizatihi kendisidir. Herşeyin aslı odur. Bu vecihle Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) gül gibi kokmaz. Gül, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) gibi kokar.
Medineliler, Efendimiz’i karşılarken “güneş doğdu üzerimize” demek yerine “ay doğdu üzerimize” der. Çünkü güneş ışığı çölde eziyet vericidir, ay ışığı ise geceleyin çıkar ve ferahlatıcıdır. İşte böyle de Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bütün insanlık için bir ferahlıktır.
dünden beri kaçıncı defa bu videoyu izliyorum bilmiyorum rabbim bu halin hürmetine eşine, efendimiz’e (sav) komşu köşkler nasib eylesin cemâliyle şereflendirsin, kendisini de razı olduğu kullar zümresine dahil eyleyip dünya-ahiret ferahlıklar nasib eylesin
Medine hakkında şu ana kadar duyduğum en iyi tabir “Dünya’nın Balkonu” tabiridir..İnsan bunalınca balkona çıkar, hava alır, kafasını dağıtır..Öyle işte Dünya’nın balkonuna çıkmak, nefes almak, kafayı dağıtmak lazım.
Bugün değerli eşini Rahmet-i Rahman’a uğurlayan
Abdullah Sert hocamız, Osman Nuri Topbaş Efendi'nin halifesi. Ondan sonraki isim yani.
Sağda arkadan geliyor. Bir zat-ı muhterem hemen farkediyor. Ve “buyurun efendim” diyerek, çekiliyor. "Yok evladım" diyor Abdullah Sert hoca. "Geç yerine."
Onun arkasından yürüyor.
Tasavvufun tertemiz, insanı arındırıcı, latifleştirici leziz hâli bu.
Bu videoyu kendisinden ödünç aldığım @kartalsalih kardeşim ne güzel yorumlamış bu manzarayı, aynen paylaşıyorum:
Öyle bekliyor halife…
Öyle bekliyor ikinci isim…
Allah'ım bizi ahlâklandır.
Allah'ım bizi diğergam eyle.
Gazze'den sağlam bir îman dersi:
"Unutmayın ki kader ne Amerika'nın ne de İsrail'in iradesine bağlıdır; kader, yalnızca alemlerin tek hâkimi olan yüce Allah’ın elindedir."
8 saattir sekerat halinde bir teyzemizin yanındayız. ‘Ne öğrendin?’ derseniz;
Zikrullahı dilimizden düşürmemeliyiz. Can verirken çok ihtiyaç duyuluyor. Ölümle pençeleşirken zikretmek o kadar da kolay olmuyor. Gündelik hayatta; para, şarkı, türkü, mal-mülk, dizi, film, top, pop, magazin (kim kiminle nerde ne yapmış?) dedikodu vs. yerine dilimizde Zikrullah olmalı. Heryerde, her ortamda paradan, ekonomide, dünyalık işlerden konuşmak yerine Kelime-i Tevhid-i konuşmalıyız, dilimizi ona alıştırmalıyız. Gün içerisinde ara sıra telefonu elimizden bırakıp tesbihi almalıyız. Evde, arabada, iş yerinde heryerde bir tesbihimiz olmalı.
Unutmayalım! Kur’an-ı Kerim ‘çokça namaz kılın’, ‘çokça oruç tutun’, ‘çokça zekat verin’ demez ama; "Ey iman edenler! Allah'ı çokça zikredin." der. (Ahzâb Suresi, 41)
İnsanın nefes alışındaki hikmeti,
kalbin atışındaki düzeni,
annenin şefkatindeki rahmeti,
bir bakışın taşıdığı derinliği,
var olan her şeyin haykırdığı tesbihi…
hepsini O’nun adıyla okumak.
İşte ilk emir budur.
Bu emri layıkıyla yerine getirenler,
sadece bilgi toplayan değil;
Allah’ın rızasını arayan, dini doğru temsil eden kimselerdir.