Bu adam Korkunç bir adam:
1) Geçen yıl: Eski Türkiye’de benim gibi muhafazakarlara kötü davrandılar diyordu.
2) iki gün önce: Kız bebeklerin cinsel organını baba göremeyeceği için bebeği yıkayamaz diyordu.
3) Dün: EVLİ kadınlar erkeklerden ÇOK daha fazla aldatır. Ben bilirim diyordu.
4) Türklerin geni özel, Kovid geçmez de diyordu.
5) Bugün: BİLMEDİĞİM kadar KADINDAN bilmediğim kadar çocuğum olabilir diyor.
Kalitesi bu kadar.
Aklı başında her insanın bunu görünce midesi bulanır.
Haber kanalları bu kişiyi mahsus çıkarıyor ekranlara.
“Olay günü eşim Kübra’nın ‘Hilmi kalk yangın var, bize yetiş!’ sözü ile gözümü açtığımda karşımda eşimi ve kızımı koşarak odadan çıkarken gördüm. Ben giyinip odadan çıktığımda ise (tahmini 30-50 saniye farkla) çok yoğun zehir gibi bir dumanla karşılaştım ve nefes almak imkansızdı.
Merdivenleri birkaç kez denesem de bulamadım. Eşimin ve çocuğumun erken davranmasının kurtulmalarına yardım ettiğini düşünerek 8. katta çaresizce ileri geri giderken arkadaşlarımıza koridorda rastladım. Onlarla beraber diğer arkadaşlarımız Yalçın ailesinin odasına sığındık.
Çarşaflarla inme planı yapılırken, ben bir kez daha eşimin ve kızımın peşinden gitmek istedim. Yüzüme ıslak havlu sararak tekrar arkadaşlarımın odasını terk ettim. Ancak Duman çok daha kötüydü ve artık sıfır görüş vardı. Yine de tekrar merdivenleri arasam da başaramadım.
Rastgele dumandan kaçarak yürüdüğümde koridorun sonunda nefes almaya imkân veren az görüşlü bir alanda kalabalık bir grubun cam kırmaya çalıştığını gördüm. Derhal onlara katıldım ve beraber bir odaya sığındık.
Hatırladığım kadarıyla 13 kişiydik. Çocuklar ve kadınlar çoğunluktaydı. Odadakiler olarak inanılmaz bir uyum içindeydik ve herkes önce çocuklara sonra kadınları ve en son erkekleri indirmek üzere uygulamaya geçti. Arkadaşlar çok hızlı çarşafları bağlarken benim gözüm yataklara ilişti.
Yataklar büyük pencereler oldukça küçüktü. Yatakları atabilir miyiz diye sorduğunda tereddütsüz herkes bütün gücünü verdi ve hızla yatakları bükerek aşağı attık.
Daha sonra çarşaflarla önce çocukları sonra kadınları yatakların üstüne indirdik. Erkeklerden bir arkadaş ben çarşafları sabit bir yere bağlarım sen git ben en son inerim dedi. Ben de sondan bir önce indim. Benden önceki arkadaş da çarşaf koptu ve bana az bir çarşaf parçası kalmıştı. Kendimi 8. kat penceresinden 5. kat sundurma üzerine doğru sırt üstü bırakarak yatağa doğru düştüm. Sanırım orada kurtarmaya çalışan bir arkadaşın üstüne düşmüşüm.
İkimiz de birbirimizin iyi olduğunu teyit edince koşarak eşimi ve çocuğumu aramaya gittim. Ancak aradım hiçbir yerde bulamadım. Diğer insanlara faydası dokunabilir diye yatak fikri bizde yaradığı için diğer otele koşup personelden acilen pencere altlarına yatakları getirmelerini istedim. sonra sundurmalara diğer otelden yatak atmaya başladık. AFAD ekibi kalabalıklaşınca kurtulanları diğer otele aldılar.
Maalesef günün sonunda bu otel eşim Kübra ve kızım Alya’yı benden aldı. Dünyanın en acı hissi tarifi imkânsız.
Biz o otele ilk kez giderken, iki aile, pusetten beri beraber büyüyen, birlikte üniversite planları kuran, aynı evde yaşamaya hayali ile büyüyen çocuklarımızın tatil arzularını yerine getirmek istedik. Ancak beraber cennete yürüyeceklerini bilemezdik. Kızımızı canından çok seven eşim de asla ayrı kalamadığı minik kuşunu, son nefesinde dahi bırakmadı. Beraber gittiğimiz Yalçın ailesinden Atakan Hoca mı ve minik Derin’imi, canım kızım Alya’m ve canım eşim Kübra’m ile beraber yitirdik.
Atakan’ımızın eşi biricik Yaprak ve kızı Defnemiz ise güçlükle kurtularak ailelerine ve bizlere bağışlandı. O gün o odada ve o otelde kendi canları pahasına insanlar için koşturan herkesten Allah razı olsun. Çok büyük bir can pazarıydı.
Ancak bu bir talihsizlik değildi! Göz göre göre bir katliam yapıldı. Bizlere o otelde resmen ölümlerden ölüm beğen denildi.
Allah bana bir can verdi eşimin ve kızımın Can borcunu bana yükledi. Ben de de bu can oldukça sorumluların hak ettiği cezayı alması için var gücümle savaşacağım. Bu noktada devletimize ve adaletimize en ufak hatası olan herkesin cezalandırılacağı konusunda güvenim şüphesiz tamdır.
Allah bu acıyı yaşayan herkese sabırlar versin. Yaşatanlar ise adalet önünde hak ettiği cezaları çeksin. Dilerim sıralı ölüm kelimesinin değerli anlamını kimse bir daha benzer bir acıyla anlamak zorunda kalmaz. Umarım yaşanan son acı bizimki olur ve acılar güzel ülkemizde son bulur.”
Kartalkaya yangınında eşini ve kızını kaybeden Hilmi Altın
Depremden iki ay sonra, isimsiz bir mezarı güçlükle açtırıp ablamın kendi kıyafetleriyle, kefensiz gömüldüğünü öğrendiğimde sevinç çığlıklarıyla ağladım. çünkü bir beden bulmak, yitirilenlerin en azından bir izine tutunmaktı.
Biz, Adıyaman’ın küçük bir mahallesinde, sokak aralarında büyüdük. Aramızda bir yaş vardı. Yemekler yerde, yataklar kömür sobasının başında. İkimiz de hayat mücadelesinin her türlüsüne dâhil olduk: ben halı yıkamadan kayısı işçiliğine kadar onlarca işte, o ise call center’dan giyim mağazasına uzanan bir zincirde çalıştı durdu.
Bilime ve aydınlığa ulaşmak için ödenebilecek bedellerin çoğunu ödedik; o ise bir kadın olarak, benim ödediklerimin kat kat fazlasını.
Ama onun bedeni, bir çöp torbasına bile konulmadan bir çukura bırakıldı. DNA’sı alınmadı, adı bir taşın yüzeyine bile kazınmadı. Bu, bir istisna değil, sınıfsaldır.
Üzülerek söylemeliyim, ir kişi bile istifa etmedi. Ya da biz ettiremedik.
Ama Ayşegül unutulmayacak. Onun mücadelesi ve hikâyesi, hayallerine ulaşması engellenen bütün kız çocuklarına, bütün kadınlara akacak.
Avusturya Bilimler Akademisi IQOQI'den aldığım 2024 yılı en iyi doktora tezi ödülü dediğim gibi Ayşegül adına depremzede bir kadın öğrenciye burs olarak verilecek.
Her sene bu bursu bir şekilde devam ettireceğim, umarım öyle ya da böyle ama bir şekilde.
Biz onunla her zaman her şeyin yarısını paylaşırdık. Ben ise iki buçuk yıldır, her gün onun payını çalıyormuşum gibi hissediyorum.
Ablam, babam, nenem, amcalarım, halalarım…
Benim yedi ceset torbası alacağım var.
“En azından sevdiklerimizin cesedini bulduk” dediğinizde, politikanın ve kültürün sınırlarının dışına çıkarsınız. Hayatta kalmış gibi görünürsünüz ama aslında araftasınızdır. Çünkü artık yaşam, ölümün içinde kıvrılan bir çizgiden başka bir şey değildir.
Not: ismini vermek istemek bir hocamızdan 10bin TL destek geldi. burs 60 bin TL oldu.
Beş yıldız coşkusunun ritmine kendini kaptır.
Beş yıldızlı 2025/26 Galatasaray İç Saha ve Deplasman formaları, şimdi satışta.
#YıldızlarınAltında@pumafootball
"Biz, adı geçenlerin pek çoğuyla rakip bile değiliz.
Aynı yoldan yürümedik, aynı yollardan geçmedik.
Benzer başarılarımız da yok.
Üstüne üstlük rütbemiz de farklı..."
bir takımın kaptanı olmuşsun kupa kaldırmışsın seremoniden sonraki ilk açıklaman Galatasaray. Hacı sizin bu psikolojiyi biz nasıl düzelticez ya? Acıyoruz la artık vallaha acıyoruz..
Eline silah alıp karakol basan, öğretmen kaçıran, şehit verildiği günlerde halay çekenler şimdi barış güvercini kesildi. Memleketin hâline bak; “yapayalnız kalmışız.”
Bu vesileyle binlerce yıldır bu topraklarda var olan kürt kimliğinin de selası okunmuş oldu muhtemelen bi 20-30 seneye bu ülkede kürtlüğün k si bile kalmayacak. Apoyu meşru muhatap haline getirmek için kürtleri türk milletinin temel unsurlarından biri olmaktan çıkarıp, apo ve pkk tarafından temsil edilen ayrı bir halk haline getirdiler. Bunun sonucunda apoyu ve pkklıları “bu ülkede yaşayan kürt halkına” dönüştüremezler ama o kürt kimliğini ve kültürünü tamamen pkkyı ve bugünkü süreci hatırlatan öğeler haline getirirler. Yani siyasal islamcılar ve fetö bu ülkedeki dindar muhafazakar kimliğe ne yaptıysa pkk ve dem de kürt kimliğine aynı şeyi yaptı, pisliklerine kılıf olarak kullanıp tüketti. Muhtemelen 20-30 sene sonra bugünkü kürtlerin çocukları bu ülkede var olabilmek için kürt kökenlerini gizlemek zorunda kalacak, hem sosyal hayatta pkklı önyargısı yememek için hem de bugünün tarihsel lekesinden kurtulmak için kendi kimliklerine küfrdecekler. Asimile oluyok asimile oluyok diyodunuz asıl şimdi asimile oluyosunuz gözünüz aydın. Andımızı okudun diye asimile olmazsın, kendi kimliğinin bu ülkedeki meşruiyetini sikindirik bi örgüte sattığınızda asimile olursun.
1924 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün "Türkiye’nin dini ve milli egemenliğine gölge düşürülmesine izin verilmeyeceği" gerekçesiyle İznik’te yapılmak istenen büyük Ortodoks ayinine izin vermediği ortaya çıktı.
İznik Kaymakamlığına ve Bursa Valiliğine talimat verilerek, yabancı din heyetlerinin İznik’te tören yapmalarının "sakıncalı olduğu" bildirilmişti.
Konuyla ilgili Atatürk: “Türkiye, kendi topraklarında başka bir ülkenin ya da dini otoritenin siyasi veya ekümenik iddiasına izin vermez. Dini tören, ibadet sınırlarını aşmamalıdır.”
Yakalandığı andan itibaren “beni asmayın” diye ağlayan, örgütün tüm gizli silah depolarını, gizli hücrelerini harita üzerinde parmakla gösterip Türk devletine istihbarat sağlayan, ben yaşayayım da, kim ölürse ölsün korkaklığında bir mahluktur apo. Peşinden sürüklediği onbinleri tek kalemde satmıştır. Elinde sadece askerimizin, polisimizin, öğretmenimizin, mühendisimizin, işçimizin, çiftçimizin, çocuklarımızın, bebeklerimizin değil, kuş gibi öttüğü için, kandırılıp örgüte katılan binlerce pkk’lının da kanı vardır. Apo bizim bildiğimiz gibi biri değilmiş… Öyle mi? Biz sizi de, Apo’yu da, size bu katilin güzellemesini yaptıranları da çok iyi biliyoruz, endişe etmeyin. Derdiniz yıllarca türlü acılar çektirdiğiniz Kürt toplumu değildir, zira kıbleniz menfaattir.
@johnlucas Ben de bu olayı hobi haline donüştüriym istiyorum ama nerdee, önceki satışlarinizda sadece kendim kullandığım hoşuma giden birkaç parfüm esansi almıştım, istedim ki benim de çeşit çeşit esansim olsun bu kez çok sayıda esans ve şişe sipariş verdim jl'ye güvendik kargo yok ortada
Adli tıp raporuna göre diri diri yakılan ve üzerine beton dökülerek nehre atılan Pınar Gültekin'ın canavarca hisle katledilmesine ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine daha önce oy çokluğuyla " Canavarca his yoktur, sanık haksız tahrikten faydalanmalıdır " şeklinde hukuk garabeti mahiyetinde bir karar veren Yargıtay 1. Ceza Dairesi, yine Başkan Vekili Osman Atalay ile üye Muzaffer Sayın'ın isabetli bir şekilde kaleme aldığı kapsamlı muhalefet şerhine rağmen, oy çokluğuyla ( bu sefer heyette bir üye değişmiş.) aynı kararı vermiş ve 3'e 2 şeklinde itirazı reddetmiş. Şimdi son sözü Yargıtay Ceza Genel Kurulu söyleyecek. Diri diri yakılan bir kadın Pınar Gültekin ve Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 3 üyesi, canavarca hisle öldürülmemiştir diyor ve üstelik katilin Haksız Tahrik altında cinayeti işlediğinden bahisle cezasının indirilmesi gerektiğini söylüyor. Bu karar hukuk garabetidir ve gayri vicdani bir karar olarak Türk hukuk tarihinde yerini alacaktır. Yazıklar olsun...
@johnlucas İlk saat içerisinde sipariş oluşturanlarin kargo teslimi bitti mi tamamlandı sadece benim mi kargom kayıp yoksa bu kadar yavaş mi ilerliyorsunuz cidden. "bu kez hazirlikliyiz" dediniz biz de ciddiye aldık güvendik günler oldu
@hsynplat@johnlucas İlk 40dkikada sipariş oluşturdum 17.52 sipariş onay saatim, bu kez farklı olur sanmıştım umutluydum ama bu artık rezalet olma yolunda gidiyor net bir bilgi bile alamıyorum asla
@johnlucas Kargo mesajı almadım henüz, bugün kargolanir demişlerdi hala yok, ilk saat içinde sipariş oluşturup 1 haftayı geçen sürede hala kargom çıkmadıysa ilk gün içerisinde sipariş veren insanlar sanırım yine en az 1 ay bekleyecek