İletişime ne kadar açıksam karşımdaki kişiler hep duvar hep sessiz hep görmezden geliyor. Bu kadar değer verirken önemserken yok sayılmak canımı yakıyor artık.
Severken karşı tarafın ayrılık isteğini kabul etmek:İnsan en çok da bunu kaldıramıyor,çünkü kızamazsın,nefret edemezsin,sadece içinde bir parçayı bırakıp gidersin.Zaman geçiyor, insan bazen unuttuğunu sanıyor, ama bir şarkıda, bir kokuda en beklemediği anda yine karşına çıkıyor.
O zaman anlıyorsun: unutmak yok, sadece alışmak var.En çok da mutlu anlarda eksikliğin hissediliyor. Gülüşünü paylaşmak istiyorsun ama yoksun. Küçücük bir acı bile büyüyor. Çünkü senin yokluğun ekleniyor üstüne.Gülüşün gitmiyor gözümün önünden.
Gidenin ardından tutulan yas, çoğu zaman o kişiye değil; onunla birlikte giden o 'iyi niyetine' ve çocuksu inancınadır. İnsan birinin yokluğuna zamanla alışır ama uğruna tüm duvarlarını yıktığı o kişinin o masumiyeti nasıl ziyan ettiğine alışamaz. En ağır kayıp insanın kendi kalbine küsmesidir...