“Butlan” kararının açıklandığı ilk gün, Kılıçdaroğlu’nun yol haritasını Halk TV’de açıklamıştım. Hepsini sırasıyla uygulamaya başladı. Şimdi de şu hamleye hazırlanıyor: “Özgür Özel CHP adına miting yapamaz, izin vermeyin” diyerek valiliklere başvuracak ve parti disiplinine aykırılık gerekçesiyle ihracını isteyecek. Zira grup başkanlığı sıfatını, Meclis İçtüzüğü ve CHP iç yönetmeliğine göre elinden alamayacaklar. Kaldı ki milletvekili iradesi de Özel’in yanında. Grup başkanlığından düşürmenin tek yolu ihraç etmek. Hatta ihraç için tedbirli sevk yoluna gidip bunun anında sonuç doğurmasını sağlamaya çalışacaklar.
Dokunulmazlığın kaldırılması ise asıl hedef. AKP/Kılıçdaroğlu birlikteliğinin nihai amacı, Özgür Özel’i hapse attırıp hakkında siyasi yasak kararı çıkartmak. Seçime yaklaşık 15 ay kaldı; bunu yapmadan seçime girmek istemiyorlar.
Emekliye 4000 liralık bayram ikramiyesini bile çok gördüler. O sırada CHP'ye kayyum atamak için 14 milyar dolar yaktılar. Ülke nüfusuna bölünce kişi başı ortalama 7500 lira..
THY’nin yönetim kurulu üyeliğine atanan AKP’li eski Milletvekili Hasan Murat Mercan’ın, Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’ın dayısı olduğu ortaya çıktı.
Mercan’ın kızı Simin Mercan Bayraktar ise Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar’ın eşi.
Bunun yanı sıra THY Yönetim Kurulu Başkanı olan Murat Şeker’in de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kız kardeşi Vesile İlgen’in damadı olduğu öğrenildi.
Daha önce Adli Yargı Hakim ve Cumhuriyet Savcıları kurasında yeğenini Cumhurbaşkanı Erdoğan’la tanıştıran AKP Grup Başkanvekili Zengin’in oğlu Salih Ahzem Topal da THY’de Bologna Ofis Müdürü olarak çalışıyor.
AKP’li isimlerin doldurulduğu THY yönetiminde genel müdür, genel müdür yardımcıları ve yönetim kurulu üyesi 16 kişiye her ay toplam 21 milyon 115 bin lira maaş ve huzur hakkı ödendiği iddia ediliyor. (Sözcü)
Kepçeyle daldılar!
Fethiye - Göcek Özel Çevre Koruma Bölgesi’nde yer alan, 3. derece doğal sit statüsündeki kıyıya kepçeyle daldılar.
Yönetim ve Çevre Koruma AŞ adlı şirkete Osmanağa Koyu, 'günübirlik tesis' kurması için peşkeş çekildi.
Videoyu paylaşan Muğla Belediye Başkanı Ahmet Aras tepki göstererek, "Siz, bu ülkenin insanı değil mi siniz?" dedi.
Akın Gürlek, kanuna aykırı olarak, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına atandıktan sonra Kasım 2024’ten, Ağustos 2025’e kadar yurt dışındaki kamu şirketinde yönetim kurulu üyeliği yapıp, 9 ay boyunca maaş almıştır.
Bu skandala karşı hukuk devletinde yapılması gereken, derhal soruşturma açmak bu suçu işleyen kişiyi görevden almaktır.
Ama hala; ailelerle, babalarla, evlatlarla uğraşan Çağlayan’daki çete hesap vermek yerine bize soruşturma açıyor.
Elinizden geleni ardınıza koymayın!
Sayın Erdoğan size sesleniyorum:
Millet sizden, devlete ve millete düşmanlık eden Çağlayan’daki bu çeteye karşı gerekeni yapmanızı bekliyor.
Bu çete size dosya sağlam dedi ama yapamadılar, beceremediler.
Milletin %70’i Ekrem Başkana atılan iftiralara inanmıyor.
Bu ülke kavgadan kutuplaşmadan bıktı. Millet barış istiyor, huzur istiyor.
Çok daha geç olmadan bu yoldan dönün.
Bu ülkeye uzun yıllar hizmet etmiş biri olarak tarihte yer almak varken, bu şekilde tarihe geçmeyin.
Hayvanlara hakaret olmasın diye bir daha söylemiyorum: Çerinize çöpünüze sahip çıkın.
Bunlardan size de ülkeye de fayda gelmez!
YÖK’ten HAKAN FİDAN İTİRAFI 👇👇👇
“3 yıllık Lisans, denklik almadan Yüksek Lisansa kabul!”
Kuşkularımızda ne yazık ki haklıymışız. Resmi kayıtlar gösteriyor ki Hakan Fidan, yalnızca 3 yıllık uzaktan ve hatta açık öğretim veren bir lisans programını tamamlamış ve YÖK denkliği almadan Bilkent Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimine başlamış!!!
Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın lisans eğitimi, denklik süreci ve Bilkent Üniversitesi’ne kabul koşulları hakkında kamuoyunda oluşan ciddi soru işaretlerini gidermek amacıyla, bundan yaklaşık 2 ay önce Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne kapsamlı bir soru önergesi vermiştik.
Bu soru önergemizde, devletin en üst makamlarında görev yapanların eğitim geçmişlerinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde açık olması gerektiğine, zira en küçük bir belirsizliğin bile kurumsal itibar meselesi olduğuna dikkat çekmiştik.
Uzaktan ve hatta açık öğretim veren bir kurumdan alındığı iddia edilen lisans eğitiminin içeriğine, diploma olarak sunulan belgedeki tutarsızlıklara ve Yükseköğretim Kurulu’nun hangi ölçütlerle denklik verdiğine ilişkin kuşkuların giderilmesi gerekliliğine dikkat çekmiş; tüm bu soruların yanıtlanması için konuyu Yüce Meclis aracılığıyla yürütmenin dikkatine sunmuştuk.
Soru önergemize sonunda bir yanıt verildi. Bu yanıt, aylar süren sessizliğin ardından geldiği halde, sorularımızın büyük kısmı aydınlatılmadan bırakıldı. Buna karşın, paylaşılan sınırlı bilgiler bile kuşkularımızda hiç de haksız olmadığımızı ne yazık ki ortaya koyuyor.
Yükseköğretim Kurulu’nun açıklamasına göre Sayın Fidan, 1994-1997 yıllarında, yani yalnızca 3 yıl boyunca lisans programına kayıtlıymış.
Peki ama, Türkiye’de standart bir lisans eğitimi 4 yıl sürerken, Hakan Fidan'ın 3 yıllık lisans eğitimi nasıl olup da tam bir lisans diplomasına denk sayılabiliyor?
Söz konusu programın kaç kredilik bir müfredatı kapsadığı, hangi derslerden oluştuğu ve nasıl bir akademik içerikle yürütüldüğü belirsizliğini koruyor. Oysa soru önergemizde, bu hususların açıklığa kavuşturulması için transkriptin ve ilgili akademik belgelerin kamuoyuyla paylaşılmasını özellikle talep etmiştik.
Sayın Fidan’ın lisans eğitimini yalnızca 3 yılda tamamladığı dikkate alındığında, bu transkript verilerinin açıklanması artık sadece idari bir tercih değil, kamu vicdanı ve kurumsal şeffaflık açısından zorunluluk haline gelmiştir.
Dahası, yanıt metninde Fidan’ın 1997–1999 yılları arasında Bilkent Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptığı belirtiliyor. Ancak YÖK tarafından verilen denklik belgesi 1998 tarihli.
Bu durum açıkça gösteriyor ki Fidan, lisans denkliği alınmadan yüksek lisans eğitimine başlamış.
Hangi düzenleme, hangi ayrıcalık böyle bir duruma izin verebilir?
Soru önergemize verilen yanıt, kuşkularımızın haklılığını ortaya koymakla kalmadı, yanıtlanması gereken yeni sorular doğurdu.
Liyakat yerine imtiyazın, şeffaflık yerine suskunluğun tercih edildiği bir anlayışla karşı karşıyayız.
Bu mesele, devletin kurumsal yapısında liyakat, eşitlik ve şeffaflık ilkelerinin nasıl aşındığını açık biçimde gösteriyor.
Hariciye, bu ülkenin en köklü kurumlarından biridir; gücünü ayrıcalıklardan değil; bilgiden, ehliyetten ve ciddiyetten alır.
Cumhuriyetin itibarı ve bekası, kişilere tanınan istisnalarla değil, herkese eşit uygulanan kurallarla korunur.
Biz bu süreci bir biyografi tartışması olarak değil, devletin meşruiyetini ve kamu vicdanını ilgilendiren bir sınav olarak görüyoruz. @HakanFidan'ı eğitimi hakkındaki bu şaibeleri gidermek için inisiyatif almaya çağırıyoruz. Biz her hal ve karda bu ibretlik meselenin takipçisi olmaya devam edeceğiz.
Kız 10 yıldır hayata dönmek için mücadele verirken onu hayattan koparan cani Veysi Ercan 7 yıl yatıp çıkmış hayata karışmış evlenmiş çocuk yapmış böyle düzenin allah belasını versin
Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde
•İhaleler referansla dağıtıldı.
•Belediye şirketleri zarar ediyor denilerek aile dostlarına değerinin altında satıldı, ardından milyarlık projeler verildi.
•TV, radyo kuruldu; futbol takımı bahanesiyle milyarlar buharlaştırıldı.
•ANKAPARK ihaleleri özel ihale yöntemi ile ‘’kapı komşularına ‘’ verildi.
•Siyasetçileri dinleyen kayıt eden “Observer” aracı resmi kayıtlarda var ama halen ortada yok.
•Milyonlar ödenen teleferik yok.
•“FETÖ belediyeyi yönetiyordu” diyen başkanın itirafına rağmen soruşturma açılmadı.
Unutmayın, unutturmayın!
ABD Başkanı Donald Trump ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında dikkat çekici açıklamalarda bulundu.
Trump, Erdoğan ile görüşmesinde, Türkiye’deki seçim süreçlerine gönderme yaparak:
“O, hileli seçimleri herkesten daha iyi bilir.” ifadelerini kullandı.
Ayrıca 2016’da Türkiye’de tutuklanan Rahip Andrew Brunson’a değinerek, “Ben gelmeden önce Rahip Brunson 35 yıl hapse mahkûm edilmişti. Benim aramamdan sonra Erdoğan onu 35 yıllık hapis cezasından kurtardı.” dedi.
Tom Barrack da Erdoğan’ın konumunu değerlendirirken şu ifadeleri kullandı:
“(Erdoğan) 71 yaşına geldi. (Türkiye) bir demokrasi ama otoriter gibi. Başkan Trump dahice bir şekilde ‘çözüm olarak ona meşruiyet vermeliyim’ dedi. Şu an bu oluyor. Bence bunun sonucunda büyük değişiklikler göreceksiniz.”