Başkasının bir görüşünü veya bulgusunu paylaşınca onu destekliyor veya karşısına geçmiyorsunuz. Sadece paylaşıyorsunuz.
Argümanlar ise haklı çıkmak için değil, daha iyiye ve doğruya ulaşmak amacıyla kullanılır.
Olgular sizden önce de vardı, sizden sonra da var olacak.
Cuma gübü @RESAID_JMCoE projesinin STK'lere yönelik etkinliğinde Doğru Bilgiye Ulaşma ve Olgu Kontrolü üzerine konuştum. Beni bu etkinliğe davet eden çok kıymetli araştırmacı ve akademisyenlerden oluşan RESAID ekibine, beni sabırla dinleyen STK temsilcilerine çok teşekkür ederim
Solun en dinamik ve en kitlesel partisine "kimlikçi/etnikçi" gibi ifadeler kullanan garip bir topluluk türedi. Ahistorik ve apolitik bir kolektif histeri...
Hiçbir şey yapmalarına gerek yok, başlarını X'ten ve Instagram'dan biraz kaldırsalar hem hakikatle yüzleşme fırsatları olacak hem de topluma daha faydalı olacaklar belki.
Kültür sanat gazeteciliği büyük oranda PR makinesine hizmet eden bir şeye dönüştü. Ekonomik modeli tamamen çöktü. Bu artık bir hobi. Bazı (hala çıkabilen) dergiler ve bağımsız internet yayını dışında durum böyledir.
CHP tabanındaki eski ve yeni liderine yönelik olarak kullanılan ağır ifadeler anlaşılabilir.
Ancak bazı medya mensupları ve akademisyenlerin, mesleki formasyonlarını bir kenara bırakıp, insani vasıflarının esiri olarak aynı dili kullanmaları izah edilebilir bir şey değil.
Tabanın tepkisi duygusal; onlarınki profesyonel deformasyon.
2026 Dünya Kupası, sadece saat farkıyla değil; alışılmadık dik kamera açıları, ultra parlak renkleri ve 'Amerikan tarzı' yayıncılığıyla karşılaşabiliriz.
Okumak için ➡️ https://t.co/sm47j4Z5PW
Sosyal medya çağında görünmek bir ihtiyaç mı, yoksa toplumu içten çürüten bir salgın mı? Tuğba Arslan, Jose Saramago'nun "Körlük" romanından yola çıkarak dijital platformların yarattığı görünürlük savaşını ve bu savaşın ahlaki bedelini ele alıyor.
https://t.co/tmLxyDgwF8
CHP'den Türkiye'ye, Orta Doğu'dan ABD'ye aslında aynı kriz yaşanıyor. İktidar sahipleri artık yerleşik kuralları açıkça ihlal etmekten çekinmiyor. 20. yüzyıl normları eriyor ve yansıması küreselden yerele uzanıyor. Yeni bir düzen kurulana kadar bu kuralsızlık hali hakim olacak.
Bu tür algoritmik veya yapay engellemeler, bireyi tamamen kendi fikrindeki insanların oluşturduğu bir "yankı odasına" hapseder. Kişi, medya tüketiminde tek taraflı beslenerek bilişsel tembelliğe sürüklenir.
Medya okuryazarı bir kişi, hoşuna gitmeyen, muhalif olduğu veya onaylamadığı bir siyasi figürü gördüğünde onun argümanlarını analiz eder, tutarsızlıkları yakalar ve eleştirel bir yaklaşım sergiler. Ancak o figürü tamamen "görünmez" kılmak, eleştirel düşünme, sorgulama ve analiz etme kaslarını köreltir.
Normal şartlarda sosyal medya algoritmaları bizi istem dışı filtre balonlarına sokarken, bu eklenti aracılığıyla kullanıcı kendi rızasıyla kendi gözünü bağlar. Böylece medyayı aktif ve bilinçli tüketmeyi reddeder ve bilinçli bir bilgisizliği ve göz kapamayı tercih eeder.
Bu yazılım eklentisi, eğlenceli ya da bir protesto aracı gibi sunulsa da temelde toplumsal körlüğü, radikalleşmeyi ve bilgi dezenformasyonunu besleyen tehlikeli bir dijital izolasyon aracı. Sağlıklı bir medya okurunun, izleyicisinin yapması gereken, muhalif olduğu figürleri sansürlemek değil, onların söylemlerini eleştirel bir medya okuryazarlığı süzgecinden geçirerek takip etmektir.
Vallahi bu kadar iş bilmezlik, siyaset bilmezlik fazla ama... Altın tepsiyle Kılıçdaroğlu'na sundular CHP'yi. Şu ana kadar sayısız hataya, öngorüsüzlüğe ve politikasızlığa şahit oldum ama bu çok fazla hakikaten. Bu lüzumsuz işlerle hiçbir müdahale olmasa bile muhalefet sürdürülemezmiş zaten.
Bizzat Özel ve arkadaşlarının kendi ağzından net ifadelerini söyleyip aslinda hiçbir hazırlık, plan, strateji olmadığını açıklayanları linç edenler var burada. Akl-ı selim olmak, olgulara ve argümanlara göre fikir geliştirmek, eleştirel olmak recm edilen bir duruma donüştü. Parti içi kliklerin trol ekiplerine algoritmaya hapsolmuş bir şekilde burnunun ucunu görmeyen kitleler her saat olanlara ya şaşırıyor ya da battı balık yan gider misali yaşanan acayipliklerin şak şakçısı oluveriyor.
Bir adım geri çekilip resme doğru düzgün bakarsanız söylemlerle eylemlerin genellikle 180 derece alakasız olduğunu göreceksiniz. Lütfen kapılmayın, parçası olun. Sizi sonsuz bir kör döğüşe sokup birbirinizi yemenizi istiyorlar.
Yine söylüyorum, CHP de dün hain olan bugün makbul, bugün makbul olan yarın yine hain olacak. Bu döngüler hiç bitmedi. Birbirine alenen küfredenler birbirinin ellerine kavuşacak sarmaş dolaş sarılacak. Şu 2 haftadır bile oluyor olaylar. Bunları bilen, sakin sakin yaşanan absürdlükleri eleştiren insanları linç edeceğinize onlara kulak verin.
Bol oktavlı yalanlara karnınızı tok tutarsanız, duygularınızla değil aklınızla hareket edersiniz. Naçizane önerim yan yana durmaya çalışın.
@iz_umitkartal@ismailsaymaz CHP önünden tesadüfen geçen bile olacakları bilir. Ama hayatınız partizan medya ve sosyal mesya yankı odaları kadar darsa ve yaşamdan uzaksa maalesef anlamak zor tabii.
https://t.co/zTafNXOSqm
Duygularınıza hakim olmanızda fayda var. Yıllardır söylüyorum, küfür ettiğiniz, hain ilan ettiğiniz, aşağıladığınız insanlar aynı parti üyeleri ve on yıllarca beraber çalışıp beraber aynı kararları aldılar, dünyaya aynı şekilde bakıyorlar.
Birbirlerine el uzatıp, uzlaşıp, beraber bir görüntü verdiklerinde yine mi hayal kırıklığına uğrayıp şaşıracaksınız? Çünkü bugüne kadar hep böyle yaptılar. İşin ilginci dün hain olan bugün makbul, bugün makbul olan yarın hemen hain olabiliyor. Dün oradan kovulana bugün rozet takılıyor, bugün rozet takılan ertesi gün hain ilan edilip kovuluyor.
Yine öyle olacak. Onlarca isim sayabiliriz değil mi? Sizi temsil etmek için seçtiğiniz insanlar yüzünden birbirinizi üzmeyin derim.
Stratejisi olmayan yapıların, günübirlik siyaset popülizmine kapılıp, aktivizme sürüklenmesinin kaçınılmaz olduğu gerçeğinden hareketle, insanların umutlarını hezeyanlara terk eden ‘kahır dolu’ tutumlara düşmemek ve stratejik olanı korumak da oldukça önemli görünüyor.
CHP'li olmayıp, sabah akşam CHP konuşup, CHP'nin siyasetini ve iç dinamiklerini tartışıp, CHP'nin pozisyonuna göre hareket edip, CHP'nin gündemine eklemlenip sonra binde bir yüzde bir oy alınca niye "bize değil CHP'ye oy atıyorlar" diye sızlanırsınız ki?
Madem CHP sizin içi hayati bu kadar, CHP içindeki "kahramanlara" ve "hainlere" bu kadar ilgilisiniz, bir partinin eski yeni fark etmez yönetimlerine coşkun duygular besliyorsunuz, bir zahmet gidin o partili olun, o partinin ilçe ve il örgütlerinde koşturun.
Aslı varken neden muadili olmayı tercih ediyorsunuz ki? Kemal Bey veya Özgür Bey'in pozisyonlanmaları, onların ağzından çıkanlar hayatınızda bu kadar kritikse, ona göre davranın. İnsanları manipüle etmeyin.
Basın mensuplarının siyasi kurum ve parti temsilcileriyle kamuoyuna açık bir şekilde seviyesiz muhabbetlere girmesi, kendisini haber yaptıracak bir özne durumuna düşürmesi kötü bir görüntü oluşturuyor.
Sentetik medya ile duygusal manipülasyon...
Sadık bir köpeğin, ağır bir yük çeken sahibinin yardımına koşması, insan psikolojisindeki en güçlü ve evrensel tetikleyicilerden biridir: "Fedakarlık ve insan-hayvan bağı." İşin içine üretken yapay zekanın girmesi, bu videoların amacını ve tehlikesini tamamen yeni bir bağlama oturtuyor.
Geçmişte bu tarz bir manipülasyon yapmak zor ve masraflıydı. Eğitilmiş bir köpek, bir oyuncu, doğru açılar, inandırıcı bir set ve saatler süren çekimler gerekiyordu. Şimdi ise yapay zeka araçları sayesinde, bu duygu sömürüsünün üretim maliyeti ve süresi sıfıra inmiş durumda.
İçerik üreticisi, sadece birkaç satır metin komutu (prompt) girerek insanların en zayıf noktası olan "şefkat" duygusunu ekrana dökebiliyor.
Yeni medya düzeninde bu videoların tek bir amacı var: Algoritmayı kandırmak. Videoyu izleyenler duygulanıp videoyu paylaşıyorlar. "Ne güzel bir dostluk örneği değil mi?" diyorlar. Çevrelerindeki nobran ve dayanışma bilmeyen insanlar bir an olsun kaçıp duygusal bir rahatlama yaşıyorlar. Bazıları da bu dikkat manipülasyonunu fark edip "Bu video yapay zeka, nasıl göremiyorsunuz!" diyerek alıntılıyor ya da yorumlarda bu videoyu paylaşanlarla tartışıyor.
Algoritmalar öncelikli olarak yorumun içeriğiyle ilgilenmiyor. Sadece ortada büyük bir tartışma ve etkileşim olduğunu görüyor ve videoyu milyonlarca kişiye daha pompalıyor. Yapay zeka, bu "etkileşim yemi" içeriklerini günde yüzlerce kez üretebildiği için, platformlar bu tarz sentetik çöplerle dolup taşıyor.
Asıl tehlikeli olan uzun vadeli etki. Bu yüzden biraz uzunca yazıyorum. Bu tarz videolar sadece dikkati manipüle etmekle kalmıyor, dijital alandaki "hakikat" algısını da yavaş yavaş çürütüyor. İnsanlar her gün bu tarz sentetik duygusallıklarla bombardımana tutulduğunda, bir süre sonra gerçek bir trajediye veya gerçek bir iyilik anına karşı da duyarsızlaşmaya başlıyorlar. Hatta bu duyarsızlaşma bu tip içeriklerin sosyal ve siyasal bağlamda da kitleleri rahatlıkla manipüle edilebilir bir yorgunluğa sürüklüyor.
Pek masum değil bu videolar.
Siyaset, gündelik hayatın ne kadar içine sızıyor? Gülşah Eker, bu soruyu çarpıcı bir köy alegorisiyle yanıtlıyor. Çürük bir köprü, ufukta beklenen bir fırtına ve sürekli tetikte yaşamak zorunda kalan köylüler…
https://t.co/qiL8OUFA3w
Eker, iktidarın tehlike söylemiyle toplumu nasıl terbiye ettiğini Foucault'dan Arendt'e uzanan güçlü bir teorik çerçeveyle ele alıyor. "Çürüme köprüde değil, köprünün böyle kalmasını akılcı bulan düşünme biçiminde" diyor yazar. Peki bu bizim ortak yorgunluğumuz mu?
Sarkisyan'ın tam güç sahibi olduğu dönemde Yerevan'da sokaklarda caddelerde 1 tane fotoğrafını görmemiştim. Parti sembolleri filan zaten yoktu. Hatta Ermenistan Bayrağı'nı görmek bulmak bile zordu.
🇦🇲 Erivan’dan seçim notları | İlke TV Dış Haberler Editörü Jiyan Kışanak:
“Erivan’da inanılmayacak kadar pozitif bir atmosfer var. Türkiye’de seçim dönemlerinde alışık olduğumuz gerginlik, afişler ve yoğun propaganda burada yok. Sokaklar tertemiz, parti bayrakları neredeyse görünmüyor. Sadece dijital billboardlarda adayların fotoğraflarına rastlıyoruz”
@dilekodabas_
Cümle kurmaya çalışanlara, olanı biteni makul ve derinlemesine şekilde söz kuranlara saldırgan davrananlar bir süre sonra slogandan ibaret bir kamuoyu ile boğulmuş kalıyor ve işlevsiz kalmış oluveriyorlar. Bu hepimize kaybettiriyor.