Prof Dr. Yusuf Halaçoğlu
"Şimdi Atatürk'e niye karşı çıktıklarını sanıyorsunuz?
Halifeliği kaldırdığı için mi? Hayır.
Alfabeyi değiştirdiği için mi? Hayır.
Saltanatı kaldırdığı için mi? Hayır.
Osmanlı devletinde Türk yoktu, Türk ismi yoktu, Atatürk çıktı devletin adına "Türkiye" adını verdi.
Türk devleti demekti bu. Atatürk kalktı "Büyük Türk Milleti" dedi. "Ne Mutlu Türküm Diyene" dedi.
Siz gençlere seslendi; "Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur" dedi. İşte bunlar yeniden Büyük Türk devletinin temelleriydi. Şimdi bunu yıkmaya yok etmeye çalışıyorlar!
Delikanlı büyük bir heyecanla ayağa kalktı ve söze girdi:
“Dedemizin mezar taşını bile okuyamıyoruz!”
Sordum, Yozgat’ın bir köyündendi.
“Köylünün mezar taşı var mı ki?” diye sordum.
“Yok…” dedi.
“Bak delikanlı,” dedim. “Senin köylü dedene mezar taşı dikmek Osmanlı’da kimsenin aklına gelmezdi. O hat sanatıyla işlenmiş ihtişamlı mezar taşları; saray çevresi, devşirme paşalar ya da ulema sınıfı içindir.
Anadolu köylüsünün çoğunun bırakın mezar taşını, mezar yeri dahi bilinmezdi. Kim bilir hangi cephede, hangi siperde can verip kefensiz toprağa düşmüşlerdi… Çünkü imparatorluğun bütün askerî yükünü o Anadolu köylüleri çekerdi.”
Prof. Dr. Halil İnalcık
“Bu sahneyi kim yönettiyse tam bir dâhi.
İspanya millî takımının Dünya Kupası şampiyonu olarak ülkesine kupayı bir çöp
torbasının içinde taşıyarak dönmesi!!!!
Son derece güçlü ve sert bir mesaj veriyor;
• Tarihin en kirli Dünya Kupası.
• Ev sahipliği yapan en kirli ülke ve biz oradan kupayla dönüyoruz.
• Kupayı bize dünyanın en kirli insanı (Trump) verdi.
• Kazanmak için yendiğimiz takım da dünyanın en kirli takımıydı (Siyonist Arjantin ve
Messi).
• Bu yüzden bu kupa; bu takımdan ve bu ‘terörist’ başkandan geldiği için, ancak bir çöp
torbasında taşınmayı hak eder.
Chris Hedges
🔴 Cihat Yaycı :
Avrupa Parlamentosu, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından Rum kadın ve kız çocuklarına yönelik sistematik cinsel suçlar işlendiğini ileri süren bir kararı 09 Temmuz 2026’da kabul etti. Kararda, Barış Harekâtı “işgal” olarak nitelendirilirken, Türkiye’den hesap vermesi, arşivlerini açması ve çeşitli adımlar atması talep ediliyor.
Peki soruyorum…
1963 Kanlı Noel nerede?
EOKA’nın Kıbrıs Türklerine yönelik katliamları nerede?
15 Temmuz 1974’te Yunan cuntasının Enosis amacıyla gerçekleştirdiği darbe nerede?
1960 Garanti Antlaşması’ndan doğan Türkiye’nin garantörlük hakkı neden yok sayılıyor?
Tarihin yalnızca işinize gelen bölümünü yazıp Türk Silahlı Kuvvetleri’ni topluca suçlayamazsınız.
Bu karar, hukuk değil; Yunanistan ve GKRY’nin yıllardır sürdürdüğü tek taraflı siyasi propagandanın Avrupa Parlamentosu eliyle meşrulaştırılma girişimidir.
Avrupa Parlamentosu bir mahkeme değildir. Kıbrıs Barış Harekâtı ise Kıbrıs Türk halkını katliamdan kurtaran meşru bir garantörlük harekâtıdır.
Bu karar yok hükmündedir.
Kim yazmış bilmiyorum ama doğru tespitler 👏🏻👏🏻👏🏻🇹🇷
Sen adamları etkilemek için bin odalı saraylar yapıyor, altın varaklı koltuklarla donatıyorsun, özel hava limanı inşa ediyor, gıcır asvaltlar dösüyorsun. İzlanda başbakanı kalkıp, metruk bıraktığın Ankara Kalesi'ni geziyor. Kafalar o kadar farklı ki...
Okuduğum yorumlardan birinde, "iyi ki sarayı yapmışız, bu toplantı çankaya köşkünde olsa rezil olurduk" yazmış malın teki.
Geçtim İzlanda'yı falan, Amerika başkanlık konutu bile iki yüz yıllık. Beyaz Saray 60 bin metrekare arazi üzerine kurulu, bizim külliye 750 bin metrekare. Beyaz Sarayın kapalı kullanım alanı 5100 metrekare, bizim külliyenin kapalı kullanım alanı 210 000 metrekare.
Burun kıvırdığın İzlanda başbakanlık konutu, hepi topu üç bin metrekare. Ama halkı senden beş kat zengin. Senin emeklin Ulus'un köhne otellerinde ölümü beklerken adamların emeklisi dünya turuna çıkıyor. Beyaz sarayın on katı kadar bina yapmışsın ama önünde atmadığın takla kalmamış iki uçak almak için.
Külliyeye gelen adamlar, kadınlar, Antalya'ya güneşlenmeye gelen turistler değil ki yapının ihtişamından etkilensin. Adam senin ekonomini, ithalatını ihracatını, tarımının halini, askeri kapasiteni, enerji bağımlılığını, rejimini, hukuk sistemini, ülkendeki insan hakları ihlallerini, ve daha da kim bilir nelerini ezbere biliyor. Altın varaklı koltuğa oturdu diye hafızaya reset atacak hâli yok. "Bu kadar müsrif, gösteriş budalası millete müstehaktır" diyordur içinden…
"İngilizler İstanbul'u neden terk etti?"
Murat Bardakçı: Çünkü Atatürk İngilizleri tehdit ediyor. İstanbul'a geliriz, İstanbul'u boşaltın diyor. Bunun üzerine İngilizler sömürgelerinden asker istiyor. Kanada Başbakanı vermiyoruz diyor. Avustralya ve Yeni Zelanda vermiyoruz diyor.Çünkü 100 senedir sizin için savaştık, bıktık diyorlar.
Bunun üzerine İngiltere de sert tartışmalar yaşandı ve azılı Türk düşmanı Lloyd George hükümeti 22 Ekim 1922 düşmüştür. Yerine gelen Muhafazakar Parti Başkanı Bonar Law da "Kemalcilere yenilip küçük düşmeyelim" diyor ve İstanbul'dan çekilme kararı alıyor.
İngiltere Kemal'in ordusundan korkmuş ve yılmıştır. Bunlar niye söylenmiyor?
Bunlar söylenmeyince, cahil avan ulema uyduruyor da uyduruyor!
Murat Bardakçı
İşte Padişah Vahdettin’in İstanbul’u İngiliz Komutana teslim ettiği an…! Sen müfredattan kaldırsan bile biz bu ihanet görüntülerini gündemden düşürmeyeceğiz..! @Yusuf__Tekin
Güneş balçıkla sıvanmaz.
Sultan Vahdettin, İngiliz işgal orduları komutanına aşağıdaki sığınma mektubunu yazarak İngilizlerin Malaya zırhlısı ile ülkeyi terk etmiştir.
Aha da o mektup…👇
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu:
Vahdettin gerçek bir haindir. Zaten İstanbul halkı da bunun farkına varıp sarayı kuşatmış, Vahdettin’e linç girişiminde bulunmuştur. Sarayın duvarlarına, tramvaylara “KAHROLSUN VAHDETTİN” yazılmıştır.
Vahdettin korkuya kapılır ve İngiliz işgal kuvvetleri komutanı Harrington’dan kendisini saraydan sağ salim çıkarması için plan yapmasını ister; “Hayatım tehlikededir, beni İstanbul’dan çıkarın efendim” diye mektup yazar. HMS Malaya ile kaçırıldığının resmi evrakı ve fotoğrafı da mevcuttur. Ve İngilizlerin planıyla İstanbul’dan kaçırılır.
1.6 milyon kilometrekare toprak kaybeden 2. Abdülhamid ise bunlara göre hiç toprak kaybetmemiş, İngiliz büyükelçisini tokatlamış ; ama gerçekte Kıbrıs’ı vermiştir.
Padişah Vahdettin’in İngiliz gemisiyle kaçtığı ders kitaplarından çıkarılmış.
Kaçmadı da tatile mi gitti? Diyecekler...
Türk milletinin hafızası silinmez.
Hainlerden kahraman çıkmaz.
Nutuk'ta herşey yazıyor zaten.
Yunanistan ve İsrail savaş uçaklarının Ege denizi üzerinde havada yakıt ikmali yaparak tatbikat yapması son derece ciddi bir gelişmedir.
İsrail yıllar önce bunu İran’a yapılacak bir taarruzun benzetimi için Hayfa Mora hattında denemişti. Şimdi benzer eğitim Yunan uçakları için İsrail tankerleri ile yapılıyor.
Yunanistan’ın gerek adalar zinciri gerek ana karadaki İsrail saldırı silahlarıyla Türkiye’ye karşı donatılması ayrı bir vakıa iken hava kuvvetlerinin yoğun bir şekilde saldırı taktikleri ve havada yakıt ikmali denemeleri iki ülke hava kuvvetleri arasında Türkiye karşıtı doktrin birliğine de işaret etmektedir.
Yunanistan bir NATO üyesi olarak 2026 Ankara Zirvesi’ne günler kala İsrail ile bu tip bir tatbikatı yaparak mesajını Türkiye’ye vermiştir.
Türkiye ise bu gelişmeleri göz ardı ederek ve sadece Trump‘ın vizyonundaki NATO ve küresel düzen şablonuna sadık kalarak riskli bir jeopolitik kumar oynamaktadır.
Kaldı ki bu süreçte ve zor bir konjonktürde Türkiye’de son 100 yıldır kurtuluş Savaşı olarak da bilinen İstiklal Savaşının kurtuluş savaşı mı yoksa milli mücadele midir tartışmasının başlatılmasını anlamak mümkün değildir.
Zaman birlik beraberlik içinde tarihten ders alma zamanıdır.
“Bir gazete yazarının dönemin Van milletvekili Kinyas KARTAL ile yaptığı bir röportaj:
“— Köy enstitüleri komünist yetiştirdiği için mi kapatıldı?
— Hayır. Beni babam Moskova Üniversitesi’nde okuttu, komünizmin ne olduğunu ben gayet iyi biliyorum. Köy enstitülerinde komünizmi bilen kimse yoktu.
— Peki, karma eğitimden dolayı mı kapatıldı?
— Hayır. Bu da değil; bütün dünyada okullar karma eğitim, kız erkek beraber okuyor.
— Peki ya neden?
— Ben kapattırdım köy enstitülerini. Ben toprak ağasıyım. 200’e yakın köyüm var. Bu köylerdeki halk bana tapar. Ne işi varsa bana sorar. Evlenecek, boşanacak, askere gidecek, mahkemesi nesi varsa gelir bana danışırdı.
Ama köy enstitüleri açıldıktan sonra 5 köyüme köy enstitüsü mezunu geldi ve bu köylerden artık kimse bana gelip danışmamaya başladı.
Ben düşündüm; 200 köyümün hepsine köy enstitüsü mezunu gelirse benim ağalığım ne olur, sıfıra düşer!
Böyleyse benim harekete geçmem gerekir dedim ve doğudaki bütün ağalara telefon ettim, onları topladım.
Bir de batıdan buldum: Eskişehir’den Emin Sazak.
Sonra Menderes’le pazarlığa gittik.
Yıl 1950 seçimlerinin olacağı zaman.
Dedik ki; köy enstitülerini kapatırsan şu gördüğün doğudaki tüm toprak ağaları ve batıdan Emin Sazak’ın oyları sana. Kapatmazsan oy yok.
Menderes de 1950’de iktidara gelir gelmez, köy enstitülerinin temelini sarsmaya başladı.
Demokrat Parti iktidara geldikten sonra, 27 Ocak 1954’te çıkarılan kanunla Köy Enstitüleri’ni ‘Komünist Yuvası’ propagandası ile kapattırdı.”
“Bir gazete yazarının dönemin Van milletvekili Kinyas KARTAL ile yaptığı bir röportaj:
İyi halt ettiniz şimdi terikatler sizi ele geçiriyor ağır ağır.. bakalım hangi ülkeye kaçacaksiniz ....
Fener Rum Patrikhanesi sorunu bir din ve ibadet özgürlüğü konusu olmaktan çok, jeopolitik ve stratejik bir konudur.
Patriğin ısrarla "Ekümenik" sıfatını kullanmasının nedeni Türkiye'deki küçük Rum cemaatinin dini ihtiyaçlarını karşılamak değildir. Amaç, kendisini dünya Ortodoksluğunun evrensel lideri, İstanbul'u da yeniden Ortodoks dünyanın merkezi olarak konumlandırmaktır.
Tarih boyunca büyük dini merkezler yalnızca ibadet edilen yerler olmamış, aynı zamanda nüfuz ve güç üretmişlerdir. Katolik dünyası için Vatikan'ın entelektüel ve ruhani omurgasını oluşturan kurumlar, özellikle Roma'daki papalık üniversiteleri bu işlevi görmüştür. Sünni İslam dünyasında Kahire'deki El Ezher yalnızca bir eğitim kurumu değil, küresel ölçekte dini otorite üreten bir merkezdir. Protestan dünyasında ise Oxford, Cambridge, Heidelberg ve benzeri köklü ilahiyat merkezleri yüzyıllar boyunca din adamı, akademisyen ve düşünce üretmiştir.
Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması da bu nedenle birkaç Rum Ortodoks papazın eğitilmesi meselesi olarak görülemez. Asıl mesele, Patrikhane'nin dünya çapında kendi din adamlarını yetiştirebildiği, kendi teolojik doktrinini geliştirebildiği ve uluslararası ağlarını yönetebildiği bir merkeze kavuşmasıdır. Böyle bir okul, Patrikhane'nin ekümenik iddiasına akademik, kurumsal ve uluslararası bir temel sağlayacak, şüphesiz konumunu konsolide edecektir.
ABD ve Avrupa Birliği'nin Patrikhane'ye verdiği sürekli güçlü destek de bu bağlamda değerlendirilmelidir. Fener, özellikle son yıllarda Moskova Patrikhanesi ve Rus Ortodoks dünyasına karşı kullanılan önemli bir jeopolitik araç haline gelmiştir. Dolayısıyla konu yalnızca dini özgürlükler değil, aynı zamanda Ortodoks dünyasının liderliği üzerindeki küresel güç mücadelesidir.
Türkiye'nin kalbinde, Türk hukukunun tanımadığı bir sıfatla hareket eden ve tüm Ortodoks dünyanın lideri olduğunu ileri süren bir yapının Heybeliada Ruhban Okulunun tekrar açılması ile uluslararası meşruiyet kazanması, sadece dini değil stratejik sonuçlar da doğuracaktır.
Yunanistan, GKRY, İsrail ve ABD ekseninin Doğu Akdeniz'de Türkiye üzerindeki baskıyı artırdığı bir dönemde Ankara'nın bu konuyu yalnızca bir azınlık veya inanç özgürlüğü başlığı altında değerlendirmesi yaşamsal bir hata olur.
Karşılaştığımız sorun bir kaç din adamının eğitimi değil, İstanbul'un ve Heybeliada'nın gelecekte hangi teolojik ve jeopolitik çerçeve içinde tarif edileceğidir. Türk Deniz Kuvvetlerine 19.yüzyıldan bu yana deniz subayı yetiştiren adanın, emperyalizmin sözde ekümenik sıfatlı vassalının indoktirnasyon merkezine dönüşmesi tarihin kolay hazmedeceği bir durum değildir.
Unutumayalım ki dini kurumlar bazen yalnızca inanç üretmez, aynı zamanda tarih, kimlik, hafıza ve jeopolitik savlar üretir. Yunanın bu konuda sicili kitaplara sığmayacak kadar kabarıktır.
Yıllar yılı TSK'ya asker yetiştiren Kuleli Askeri Lisesini satmak istiyorlar, rant uğruna.
"Orası Askerin yuvası, satılmasın;
Tekrar açılsın" diyenler el kaldırsın...
🇺🇸 Trump: İran nükleer silah elde etse İtalya’yı iki dakikada havaya uçurur
🇮🇹 Meloni: Şimdiye kadar bildiğim kadarıyla, dokuz ulus nükleer silaha sahip ve sadece biri onu kullandı. O da Amerika Birleşik Devletleri.
Ek olarak;
🇹🇷Milli Eğitim Bakanlığı 4 aylık bir temizlik ihalesine çıkıyor.
📍İhale; 29 ildeki Suriyeli, Iraklı, Filistinli, Somalili, Yemenli ve Afgan öğrencilerin eğitim gördüğü okulları kapsıyor.
📍Bu okulların temizliğini yüce devletimiz yaparken, Türk çocuklarının okuduğu okullar velilerin kendi aralarında topladığı üç beş kuruşla temizlenecek.
📍Söz konusu okullarda okuyan öğrencilerin güvenliği için de ayrı bir ihale yapılacak.
🇹🇷Bu ülkeyi AKP’den kurtarmak bir yurtseverlik borcudur!
Murat Bardakçı Arap tarihçilerin yazıklarını anlatıyor ;
"Kafir Türkleri katlettik, cesetlerini kazığa geçirdik yada ağaçlara astık, zenginliklerini yağmaladık... Niye gizliyorsunuz Türk katliamlarını, Türkler kılıçla ,sopa ile Müslüman oldu... "
Yüz binlerce Türk'ü katletmişler ve bu Araplara kardeş diyorlar .Tarih boyunca Türk katliamı yapmış, 1. Dünya Harbinde on binlerce Türk askerini kesen Araplar Türk'ün kardeşi olamaz.
Birde utanmadan Cengiz Han ve Hülagü Han'a vahşi ,katliamcı derler, Müslüman olmayan Türk değildir derler.
Rahmetli Prof. Dr. Hasan Onat, bir televizyon programında Ortadoğu ile ilgili;
İslam coğrafyasında şuanda yaşananlar kader değildir.
Akıl düşmanlığı dinle meşrulaştırılıyorsa bu o toplumun intiharı demektir.
Cehalet dinle meşrulaştırılıyor.