@oyilmaz İzmir ve İstanbul’da kıyıların doldurulmaya başlanması, Tarlabaşı yıkımı, Karadeniz sahil yolu vb. Bunlar 1980 sonrası Türkiye’ye “çağ atlatan” aynı “kafanın” eseri. Özfatura, Dalan, Yılmaz, Özal ve takipçileri.
Gün batımında deniz kenarında oturmuşsunuz, sadece dalga sesi ve kadehte rakı huzur içindesiniz. Küçük bir çocuklu 5-6 kişilik bir aile geliyor, kimseyi umursamadan bağırış çağırış ortamın içine ediyorlar. Sonra bu çocuklar neden böyle oluyor. Görgü, başkalarına saygı hak getire.
Bunun daha kötüsü yaz kış tatil yöresinde yaşıyor ve çalışıyor olmaktır. Evine tatil yapmaya gelmişlerdir ama sen gündüz işe gider, akşam misafire yemek hazırlarsın. “Ay ne zahmet ettin, zaten çalışıyorsun” der ama sen işten gelinceye kadar yemek yemezler, alışveriş yapmazlar.
Bunların büyük çoğunluğu kış aylarında asla arayıp sormaz. Hani zaten niyetini biliyorsun ama insan nezaketen bir kaç ayda bir hal hatır sorar ama ona bile zahmet etmezler.
Evin genişse ve rahat ettilerse her yıl gelirler. Kendi arayıp gelmeye çekinenler akrabaların yanına yancı olur. Kimi de emrivaki yapar, biz filanca gün geliyoruz der, hiç müsait misiniz diye sormaz.
Onunla gezmeni, denize gitmeni isterler. Yorgun argın akşam evine gelirsin mangal yapalım, rakı içelim derler. Kasaba gidersin eti onlar seçer, markete gider bir şeyler alırsın canları başka bir şey çeker. Mangal yapmazsan surat asar, çaktırmadan laf sokarlar.
Evin her yanı havlu olur, o havlular asla çamaşır askılığına asılmaz. Sandalyelere, üst kata çıkılan merdivenin korkuluklarına filan asılır. Plaj çantaları sağa sola saçılır.
Beş dakika ortadan kaybolamaz, bir köşeye çekilip ayaklarını uzatamazsın. Hem işi gücü halletmeni, hem her sohbete dahil olmanı isterler.
Televizyon kumandası onlardadır, ya saçma dizilerini, maç yayınlarını izlemek ya çocuklar için çizgi film açmak zorunda kalırsın.
Evin her yanı incelenip “şuraya da şunu yapsanız ya” diye akıl verilir. Kedine köpeğine, kıla, tüye laf edilir. Tatilin ilk günleri sen ve senin mükemmel evin, mükemmel ev sahipliğin ilerleyen günlerde eleştiri yağmuruna tutulur.
Evine gelip tatil yapan insanların yaşadığı şehre gidersin, işini gücünü asla bırakmaz. Gündüz işine gider, seninle akşam dışarıda buluşur, yemek yersin hesabı sana ödetir.
Burada sorun evini, odanı biriyle paylaşmak değil, evini beleş tatil için kullanırken seni de garson, aşçı, turist rehberi ve finansör olarak kullanmaları.
“Hayır” ya da “müsait değiliz” demeyi öğrenin. Tüm bunlar yaşandı, deneyimlendi. İstisnalar kaideyi bozmaz.
@HTSpor 40 yıllık mekanım Asmalımescit Yakup’ta kalabalık bir akşam bu “zatı” rica ederek masama oturttular. Yanındaki hanımefendi ile ben ve eşim arasında kısa bir sohbet oldu. Selam bile vermeyen bu “primitif dangalak” hanımefendiyi azarlayıp susturdu. Masadan kovmadığıma hala yanarım.
@Sehnazxa@ResimliHafiza Peki. Yazdığımı tekrar okuyun. Ben son durumu değil başlangıcı yazdım. Türkiye’de her dört kişiden biri İstanbulda yaşıyor, Bodrum’da çoğunluğun “İstanbullu” olması normal. Ayrıca, “sat, ye” kafasındaki Bodrumlu toprak satmasa bu kadar bina nereye yapılacaktı o da başka konu.
@Sehnazxa@ResimliHafiza Ben kıyılarımızdaki yapılaşmaşmanın önünü açan ilk ve önemli etkenlerden birine değindim. Özellikle 2000 sonrası durum çok farklı noktalara evrildi.
Ailem 40 yıldır güney egede, dolayısıyla çevreyi ve Bodrum’u iyi biliyorum, 6 yıldır da Bodrum’da yaşıyorum. Yeterli mi?