Ahmet’i ilk önce dört kişi sıkıştırdılar. Çocuk kendisine atılan yumruğa rağmen uzatmayıp uzaklaştı. Buna rağmen peşini bırakmayıp,takip ettiler. Pazar yerinden çıkabileceği alanları kontrol altına aldılar. Bu ve diğer piç, Ahmet’in bulunduğu alanı katil piçe gösterdiler. Daha önceden zulaladıkları bıçağı alıp, Ahmet’in arkası dönükken saldırdılar. Öyle ki kaçamasın diye önce bacağına sonra kalbine hedef aldılar. Günün sonunda ortak bir yerde buluşup,salyalarını akıta akıta Ahmet’e nasıl saldırdıklarını anlatıp,gülüştüler ve bunu kutlamak için bilardo oynama gittiler. Tüm bunlar gözümüzün önünde oldu ancak şu an görüntüsünü izlediğiniz kişiyle birlikte iki katile beraat kararı verdi mahkeme… Şimdi Ahmet toprak altında,canını alan katili yayın açıp “canım sıkılıyor” diye sigara içiyor.
Bir yatırımcı düşünün…
Elinde 1 milyon lirası var.
Bir gün TERA hissesine giriyor.
Hisse yükseliyor.
Biraz daha yükseliyor.
Sonra biraz daha…
Derken ekranda gördüğü rakam inanılmaz bir noktaya geliyor:
1 milyon TL, yaklaşık 21 milyon TL olmuş.
%2.099 getiri…
Bakınız, %2.099!
Bir insanın yıllarca çalışarak belki de hayatı boyunca biriktiremeyeceği bir para.
Ayda 50-60 bin TL maaşla çalışan birinin karşısında duran rakam artık sadece bir yatırım getirisi değil; hayatını değiştirebilecek bir servet.
Ev alınabilir.
Borçlar kapatılabilir.
Çocukların geleceği hazırlanabilir.
Belki çalışmayı bile bırakabilir.
Belki gerçekten emekli olabilir.
Ama insan zihninin garip bir tarafı vardır.
Kazandığına değil, daha ne kadar kazanabileceğine bakmaya başlar.
21 milyon TL artık ona büyük gelmemeye başlar.
Çünkü kafasında yeni bir hedef vardır:
“%10.000 olsun, öyle satarım. Sonra da emekli olurum.”
Bir zamanlar 1 milyon lirası olan adam, artık 21 milyon lirayı yeterli görmemektedir.
Çünkü açgözlülük paranın miktarıyla ilgili değildir.
İnsan zihninin sürekli “biraz daha” diyebilmesiyle ilgilidir.
Sonra gün gelir işler değişmeye başlar.
Fiyat geriler.
Önce önemsemez.
“Düzeltmedir.”
Biraz daha düşer.
“Buradan döner.”
Biraz daha…
“Nasıl olsa tekrar çıkar.”
Ama düşüş devam ettikçe artık hayallerin yerini endişe almaya başlar.
Bir zamanlar %10.000’i bekleyen adam şimdi telefonlara sarılır.
Birini arar:
“Ne olacak?”
Başkasını arar:
“Buradan çıkar mı?”
Bir başkasına sorar:
“Nasıl satabilirim?”
“Bekleyeyim mi?”
“Tekrar eski yerine gelir mi?”
Artık bütün gününü hisseyle ilgili bilgi arayarak geçirmeye başlar.
Bir zamanlar ekrana bakıp emeklilik hesabı yapan adam, şimdi aynı ekrana bakıp çıkış yolu arıyordur.
Ve hikâyenin en acı tarafı burada başlar.
Adamın cebinden 21 milyon TL çıkmamıştır.
Çünkü o 21 milyon TL hiçbir zaman cebine girmemiştir.
Ama zihni o parayı çoktan kendisinin kabul etmiştir.
Hayallerini ona göre kurmuştur.
Geleceğini ona göre planlamıştır.
Belki alacağı evi düşünmüştür.
Belki arabasını…
Belki artık çalışmayacağı günleri…
Bu yüzden ekrandaki rakam küçüldükçe yaşadığı acı, gerçek bir servet kaybı gibi hissettirmeye başlar.
Uyuyamaz.
Telefon sürekli elindedir.
Her fiyat hareketine bakar.
Her düşüşte kalbi biraz daha sıkışır.
Her gün yeni birilerini arar.
“Bir haber var mı?”
“Ne olacak?”
“Dönecek mi?”
Hayatın normal stresi yetmezmiş gibi bir de hiç harcamadığı, banka hesabında hiç görmediği milyonların stresini yaşamaya başlar.
Ve öyle bir noktaya gelir ki…
İnsan, eline hiçbir zaman geçmemiş bir paranın kaybının üzüntüsüyle hastanelik olur.
İşte piyasanın insana öğrettiği en pahalı derslerden biri budur:
Ekranda gördüğünüz servet ile cebinize koyduğunuz para aynı şey değildir.
Kâr etmek sadece doğru hisseyi bulmak değildir.
Kâr etmek;
nerede satacağını bilmek,
ne kadarının sana yeteceğini bilmek
ve en önemlisi,
“biraz daha” diyen açgözlülüğe nerede DUR diyeceğini bilmektir.
Çünkü bazen insan piyasada parasını kaybetmeden önce,
“YETER” deme yeteneğini kaybeder.
Ve unutmayın:
Kâğıt üzerinde herkes zengin olabilir.
Asıl servet,
masadan kalktığınızda cebinizde kalan paradır.
Arap puta taparken Türkler göğe bakıyordu. Araplar kız çocuklarını diri diri toprağa gömerken Türk kadınları hükümdarlık yapıyorlardı. arap olma, Türk ol.!
Sen avulatlığa hazırlanırken verilmiş emsal dava kararlarını da bilmek zorundasın ya o mahkrmede olsan da olmasan da o cocuklarda o vakaları görmek zorundalar .sen okuyarak hallediyorsun meslek buna imkan veriyor o ise vaka görmeden onu anlayamıyor asistan baska nasıl nerede vaka görecek ? Fiziksel uygulamalı bir meslek ya .yazdıklarınızın nerelere gidecegini düşünmüyorsunuz 10 yıl sonra cerrah bulamayıncada hasta hakları dersiniz bu hasta neden öldü deyip dava acarsanız bilinki o dava doktor yoklugundan olacak
@tibbiyelilersen Bunu son zamanlarda bilinçli yapıyorlar x te bircok takipçili hesaplar aynı gün doktorlar ile ilgili kasıtlı kötü niyetli paylasım yaptı 1 haftada 3 kez rastladım yazdıklarının ne bir kanıtı ne bir şahidi vardı ne de elle tutulur yanı..
Adana Şehir Hastanesi’nde yaşanan olayın ardından biz yalnızca hukuku anlattık.
Hastanın mahremiyet hakkı vardır. Ancak hiçbir hekim, yalnızca cinsiyeti nedeniyle mesleğini yapmaktan alıkonulamaz.
Kanunu, asistan hekimin görevini ve Beyaz Kod’un neden var olduğunu anlattık.
Paylaşımımız yüz bini aşkın kez görüntülendi. Fakat asıl çarpıcı olan sayı değil, altında biriken öfkeydi.
Yüzlerce yorum, onlarca alıntı… Hekime duyulan nefretin, sağlık hizmetini dahi baltalayacak boyutlara ulaştığını gördük.
Çünkü şiddet yalnızca hastane koridorlarında başlamıyor. Önce sözle meşrulaştırılıyor, sonra hedef göstermeye, tehdide ve en sonunda yumruğa dönüşüyor.
İnsanları yaşatmak için çalışan bu eller, her gün bir başkasının öfkesinin hedefi oluyor.
Ve bugün çok daha iyi anlıyoruz: Hekimin hakkını savunması gerekenlerin suskunluğu, bu tabloyu daha da büyüttü.
Biz susmayacağız. İcazet beklemeyeceğiz. Bizi çekmek istedikleri seviyeye de inmeyeceğiz.
Başkalarının yapamadığını biz yapacağız. Hekimi hiç kimseye mahkûm etmeyeceğiz.
Burda avam tiplerle tartışan hekim arkadaşlarımı görünce şaşırıyorum. “Bu insanlar için mi fedakarlık yapıyoruz?” diye aydınlanma yaşayanlar var. Günaydın arkadaşlar. Uzmanlık veya yandal uzmanlığı için branş seçerken sizden nefret eden bu insanları lütfen göz önünde bulundurun.
Müslümansanız eşlerinizin esas müslümanlıkta sesinin dahi bi erkege haram oldugunu bilmeniz lazım .iş daha oraya grlmedi doktora göstermem diyen hatunlarınız instagram da tiktok ta herkese gösteriyor evimin hatunu kıskanırım diyorsun da evinin hatununun bilmem kac yüz takipçisi var hangi yüz evin hatunu önce o kısımları düzeltin .o cocuklar orqlarda sizinkini görmek için degil vaka görmek için oradalar.umarım böyle erkekler kadın doktor gelince de ben erkek istiyorum der onu da secin senin de göstermemen lazım nereni olursa .Allah akıl fikir versin de bu saatten sonra işe yaramaz yoksa müslüman olmanın zerre gayesini yerine getirecek çap yok sizde .müslümanlık cahillik kabul etmez
Hasta diyor ki ;
"Ben hocadan randevu aldım asistan doktor baktı, Hoca bizimle dalga mı geçiyor ?
Hoca da diyor ki ;
"Ben aynı anda hem poliklinikte, hem ameliyatta, hem de derste olamam.
Ben derste veya ameliyatta olduğum zaman gelirsen sana bakma şansım yok.
Ama seni de mağdur etmek istemem muayene olmanı isterim
Asistanım bunun için sana yardımcı olacak.
Olumsuz bir durum olduğunda asistan zaten hocasıyla iletişime geçecek ve durumdan haberdar edecek.
Hasta doktora lanetler, küfürler vs ediyor.
Eskiden insanlar sevkle geliyorlarmış, şimdi isteyen randevu alıp gelebiliyor.
Orası özel hastane olmadığı ve hoca da sürekli olarak poliknik yapmadığı için hasta bunu anlamıyor ve faturayı ya hocaya ya da asistana kesiyor.
Ne vatandaş özel hastaneye gidip hocaya 15 bin muayene ücreti vermek istiyor ne de devlet halkını tedaviden geri bırakmak
Bu durumda olan kime oluyor ?
Milletle devlet arasında kalan, her yere yetişmeye çalışan, ama kimseye yaranamayan doktorlara.
Olaydaki Mavi Scrubslı doktor, sen bu mesleğin YÜZ AKISIN.
Asistan çıkarsa polikliniği kapatırım diyor, asistan da eğitim alacak, uzman olacak diyor.
Hastanın cevabı "O kısmı beni ilgilendirmiyor"
Evet, seni değil, uzman olunca bakacağı belki koca bir şehri ilgilendiriyor...