Fatih Altaylı, Türkiye’den neden hâlâ umutlu olduğunu Malatya’dan çıkan bir başarı hikâyesiyle anlattı.
Malatya’nın bir köyünde, değirmencilik yapan bir babanın oğlu olarak dünyaya gelen Dr. İbrahim Ethem Hamamcı, Malatya Fen Lisesi’nin ardından üniversite sınavında sayısal Türkiye 1.’si oldu.Aslında mühendis olmak istiyordu.
Ailesinin isteğiyle tıp yazdı. Daha sonra aynı anda hem Tıp Fakültesi’ni hem Bilgisayar Mühendisliği’ni tamamladı.
Yoluna İsviçre’deki ETH Zürih‘te devam etti. Yapay zekâ ve tıp alanındaki çalışmalarıyla Google PhD Fellowship bursunu kazandı, Cambridge’de araştırmalar yürüttü.
Doktorasını bitirdikten sonra dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden milyon dolarlık iş teklifleri aldı. NVIDIA’nın teklifini reddetti.
Bunun yerine Sezgin Er ile kendi yapay zekâ şirketini kurdu.
NVIDIA bu kez şirkete 4 milyon dolarlık yatırımcı olarak ortak oldu. Yapay zekâ devleri de araştırmalar için 20 milyon dolarlık işlem gücü desteği sağladı.
Şirketlerinin merkezi Silikon Vadisi’nde, bir ofisi ise İstanbul’da. Tüm ekip Türk bilim insanlarından oluşuyor.
Amaçları; yapay zekâyı sağlık hizmetine entegre ederek en ücra bölgelerde yaşayan insanların bile dünya standartlarında teşhis ve tedaviye ulaşmasını sağlamak.
Altaylı, “Türkiye’den umutlu olmamı sağlayanlar işte böyle gençler. Günlük siyasi tartışmaların dışında, insanlığın geleceği için çalışan pırıl pırıl insanlar geliyor.” diyerek
İbrahim Ethem Hamamcı ve Sezgin Er’in hikâyesinin kendisine umut verdiğini söyledi.
Altaylı ayrıca, İbrahim Ethem Hamamcı’nın kendisine “Bilime yönelmemde Teke Tek Bilim programlarının büyük payı var.” dediğini aktararak bu sözlerin kendisini duygulandırdığını ifade etti.
Buraya yazıyorum 200 binden fazla dağıttım, seneye 300 bin’den fazla üçüncü yıldan itibaren tüm Türkiye’nin ata tohumları karşılayacağım. Kısırlaşmış tohumlarınızı da alıp defolup gideceksiniz.
Anıtkabir'i ziyaret eden YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Ata'nın huzurunda konuştu: Kuşatılan mirasınızı koruma görevi bize emanet
"Aziz Atatürk,
Bu yolda pusulamız ve tek güvencemiz milletimizdir. Hedefimiz, sizden ve Cumhuriyetimizin temel ilkelerinden aldığımız ilhamla; özgür, bağımsız, demokratik, adil ve müreffeh bir Türkiye'yi milletimizle birlikte inşa etmektir.
Kuşatılan mirasınızı koruma görevi, yeni partinin kadrolarına emanettir.
Ruhunuz şad olsun"
"Burada bekle Bahe, geri dönüp seni alacağım."
Mardin'in taş duvarları arasında yankılanan, sadakatin ve kırık bir çocuk kalbinin en hüzünlü hikâyesidir bu... Ammo Bahe'nin hikâyesi.
Henüz kundakta bir bebekken, açıkta kalan yüzüne ve gözüne yırtıcı bir kuşun (bazı anlatılarda bir horozun) saldırmasıyla başlar onun trajedisi. Bu acı olay, Bahe'nin bir gözünü tamamen kör etmekle kalmaz, zihninde de ömür boyu taşıyacağı o çocuksu saflığın, o masum hasarın sebebi olur.
Babasını erken yaşta kaybedince, annesi Vedia Hanım üç çocuğuyla yapayalnız kalır. Çaresizlik ve yoksulluk bükünce belini, daha güvenli bir yaşam ümidiyle Suriye'ye göç etmeye karar verir. Ancak en zayıfları, bakıma en muhtaç olanı olan küçük Bahe'yi bu zorlu göç yoluna dayanamaz diye Deyrulzafaran Manastırı'nın rahiplerine emanet eder.
Giderken kulağına fısıldadığı o son söz, Bahe'nin sonraki 70 yılına yön verecektir:
"Burada bekle Bahe, geri dönüp seni alacağım."
İşte o günden sonra zaman, Deyrulzafaran'da Bahe için adeta durur. Manastır sakinleri onu sevgiyle kucak açar, o da oranın bir parçası olur. Yıllarca manastırın bahçe işlerini yapar, çiçekleri sular, çan çalar, her köşesine emek verir.
Ama gözü hep o büyük kapıdadır. Kapı her gıcırdadığında, içeri her kadın girdiğinde, "Annem geldi!" diyerek o çocuksu saflığıyla kapıya koşar.
Yıllar sonra annesi bir kez manastıra uğrayıp, "Bavulunu hazırla, haftaya gelip alacağım." diyerek tekrar gitse de, o vaat edilen "hafta" hiçbir zaman gelmez. Bahe, tek göz odasında, bavulu kapının önünde hazır bir şekilde tam 70 yıl boyunca o kapıyı gözler.
2014 yılında bu dünyadan göçüp gittiğinde, ardında sadece hüzünlü bir bekleyiş değil; insan kalbinin ne kadar büyük bir umutla ve sadakatle sevebileceğinin kanıtını bıraktı.
Yolunuz bir gün Deyrulzafaran'a düşerse, bahçedeki çiçeklere iyi bakın; çünkü her birinde 70 yıllık bir çocukluk özlemi, her rüzgârda ise "Geleceğim Bahe." diyen o annenin hiç tutulmayan sözü gizli...(a)
#ammobahe #deyrulzafaranmanastırı #mardin
Bilecik’te ehliyeti olmayan ve 'Dur' ihtarına uymayarak kaçan 26 yaşındaki Harun Özkan'a, 420 bin 743 TL ceza kesildi.
İşlemlerin ardından evine giden genç, tüfekle intihar ederek yaşamına son verdi.
🔴 Zülfü Livaneli:
Abdülhamid kitabını yazdığımda ona çok hücum etmemi istediler. Oysa II. Abdülhamid, 34 yıllık imparatorluk döneminde sadece 11 idam kararı imzalamış; onların da biri hariç hepsi adi suçlardan.
Aynı dönemde Belçika Kralı Leopold, kauçuk işçisi çocukların kollarını kestirip saraya getiriyor ki tatmin olsun diye. Bir milyondan fazla insanın kolu kesiliyor.
Ama biri ‘Kızıl Sultan’, diğeri ise gelişmiş, uygar bir Batılı…
Batılı tarihçileri okudukça hayal kırıklığına uğruyorum. Tarihi nasıl çarpıttıklarını gördükçe şaşırıyorum. ‘Avrupa değerleri’ dedikleri şeyler… İnsan hakları, evrensel bildirgeler falan. Avrupa’nın bunlarla uzaktan yakından ilgisi yok. Gazze’de yaptıklarını görmüyor musunuz? Tarihleri baştan sona soykırımlarla dolu.
Ben Batı’yı okudukça ve anladıkça Batı’dan hoşlanmamaya başladım.