Musluman genc kizlarin her itirazina “feminism” etiketi yapistirmak fazla kolaycilik..Cogu sadece ideoloji degil Kur’an’in verdigi degerin hakkin ve sayginin hayatta da karsilik bulmasini istiyor.Allah icin o kadinlari korumali sevmeli saymalisiniz bu size agir gelmeyecekse tabi.
Kimse ev namazını hakir görmemiş ama siz camiye gitmek isteyen kadınlara “Camileri erkekle köşe kapmaca yarış pistine çevirme Ramazanın monotonluğuna aksiyon katma, Erkekle boks ringine çıkıp cinsiyet müsabakası yapma” gibi sıfatlarla hemcinslerinize iftira atarken utanmamışsınız
Videodaki gencin çektiği ateşli nutuk ve mevzu hakkındaki yorumların bir bölümü, Müslüman kadınların bir türlü bir yere sığdırılamayışının özeti adeta. Camilerde kuş yuvası kadar bölümlere sıkıştırılıp ayakkabılıklara secde ettirilen, çoğu kez abdest alacakları bir şadırvan bile bulamayan, teravih namazında hasbelkader fazladan iki saf tutunca “niye namazınızı evde kılmıyorsunuz” diye üst perdeden fırçalanan kadınlar, tüm bu dışlanma ve ötekileştirilmenin üzerine bir de “İslam’ı mükemmel biçimde yaşamamakla” suçlanıyorlar sık sık. Aile yok oluyor, ahlak bozuluyor, dinden uzaklaşılıyor diye feveran edenlerin bir numaralı suçlusu daima kadınlar oluyor. Toplu taşımada her Allah’ın günü çiftlik hayvanları gibi üst üste yığıldığımızda hiç umursanmayan mahremiyet hassasiyeti, konu Kâbe duvarı veya cemaatle kılınan namaz olunca arşa çıkıyor.
Müslümanları “yaşamdaki tüm kötülüklerin kaynağı” olarak görenler bu yazdıklarımı çok beğenecek muhtemelen. Keyifleri arşa çıkmadan not düşeyim: Siz de aynısınız. Bu bir “erkeklik sorunu” çünkü; din, ırk, ideoloji, sınıf vs. değil. Üniversitelerde, ajanslarda, yayınevlerinde, siyasi partilerde, hastanelerde, gazetelerde, şirketlerde kadınlara ne gözle bakıldığının, onlara yapılan muamelelerin, uğradıkları ayrımcılıkların hikâyesini yazmak, neredeyse bir insanlık tarihi yazmaya eşdeğer. Bu dünyayı erkekler kurdu, erkekler yönetiyor, kaymağını en çok erkekler yiyor ama ödenecek bedelin faturası genellikle kadınlara kesiliyor.
Yanlış hatırlamıyorsam, Thomas Carlyle’a biri soruyordu, “Dünyayı nasıl değiştiririz” diye. O da şu cevabı veriyordu: “Önce kendini değiştir ki dünyadan yaramaz biri eksilsin.” Kendinizi değiştirin beyler, kendimizi değiştirelim. İstesek de daha fazlası gelmez zaten elimizden.