@turkiahaber Hizmetlerinden dolayı teşekkür edip. Dinlenmeye aldirmamiz lazım. Yazık torun torba sahibi ömrünün geri kalanını onlarla geçirmesi daha doğru olur. Bu tempoya değil can hiç bişey dayanmaz
TSK'dan ihraç edilen genç doktor Efran Tumaris Usul:
-Kurum içinde sayısız tutanak tuttum, dilekçe yazdım, her kademeye ulaşmaya çalıştım, CİMER'e başvurdum, savcılığa suç duyurusunda bulundum.
-Erlere tarihi geçmiş ilaç vermem isteniyordu. Bu yüzden erlere ilaç veremiyordum. Yeni ilaç alındığında bile erlere bu ilaçlar verilmiyordu.
-Enfeksiyon vakaları artınca, musluk suyu içtiklerini, içme suyu temini yapılmadığını, kantinde parayla bile su satılmadığını söylüyorlardı.
-Uyuz vakaları artıyordu, erlere 15-16 gündür banyo yaptırılmadığını öğrendim.
-Uyuz olmayan bir eri 17-18 gün bir odada karantinaya almışlar, erin psikolojisi bozulmuş. Ben uyuz olmadığını söylediğimde, benim mesleki bilgimi aşağılayan cümleler kuruluyordu.
-Revirdeki oksijen tüpleri boştu. Bir atak hastasına oksijen tüpleri boş olduğu için müdahalede bulunamadım.
-Doktorun görev tanımında olmamasına rağmen erlere aşı yapıyordum, çünkü acemi birliğinde yapılması gereken aşılar 3-4 ay geçmesine rağmen yapılmıyordu.
-Er kafa travması geçiriyor, başka gün başka bir er iç kanama geçiriyor, ambulans yok. Çünkü rütbeli personel ambulansı şahsi işi için götürmüş.
-Sevmedikleri erlere sevk, rapor, istirahat verdiğimde, numara yaptıkları söyleniyor ve bu kararlarım uygulanmıyordu.
-Bulaşık yıkayan erlerin elleri egzama oluyordu, uyarıyordum ama bir eldiven bile verilmiyordu.
-Yemekhaneye gelmem istenmiyordu, yemeğimi erlerle gönderiyorlardı. Ben asker kızıyım, babam rütbeli olmasına rağmen hayatında bir ere kendi yemeğini taşıttırdığını görmedim.
Hüseyin Çelik:
Muhafazakar camianın tarih anlayışı iki kişiden gelir; Necip Fazıl Kısakürek ve Kadir Mısıroğlu.
Necip Fazıl çok kötü bir siyaset ideoloğudur. Raporları okuduğunuz zaman saçınızı başınızı yolarsınız.
Kadir Mısıroğlu da gerçeği ortaya koymaktan ziyade inandığı ideoloji için belge arayan bir adamdı.
Milli Mücadele’yi küçümsemek aklı başında bir insanın yapacağı şey değil. Mustafa Kemal de Milli Mücadele’nin komutanıdır.
Muhafazakar camia, Kemalizm karşısında bir Hamidizm çıkardı. Ben ikisine de karşıyım.
Abdülhamit istibdatçıdır, kendisi gibi düşünmeyen adamlara hayat hakkı tanımayan adamdır.
"Paranın sana saglayacağı en büyük güç, ihtişamlı bir lüks değil; çıkarlarına ters düşen her masadan hiç tereddüt etmeden kalkıp gidebilme özgürlüğüdür."
— Niccolo Machiavelli
Deniz Göktaş'ın avukatı, ters kelepçe görüntüsü için 5 kez sahne kurgulandığını anlattı:
"Deniz’in gördüğümüz sahnesi ilk girişi değil.
Deniz’e bu sahne 4-5 kez yaptırılmış. 'Geri gel, doğru olmadı, bir daha' gibi.
5 kez bu yaşanmış. Burada buna tepki veren toplum kesimlerine, bu linç kampanyasını yürütenlere deniyor ki: 'Rahatlayın, biz bu çocuğu da böyle aldık.' Bu mesaj veriliyor."
(Kısa Dalga)
Bu genci izlerken"umarım başına bir iş açılmaz diyorsun"
Sonra fark ediyorsun ki, Adam zaten dekor olarak arkasına kendi kellesinin heykelini koymuş.,
Sahnede tam anlamıyla kellesi koltukta.
Üstelik şovunun adını da"Ölü Deniz" koymuş.
Daha nasıl anlatsın Deniz Göktaş;
Zekası, kalitesi, cesareti ve mizah kalitesiyle gerçekten bir başka seviye.
Deniz Göktaş eğitimini, ODTÜ 'de Tamamlamış bir psikoloji bölümü mezunudur.
Komedyen Deniz Göktaş'ın emniyetteki ifadesi ortaya çıktı:
"Komedyenim, yüksek gelirliyim. Deniz Göktaş rumuzlu YouTube hesabı bana aittir. Burada yapılan paylaşımlar benim tarafımdan yapılmıştır.
Soruşturmaya konu olan video, 1 Haziran 2026 tarihinde Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu'nda yapmış olduğum stand-up gösterisine aittir.
Bu stand-up gösterisindeki konuşmaların metni daha öncesinde benim tarafımdan hazırlanmıştır. Tarafıma yöneltilen 'halkın belirli bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama' kastım kesinlikle yoktur.
Bu gösteri benim yaklaşık 3 yıldır Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde yaptığım bir gösteridir. 100 binin üzerinde seyirci bu gösterimi izlemiştir ve hiçbirinden bu kısma dair incindiklerine ilişkin bir şikayet gelmemiştir.
Gösterim boyunca birçok konuda konuşuyorum. Sadece dindarlar değil, her türlü politik görüş ya da popüler figür hakkında konuşmalarım vardır. Burada da kötü bir şey demiyorum. Favori kitabım diyorum.
'Çeviride sorun var' cümlemi de yıllardır duyduğum meal tartışmalarına atıf olarak söylüyorum. İnançlı bir insanı kırmak gibi bir amacım kesinlikle yoktur. Böyle bir yorumu günlük hayatta bir seyirciden duysam üzülürdüm.
Cumhurbaşkanına hakaret suçunu işlediğimi reddediyorum. Herhangi bir şekilde Cumhurbaşkanını aşağılamak gibi bir niyetim yok. Diktatör kelimesi siyasi bir nitelemedir ve sık sık kamuoyuna açık şekilde tartışılan bir konudur.
Demokrat, otokrat gibi bir kelimedir sadece. Gösteri boyunca bu tarz popüler figürlere, ideolojilere ve Türkiye'ye dair sosyolojik olaylara yaptığım gibi mizahi bir yaklaşımdır. Başka bir amacım yoktur. Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum."
Murat Bardakçı'nın "Dedelerimizin mezar taşını okuyamıyoruz" diyenlere verdiği yanıt:
▪️Osmanlıca diye bir dil yoktur. Bunu bir kere kafanıza sokun.
▪️O, Arap ve Fars alfabesiyle yazılmış bildiğimiz Türkçedir.
▪️Efendim neymiş, "Bir gecede cahil bırakıldık, dedelerimizin mezar taşını bile okuyamıyoruz" diyorlar.
▪️Yahu senin deden sadrazam mıydı? Şeyhülislam mıydı, vezir miydi senin deden?
▪️Anadolu'daki sıradan adamın, senin o köydeki gariban dedenin işlemeli, yazılı bir mezar taşı falan yoktu!
▪️Başucuna bir tane tahta parçası ya da şekilsiz, yuvarlak bir taş koyarlardı.
▪️O da zaten yağmurdan, çamurdan yıllar içinde çürüdü, kayboldu gitti.
▪️O okuyamadığın, sanat eseri gibi mermerden oyulmuş, üstünde hat sanatı olan o kavuklu mezar taşları paşalara, üst düzey devlet adamlarına ait.
▪️Senin dedene değil!
Bilal Erdoğan, "Neyden para kazanıyorsunuz?" sorusuna yanıt verdi.
"Ben 2005 yılına kadar falan Dünya Bankasında çalıştığım sürelerde maaşlı bir insandım.
Sonra Türkiye'de bir firmada, o zaman da maaşlı bir insandım ama Türkiye'de bu işe devam etmek istemediğimi onlara söyledim.
Onlar da dediler ki 'sen bizim Türkiye'deki işimize ortak olabilir misin?'
Türkiye'de kozmetik sektöründe hizmet veren bir işe ortaklığım oldu.
Ondan sonra 2009 yılı başında restoran işine başladık aynı ortaklarımla.
O zamandan bugüne de gıda işiyle uğraşıyoruz.
İstanbul'da restoranlarımız var ortağı olduğum.
Şimdi Dubai'de 1,5 yıl falan oldu bir tane açtık şimdi İngiltere'de bir tane açmayı planlıyoruz gıda sektörü."
Bazı insanlar vardır.Güldürürken düşündürür,bir cümlesinin içinde hem yara,hem memleket taşır.Sırrı Süreyya Önder de öyleydi işte.İnsan bazen gülerken bile içinin sızladığını anlıyordu onun sözlerinde.Bir cümlesiyle güldürür,bir yokluğuyla içini sızlatır insanın
Barış’ın elçisi🩶
Kırklareli’deki bir festivalde oyuncak satarak harçlığını çıkaran çocuğun çarpıcı sözleri:
Muhabir: Kolay gelsin. Harçlık çıkarmaya mı çalışıyorsun?
Çocuk: Harçlık çıkarmaya çalışıyorum.
Muhabir: Satışlar nasıl gidiyor?
Çocuk: Çok iyi abi.
Muhabir: Okul nasıl gidiyor?
Çocuk: 99 ortalama falan yaptım.
Muhabir: Oğlum Türkiye ortalamasının üstündesin, farkında mısın? Rap dinliyor musun, rap?
Çocuk: Rap tabii, ceza dinlerim.
Muhabir: Ne dinliyorsun?
Çocuk: Ceza.
Muhabir: Lvbel C5?
Çocuk: Yok abi, terbiyesizliği sanat olarak insanlara sunuyor yani. Anlatabildim mi?
Muhabir: Rap'in C5 terbiyesizliği sanat olarak...
Çocuk: Tabii. 4 tane şarkı cümlesine baksan zaten, nasıl anlatayım ki? Üniversiteyi okuyanların %90'ı işsiz, okumayanların %90'ı işli yani. Nasıl anlatayım, öyle bir eğitim sistemi.
Havlasan bile rapçi yapıyorlar zaten.
Muhabir: Başka ne anlatmak istersin şampiyon? Memlekette ne hoşuna gitmiyor?
Çocuk: Memleket, yönetim sistemi, eğitim sistemi... Okula sürüklenerek giden çocukları görüyorum. Yani parçasından tutup götürülen. Gelişmiş ülkelere bakıyorum. Yani koşarak okula gidenler...
(Kaynak: Gece muhabiri)