İlber Ortaylı:
"Ben Osmanlı imparatorluğunun çocuğuyum ve benim için Osmanlılık her şeyden daha temeldir. Biz Osmanlı'nın sayesinde varız. Osmanlı'yı anlamayanın İskenderiye hamalı kadar değeri yoktur."
🔴 İrlandalı Müslüman Robert Wilson:
Batı, İslam’dan aşırılık nedeniyle korkmuyor.
İslam adil bir ekonomi, disiplinli bir hayat, güçlü aile yapısı ve bağımsız düşünce sunduğu için ondan korkuyorlar.
Mesele din değil, kontrolü kaybetme korkusu.
Günün sonunda manzara şu…
Son 2 ayda 2 ülkeye çöküldü…(Ortak noktaları Çin ile petrol ticareti yapmaları)
Bir ülkenin devlet başkanı yatağından alındı. Diğeri kendi başkentinde öldürüldü.
1930’ların dünyasını özetleyen “Eski düzen öldü, yenisi henüz kurulmadı.. Şimdi canavarlar zamanı” cümlesinin 2030’ların dünyasına da birebir oturduğunu görüyoruz.
Eskisi sorunluydu ama yeni dünya düzeninin de insanlığa pek bir şey vadetmediği ortada. Yine mazlum milletler ezilecek, yine küresel çakalların borusu ötecek. Dişine kan değmiş çakalların anlayacağı tek şey güç.. Bu çağda güçlü olacaksın.
Bizim açımızdan önemli ve güzel olan husus şu: Bir önceki yüzyıla kıyasla “Canavarlar zamanına” daha hazırlıklıyız. Her şeyden önce daha güçlüyüz.Güçlü bir orduya ve savunma sanayiine, güçlü bir siyasi liderliğe sahibiz.
Son 15 yılda ülkeye operasyon çekme kabiliyetine sahip, ipleri küresel çakalların elinde olan 2 proje terör örgütünü etkisizleştirdik.
Enerjide dışa bağımlılığı azaltıp, üretim ekonomisine geçisi hızlandırabilirsek yeni dünya düzeninde en güçlü aktörlerden biri oluruz.
Yeter ki içeride birbirimize düşmeyelim. Küresel çakallar bir ülkeye çöktüğünde kimsenin etnik kökenine, mezhebine bakmıyor. Sadece alacağını alıyor ve sonra defolup gidiyor. Demokrasi de dahil kimseye bir şey vermiyor. Tersine ayak bastığı ülkeleri en az 50 yıl geriye götürüyor.
Ortak paydamız vatanımız.. Ona gözümüz gibi bakacağız. Küresilcilerin, içerdeki işbirlikçilerinin oyunlarına gelmeden, tuzaklarına düşmeden yolumuza devam edeceğiz. Biz hata yapmazsak kimse bize zarar veremez.
Ne kadar güzel bir çalışma bu!
Elazığ Seyda Molla Bahri İmam Hatip Ortaokulu öğrencilerinin, 11 Ayın Sultanı Ramazan’a Hoş Geldin temalı enfes koreografisi göz doldurdu.
Diğer okullar da böyle güzel çalışmalar yapabilir.
#HoşgeldinYaŞehriRamazan
📍Ankara, Şehit Ümit Çoban Gençlik Merkezi
İmkân, mekân, potansiyel...🇹🇷
"Bir fikrim var" diyerek yola çıkan, #MilliTeknolojiHamlesi’ne omuz veren tüm gençlerimizin yanındayız.
İftiharla sunarız.
#GSBHepYanında
Dünyaca ünlü aktör Jackie Chan:
▪️ Geçenlerde bir video izledim. Çocuğun konuşmasını görür görmez ağlamaya başladım.
▪️Çocuğa "Büyüyünce ne olacaksın?" diye soruyorlar. O da "Bizim burada çocuklar büyümez." diyor.
▪️Evet Gazze, Gazze'nin çocukları.
▪️Her gün bombalar altında yaşıyorlar.
▪️Çocuğun yüzünde hiçbir ifade yoktu; sanki bu gerçek onun için sıradan bir gerçeklikti. "Bizim burada çocuklar büyümez..."
İstiklâl Marşı'nı Değiştirmeliyiz!
Mehmet Âkif Ersoy meclis kurulurken İstanbul'dan Ankara'ya arkadaşı Ali Şükrü Bey ile birlikte giderler.
Zafer sonrası, Lozan görüşmeleri sırasında milletvekili Ali Şükrü Bey öldürüldükten bir süre sonra, baskılar artınca Mehmet Âkif Ersoy da Mısır'a kaçmak zorunda hisseder. Yeni rejim bu süreçte hem kendisini fişler (kodu: İrtica 906), hem kendisiyle irtibatta olanları...
"Arkamda hafiye gezdiriyorlar. Ben vatanını satmış ve memlekete ihanet etmiş adamlar gibi muamele görmeye tahammül edemiyorum"
Vatan hasretiyle yaşamış ve 11 yıl sürgünden sonra, hasta olduğu için 1936'da İstanbul'a dönebilmiştir. Döndükten 6 ay sonra da vefat etmiştir.
Cenazesine protokolden tek kişi katılmadığı gibi, katılan vatandaşlar da fişlenir.
O Mehmet Akif Ersoy ki, onca sövdüğü, istibdatından yakındığı 2.Abdülhamid Han döneminde İstanbul'da özgürce yaşadı.
Ne hazin bir son.
Hem onun için, hem bizim için...
Tarih, bir milletin hafızasıdır; ancak genç Cumhuriyet döneminin bürokratik aklı, bu hafızayı korumak yerine tasfiye etmeyi tercih etmiştir. Bunun en acı örneği, 1931 yılında Maliye Arşivi’ndeki paha biçilemez tarihi belgelerin, içeriğine dahi bakılmadan okkası 3 kuruşa Bulgaristan’a hurda kâğıt niyetine satılmasıdır. Ecdadın mirasını kese kâğıdı yapılmak üzere elden çıkaran bu zihniyet, aynı dönemde milletin ruhuna nakşedilmiş İstiklâl Marşı’na da el uzatmaya kalkışmıştır.
2009 yılında bir sahafın fedakarlığıyla gün yüzüne çıkan belgeler, 1925 yılında İstiklal Marşı’nın değiştirilmesi için kapalı kapılar ardında yürütülen operasyonu gözler önüne sermektedir.
Mehmet Akif’in marşı, 1925’in değişen siyasi ikliminde “yeni rejime” uygun bulunmamıştır. İsmet İnönü hükümeti ve Maarif Vekâleti bürokratları, Akif’in samimi inancından ve "Hakk'a tapan" söyleminden rahatsız olmuşlardır.
Marşı değiştirme gerekçeleri ise oldukça düşündürücüdür:
Batı Hayranlığı: Akif’in "Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar" dizesi, yüzünü tamamen Batı’ya dönen ve o medeniyeti taklit etmeye çalışan kadroları rahatsız etmiştir.
Ulusçuluk Eksikliği: Marşta "Türk" kelimesinin geçmemesi bahane edilmiştir; oysa marş, zaten o milletin varoluş destanıdır.
Lidere Övgü Talebi: Yeni marşın, Cumhuriyete ve onu kuran kadrolara açıkça "şükran" ifade etmesi istenmiştir. Yani milletin marşı değil, iktidarın marşı aranmıştır.
1925 yılında açılan bu “sipariş marş” yarışmasına katılım, 1921’deki o coşkulu katılımdan çok uzak kalmıştır. Dönemin şairleri, para ödülü ve siyasi beklentilerle açılan bu ısmarlama yarışmaya itibar etmemişlerdir. Necip Fazıl gibi isimlere de (daha sonra 1937'de) teklif götürülmüş, ancak "sipariş üzerine ilham gelmeyeceği" gerçeği bir kez daha yüzlerine çarpmıştır.
Yazılan şiirler (İsmail Hakkı Bıçakçızade, Enis Behiç vb.), masa başında kurgulanmış, kuru ve ruhsuz metinler olmaktan öteye gidememiştir. Bu metinlerde "Türklük" vurgusu yapılmaya çalışılsa da, Akif'in "Korkma!" diye başlayan o samimi haykırışının yerini tutamamıştır.
Devletin tüm imkanlarına, bürokrasinin dayatmalarına ve "medeniyet" adına yapılan zorlamalara rağmen, Akif’in marşı değiştirilememiştir. Çünkü o marş, makam odalarında değil, Taceddin Dergâhı’nda milletin ızdırabıyla yoğrulmuştur. Rejimin, tarihi belgeleri hurda fiyatına satacak kadar geçmişten kopuk tavrı, milletin kalbine mühürlenmiş İstiklal Marşı’nı sökmeye yetmemiştir.
Buna karşı da 1930'da İstiklâl Marşı'nın bestesi bugünkü haline dönüştürülmüş ve anlaşılmaz hâle gelmiştir.
Ve aynı dönemde, yine, bütün bunları yapan ekipten Rodoslu eğitim bakanı Reşit Galip tarafından Andımız üretilir.
İstiklâl Marşı 1924 anayasasında da belirtilmediği için, Andımız ile birlikte yeni rejim yeni marşını bulmuştur.
Bugün, İstiklâl Marşı'na hakettiği bestesini iade vakti gelmedi mi?
Avustralyalı gazeteci:
“Son birkaç ay içinde İslam’ı kabul etmeye karar verdim. Yaklaşık on beş yıldır Müslümanlarla iletişim hâlindeyim. Onların her birinin iç dünyası çok güzeldi. Ömrümün sonuna kadar Filistinliler hakkında konuşacağım, çünkü bu yapılması gereken bir iştir.”
Ganalı müslüman Fakir ve şehrin dışında yaşıyor. Birkaç yıl önce, bir Türk haber ajansına ait bir drone evinin yanına düştü. Türk gazeteciler onu aramaya geldiklerinde, adamı drone'u elinde tutarken buldular ve adam şakayla karışık onlara "Beni Hacca götürebilecek daha büyük bir drone'unuz var mı?" diye sordu.
Gazeteci haberi yayınladı ve Türk hükümeti adamı tüm masrafları karşılanarak Hacca göndermeye karar verdi. ��şte o, Hac için hazır bir şekilde Mekke'de.
Bu hikâyenin özü şudur: Allah sizi Mekke'ye çağırdığında, yolculuğunuzu mümkün kılmak için her şeyi ve herkesi kullanacaktır.