@Sivasli54248976 Düşüncelerimi ifade etmek için yapay zekaya ihtiyacım yok, kendi cümlelerim bana yetiyor
Ama eleştirin için teşekkürler, demek ki cümlelerimin etkisi bayağı derinmiş ki yapay zeka ürünü sanılmış
Değerlendirmelerde derin iç çekişten sonra, “eskiden…” diye başlıyorsa cümle, orada bir şeyler yanlış gidiyordur.
Çünkü insanlık artık geleceğe dair bir vaat inşa edemediğinde, nostaljiyi bir sığınak sanır
Bugünün çöküşünü örtmek için düne kaçmak, çağımızın en büyük varoluşsal krizidir.
İnsanlık, gerçeği ifade etme yetisini kaybettikçe dil bir gürültüye dönüştü.
Sözcükler çoğaldıkça anlamını yitirdi, kavramlar özünden koparıldı.
Ortak bir anlam arayışını kaybeden toplumlar içlerine kapandı.
Bazı kentler dilini ağzında çiğnedi, bazıları da dilini yutup konuşmayı unuttular.
Bu yüzden herkes çok konuşur gibi sessiz kaldılar.
Şehirlerin sokaklarında yükselen sesler artık bir söze değil, boş bir yankıya dönüştü.
Cümleler kuruluyor ama anlam, o ilk suskunluğun kucağında can vermeye devam ediyor.
Artık en çok bağırılan yerlerde bile kimse kimseyi gerçekten duymuyor.
Besin zehirlenmesinde mide yıkanıp şifa bulunuyor.
Peki ya zihin ve duygular kirlenip zehirlendiğinde, onları hangi yöntemle temizleyip iyileştirebiliriz?
Günümüz insanı artık kim olduğunu anlamaktan çok, göründüğünü kanıtlamaya çalışıyor. Çünkü görünmek, varlığın anlamını aramaktan daha kolay.
İnsan, başkalarının gözünde büyürken kendi içinde küçülebiliyor, alkışların arasında kendini, kalabalıkların içinde sesini yitirebiliyor.
Belki de çağımızın en derin yalnızlığı budur
Herkes tarafından görülmek isterken, insanın giderek kendine görünmez hale gelmesi.
Orkestra ahengini kaybedip detone olabilir.
Çalgılar zaman zaman yanlış notalara da basabilir.
Ama insan melodisini kalbinden alıyorsa, o dil artık yalnızca bir enstrüman değildir, iç dünyanın tercümanıdır.
Ve o ses, bozulan orkestranın içinde hala doğru tınlayan, hakikati hatırlatan bir sestir.
Ruhuyla uyumlu, kalbinin ritmini koruyabilen insan, kaosun en derin yerinde bile sükuneti ve anlamı taşıyabilir.
Çünkü bazen bütün dünya sesini kaybeder, insanın kendine sadık kalan kalbi ise, sessizliğin içinden doğru melodiyi bulur.
Aynı ülkede, aynı bölgede, aynı şehirde, hatta aynı evde ve ailede yaşayıp da birbirinden bambaşka dünyalara aitmiş gibi görünen insanların çoğaldığı tuhaf bir zamandayız.
Köprülerin birer birer yıkıldığı bu çağda, iki yakayı birbirine bağlayacak kaç insan kaldı?
Geçmişin sesini duyabilen, onun bilgeliğini bugüne taşıyabilen kaç kuşak kaldı?
Ve kaç kuşak kaldı, yarının kalbine dokunup ona umut, yön ve anlam verebilen?
Bir toplum, köprülerini kaybettiğinde sadece birbirini değil, hafızasını, yönünü ve geleceğini de kaybeder.
“Belki de en tehlikeli karşı-devrim biçimi budur. Çünkü dışarıdan gelen saldırıyı tanımak kolaydır; içeride büyüyen ayrıcalığı, bürokratikleşmeyi, halktan kopuşu ve giderek kendi başına bir iktidar alanına dönüşen yapıları tanımak çok daha zordur.”
Yani #TrendyolSüperLig haftasının şampiyonu olan Amedspor oyuncularının değilde 7. Sırada olan Trabzonspor oyuncularının fotoğrafını kullanmanızın sebebi nedir? Galibiyet bize çok yakışıyor korkmayın bu kadar.
Bugün Diyarbakır’da hava güzel,
sokaklar hareketli, şehir canlı, tribünler hazır.
Amedspor ile Beşiktaş bu akşam sahaya çıkacak. Bizler tribünlerde yıllardır bize dayatılan sessizliğe karşı sözün, inkara karşı hafızanın sesi olacağız.
Gerisi takımızda..
Serkeftin
Amed Sporumuzun büyük galibiyetini kutluyorum. Haftalardır bizleri üst üste gururlandırıyor, her galibiyetiyle sevincimize sevinç katıyor. Ancak şehirlerimizde günlerce süren taziyelerin kokusu gitmeden, hele şu saatlerde Kobani’de canımız yanıyorken bizleri biz yapan ruhu geride bırakmamalıyız. Elbette galibiyetimizden mutluyuz. Bu sevinci yaşamak da en doğal hakkımız.
Fakat Amedspor’u Amedspor yapan değerlerimizi ve toplumsal şuurumuzu daima koruyalım. Sevinçlerimizi yaşarken acılarımızı unutmayalım. Amedspor’un ruhuna, değerlerine ve bizleri biz yapan ortak bilincimize sahip çıkalım.
Kalabalığa kapılmamak cesaret, baskı karşısında hakikati korumak karakterdir. Çünkü hakikat, alkışla çoğalmaz, yalan da kalabalıkla gerçeğe dönüşmez.
Bilgelik, gürültüyü büyütmek değil, o gürültünün içinde hakikatin sesini duyabilmektir.
Şehitlerimizin anısına verilecek en anlamlı cevap acıyı yeniden üretmeyen, inkarı ve adaletsizliği geride bırakan, barışı ve demokratik yaşamı ortak iradeyle inşa eden bir gelecek olacaktır.
Yasın ardından hakikat gelmelidir. Hakikatin ardından yüzleşme. Yüzleşmenin ardından onarım. Tüm bunların ardından ise geçmişin bir daha aynı biçimde tekrarlanmayacağına dair ortak bir irade.
Biz bugün şehitlerimizi anarken sadece yasımızı paylaşmayacağız geçmişle yüzleşmenin ve geleceği değiştirme iradesinin sorumluluğunu da taşıyacağız.