Hocam aslında Dario’nun tavrı tam anlamıyla “saçma-anlamsız” değil. Sonuç itibariyle LLM’in insanlık-dünya-otorite-egemenlik kapsamında gerçekten risk oluşturabilecek otonom veya buna yönelik kullanıldığı senaryolar-potansiyel dünya durumları mümkün. Dario da en gelişmiş modellere sahip şirketlerden biri içerisinde bunları fazla -belki kendisi için bunları düşünmek kaçınılmaz- odağına alarak tedirgin olabilir. İkiyüzlülüğü şurada başlıyor, madem gerçekten korkuyorsun, o halde mevcut durumu şeffaflaştırmak, açık kaynağı beslemek ve geliştirmek, eğer Anthropic yapmasa bile başkası zaten gerçekleştirecek bu gelişim sürecini diye düşünecek ve bu sebeple bırakmayacak olsa bile en azından gelişim sürecini herkes için olabildiğince anlaşılır-uyumlanabilir kılmak Dario için her zaman açık bir seçenek. Fakat gerçekte yaptığı, zaten halihazırda herhangi bir insan için yeterinden çok fazla servete de sahip olmasına rağmen bu yolda ilerlemeyip Anthropic’i daha fazla kar eden, daha büyük bir şirket haline getirmeye çalışmak. Yani şunu istiyor, biz llm’den sürekli kar edelim, büyüyelim, ama herkes de korksun çünkü bu çok tehlikeli. Peki bunun için kayda değer ne yapıyor -hiç. Birçok açıdan saygı duyuyorum ama sonuç olarak ikiyüzlü biri
üçüncü bir tekil şahısa anlatmaktan utanacağınız eylemlere girişmeyin. bu her şeyin belirsizliğini müşterekçe tecrübe ettiğimiz dünyada zor da olmayan anlaşılırlar var; saygınızı kaybetmeyin.*
tüm personalarım ve hikayelerimle -yaşamımı mümkün kılanlarla-, bir masada oturuyoruz. kimi alkol, kimi sigarayla, kimi üstü başı perişan eşlik ediyor. hepimiz çaresiz, hiçbiri öne atılmıyor.
Bunu yaşadığımız topluma ve insanlığımıza borçluyuz. Keşke bu depremde de, daha öğrendiğim ilk andan itibaren "yemek düzeneği kurabilirim, şu kurumla-dernekle çalışabilirim" gibi imkanlarım olsaydı. Bu psikolojik destek birimlerinde olabilir, arama kurtarma ekiplerinde olabilir.
Bu çok üzücü ve belki yardım edebilecek her insana ihtiyaç duyulan bir olay karşısında yaşanılan çaresizliğimi/zi görüyorum, bu yüzden kendi yapabileceklerimizi göz önünde bulundurarak maalesef bundan sonraki yaşanabilecek benzeri olaylara karşı kendimizi eğitmeliyiz.
en çok bu sorunun altında eziliyorum. olanların çoğunu şu ellerimle, etimle, kanımla ben böyle yaptım; müsaade ettim, engel olmadım. şimdi de kahrını ben çekiyorum. öyle ya, insan ancak kendisine kızabilir, iradesini aşmayan durumlarda iradesini kullan-a-madığı için.
neşem beni terk ediyor. tohumlar ekildi içime, büyüyorlar. siyah, solgun yapraklı kara ağaçlar olarak. zihnim bana düşman. yine de yaşamaya çalışıyorum; müzikteki coşku bunu temsil etsin, üstü başı dağılmış kanlar içinde ama yine de yürümeyi. peki nereye?
https://t.co/OerODXrMuR
"oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim. öyle bir tüketmek ki, sonucu yepyeni bir "ben"e ulaştırırdı beni, kederli dalgınlığımdan her döndüğümde...
"oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim. öyle bir tüketmek ki, sonucu yepyeni bir "ben"e ulaştırırdı beni, kederli dalgınlığımdan her döndüğümde...
bir söz insanın neresinden doğar dersiniz? dilinden mi, yüreğinden mi, aklından mı? düşlerinden mi yoksa gerçeğinden mi? ve kaç kapıdan geçip yerini bulur bir başka insanda? yerini bulur mu gerçekten?"
şükrü erbaş
"...kim kimi ne kadar anlayabilir Ömür hanım?..."
yakın zamanda 26 yıllık yaşantımın en zor gününü yaşadım. zehir içtim, kan kustum, kızılcık şerbetiyle yıkandım. insan empati ve refleksiyonla kendi deneyiminin dışına açılıp tecrübe etmediklerini de düşünebilir, fakat ne kadarını hissedebilir?