👉Erdoğan 2013 yılında; "Üç buçuk yıl sonra vizesiz Avrupa seyahati başlayacak" demişti.
📈O tarihten sonra Schengen vizelerinde ret oranları giderek arttı.
👉Daha sonra Erdoğan; "Sözü dinlenen, pasaportu itibar gören bir ülke olduk" dedi.
📈Ardından vizelerde ret oranları daha da arttı.
🇪🇺Son 10 yılda AB ülkeleri tam 1,5 milyon vatandaşımızın vize başvurusunu reddetmiş.
💰Bunun için vatandaşlarımızın ödediği ve geri alamadığı para tam 27 milyar TL.
🏩Bu paraya kocaman bir şehir hastanesi yapılırdı.
💡İtibardan tasarruf olmazmış, Türkiye Yüzyılıymış...
💡Masal anlatmaya devam…
Serkan Gölge, ABD Kongresi’nde Türkiye’deki siyasi yargılamaları anlattı:
-Sıradan bir hayat terör suçuna dönüştürüldü
-Delil değil, profil üzerinden yargılandık
-Ben tek değilim, binlercesi var
-2019’da Trump-Erdoğan görüşmesi sonrası tahliye edildim
https://t.co/nCcHx470fk
Türkiye'de 4 yıl hapis yattıktan sonra NASA'daki görevine dönen Serkan Gölge, bugün ABD Temsilciler Meclisi İnsan Hakları Komisyonu’nda çok etkileyici bir konuşma yaptı:
"Sıradan bir hayatım vardı. NASA’da çalışıyordum. Türkiye’ye eşimin ailesini ziyaret etmek için gittim. İndikten kısa süre sonra gözaltına alındım. Bana yöneltilen suçlamalar arasında Fatih Üniversitesi’nden mezun olmak, Bank Asya’da hesap bulundurmak, akrabalarımla telefon görüşmesi yapmak ve hatta cüzdanımda 1 dolarlık banknot taşımak bile vardı. Bunlar bir bilim insanını 'terör örgütü üyesi’ yapmaya yetti."
Ayrıntılı bilgi: https://t.co/GVaFa5bfiS
AbdullahDede Tahliye
Vize işleme tekeli VFS ve Türkiye ortağı Gateway’in faaliyetlerini ele aldığımız sansürlenen “Vize imparatorluğu” yazı dizisinin arşivlenmiş linklerini paylaştığım tweet’e de biraz önce mahkeme kararıyla erişim engellendi. Gerekçe aynı: “Milli güvenlik ve kamu düzeni”
Rejimin uydurduğu “fetö” yaftası CHP’ye döndü
Artık anlayın hukuk olmazsa kimse güvende değil
Av. @avn_albayrak ve Av. @mtahsin ile Ne Yapılabilir?
https://t.co/fiF2Aq1Mo5
Zulmü yenmenin yolu suskunluğu yenmektir !
Diktatörlüklerin en eski ve en etkili psikolojik silahı muhalif gazetecilere yöneltilen “siz yazdıkça diktatör daha da azıyor, susun ki zulüm azalsın” söylemidir.
Bu cümle, tarihin her döneminde otoriter rejimlerin gerçekleri dile getiren insanları susturmak için kullandığı ortak bahanedir.
Mantıksal bir karşılığı yoktur, ahlaken sorunludur ve rejimin işlediği suçların sorumluluğunu o suçu ifşa eden gazeteciye yüklemeye çalışan kirli bir manevradır.
Bugün Türkiye’de yaşananlar da tam olarak budur. Soruşturmalara, tutuklamalara, yargısız infaz niteliğindeki karalamalara, hatta fiili saldırılara maruz kalan gazeteciye dönülüp “sen yazdığın için başına geliyor” deniyor.
Oysa gerçek tam tersidir; gazetecinin yazması zulmün sebebi değil, bu karanlığın görünür hale gelmesidir. Asıl sorumlu rejimdir, iktidardır, hukuksuzluğu üreten yapıdır.
Gazetecinin görevi bir rejimi sakinleştirmek ya da bir diktatörün öfkesini yatıştırmak değildir. Gazetecinin sorumluluğu hakikati kayda geçirmek, gücü hesap vermeye zorlamak, toplumun hafızasını korumak ve karanlığı görünür kılmaktır. Bir gazeteci, diktatör daha az öfkelensin diye susuyorsa mesleğini fiilen bırakmış olur. Çünkü susmak suçu azaltmaz, yalnızca görünmez kılar ve suçluyu güçlendirir.
Türkiye’de yıllardır yaşanan ağır hukuk ihlalleri, KHK mağduriyetleri, cezaevlerindeki işkenceler, kayyum sisteminin yolsuzlukları ve yargının siyasi talimatlarla çalışması gazetecilerin yazdığı için değil, yıllarca kimsenin konuşmadığı için bu kadar derinleşti.
Hakikatin susturulduğu toplumlar karanlığa gömülür, hakikatin konuşulduğu toplumlarda ise baskı dirençle karşılaşır. Susmak hiçbir yerde zulmü azaltmadı, suskun toplumlar her zaman daha ağır bedel ödedi.
Zaman zaman iyi niyetle “biraz geri çekilin belki baskı azalır” diyenler çıkıyor. Otoriter rejimlerde bu yaklaşım her defasında boşa çıktı. Çünkü diktatörler çok iyi bilir ki bir gazeteciyi susturursan hakikati susturursun.
Sessiz kalan gazeteci unutulur, unutulan gazeteci kolay hedef olur, hedef alınan gazeteci hem kendini hem toplumu kaybeder. Bu nedenle gazetecinin kendini koruma yolu geri çekilmek değil, görünürlüğünü artırmaktır.
Gazeteci yalnızlaşmayacak. Uluslararası kurumlarla bağını güçlendirecek. Toplumla bağını koparmayacak. Hakikati daha çok kişiye ulaştıracak. Rejimlerin en nefret ettiği şey dünyanın onlara bakmasıdır çünkü görünürlük maliyet yaratır. Bir gazeteciyi koruyan şey sessizlik değil, ışığın kendisidir.
Sonuç olarak gazeteci diktatörü değil toplumu hesaba katar. Gazetecinin vicdanı iktidarın öfkesine göre değil, halkın hakkına göre çalışır. Bizim rejimi memnun etmek gibi bir sorumluluğumuz yok.Bizim görevimiz ülkenin karanlığa gömülmemesi için bir mum daha yakmaktır.
Bugün Türkiye’de her gazetecinin aklında tek bir gerçek olmalıdır; susarsak bitirirler, yazarsak zorlanırlar, hakikat konuşursa zulüm kaybeder.
Bu karanlığın içinden çıkmanın tek yolu konuşmaktır. Gazetecinin kalemi bir diktatörü sinirlendirdiği için değil, bir toplumu özgürleştirdiği için değerlidir. Zulmü yenmenin yolu suskunluğu yenmektir
AĞLAR MISIN, GÜLER MİSİN?
Gazeteci N. Başaran, Özgür Özel’e ve bazı milletvekillerine soruşturma açılacağını söyledi. İleride göreceğiz. Çünkü rejimin sistemine uyumlu olunması isteniyor. Parasal konular üzerinden, Özgür Özel’e de FETÖ soruşturması açılacağı konuşuluyor. Ağlar mısın, güler misin?
Ülkede yargı, kurumlar, güç odakları ve siyaset temsilcileri arasında kimler kimlerle, belli değil. Aslında Özgür Bey, geçmişinizle yüzleşseniz; 17-25 Aralık sürecinde yolsuzlukları ortaya çıkaran görevlileri ziyaret edip dinleseniz, KHK ile hukuksuz şekilde ihraç edilenleri tarafsızca dinleseniz, ülkede adalet var mı, görürdünüz.
TBMM’de milletvekilleriniz ve belediye başkanlarınızla birlikte topyekûn istifa ederek Anadolu’ya çıkın, seçimi zorlayın. Yoksa akıbetiniz çok kötü olabilir; siyaset yasağı da gündeme gelebilir. Çünkü bu işler kademe kademe geldi.
Ayakkabı kutularındaki paraları görmediniz. Üstelik ABD’de suçlanan kişilere destek verdiniz. İktidarın sırlarını görmek istemediniz. Davaları, gazeteci Müyesser Yıldız kadar takip etmediniz. Sömürü düzenlerinin meşruiyet verdiği iktidara zaman zaman destek oldunuz. KHK ile hukuksuz biçimde ihraç edilenlerin hakkını bile savunmak istemediniz.
Ne diyelim? Adaleti olmayan bir rejimden niçin korktunuz?
Geçmişinizle yüzleşin. Aynı hukuksuzluklar şimdi size de geliyor. Rahmetli Aşık Veysel’in dediği gibi: “Hareketin önünde hiçbir engel duramaz.” Demek ki keyfiliğin acısı size de ulaştı.
Mahallecilikle adalet savunulmaz. Hakikati savunmak, tarafgirlikle olmaz. Planlarınızı, yapacaklarınızı ve çözüm önerilerinizi ortaya koyun. Çünkü cadı avı size de geldi; hatta başlamış durumda.
Hukukun ve bağımsız yargının suçlu olduğuna karar verdiği kişiyi körü körüne savunmak ahlaki değildir. Ben “suçluyu savunun” demiyorum. Ancak masumun yanında olmak gerekir.
Rahmetli Erol Güngör Hoca’nın dediği gibi: “Firavuna karşı mücadele etmek önemlidir ama Musa’nın yanında durmak da gerekir.”
Adalet herkese lazımdır. Adalet, devletin temelidir. Adalet kurumları ticarethane ya da AVM değildir. Hukuk devletinde bunlar yaşanmamalıdır.
Kemal Tahir, “Yorgun Savaşçı” eserinde şöyle der:
“Memlekette adalet; paşa keyfine, ağa parasına, efendi hatırına dağıtılırsa, o memleketin haritasını çizmeye gerek yoktur; zaten dağılmıştır.”
Nihal Atsız da:
“Haklıyı haksızdan ayırmayan mahkeme, düşman ordusundan daha tehlikelidir. Çünkü düşman açıktan vurur, o ise içerden çürütür.” der.
Adalet sisteminin bozulması, iç çürümeyi beraberinde getirir. Bir toplum gerçeklerden ne kadar uzaklaşırsa, gerçeği söyleyenlerden de o kadar nefret eder.
Ahlak; hayatın insanı içine soktuğu durumlar karşısındaki tavırlarımızı belirleyen davranış bütünüdür. İnsan; hikmet, iffet, akıl ve adalet üzerine anlamlı bir hayat kurar. Her statünün sorumluluğu, adaletten geçer.
Cumhuriyetin mirası olan bir partinin görevi, temizliği kirletmemektir. Kirli rejimlerin söylemlerine aldanıp, kim olursa olsun insanları peşinen suçlamak çözüm değildir.
“Bir milletin ahlakı dişleri gibidir; çürüdüğü nispette acısı hissedilir.”
Tarih; halkı, masumları ve adalet için mücadele edenleri de, ihanet edenleri de unutmaz.
Akıl, bilim, demokrasi, hukuk ve ahlak; doğruya götüren pusuladır. Bu millet zalimi değil, zulme direnenleri ve adaleti savunanları sever, sayar ve bağrına basar. Toplumla esas sözleşme de bunun üzerine kurulmalıdır.
29.05.2026
Kemal Albayrak
İşkenceden geldiğinde hıçkırıklarla ağlıyordu. Ne yapacağımızı şardık. Sarıldım kendisine ve ağladı. Hem ağladı hem anlattı...
Anlatmasını istedik ki, rahatlasın...
Nezarethane arkadaşı tanıklığını anlattı
https://t.co/gYQek2P0mi
Engin Bey’e çok teşekkür ederim. Tanıklığı ve dilekçesi çok değerliydi benim için. Eşimi teselli eden bir omuz olması da ayrıca kıymetli. İşkenceci katiller ceza alana kadar mücadele edeceğim ve bu tanıklıklara çok ihtiyacım olacak. 🙏 Programda emeği geçenlerden Allah razı olsun
📌 ARAŞTIRMA DOSYASI I Vize imparatorluğu-1: Klimacıdan vize devine, vergi cennetinden milyarlık sermayeye
Vize devi VFS’nin Türkiye ortağı Halis Ali Çakmak’ın sermayesi 1,5 milyar TL’yi bulurken, asıl işi yapan VF Vize’nin sermayesi yalnızca 1 milyon TL. Ticaret sicil kayıtları, Beyoğlu’nda bir apartman dairesinden yola çıkan bu devasa ağın, Malta sızıntılarındaki offshore hesaplara uzandığını kanıtlıyor.
Canan Coşkun'un (@canancoskun) haberi...
https://t.co/ZMOV9NRfYo
AYM'den CMK'nın 134. Maddesiyle İlgil Çok Önemli İptal!
⚖️Anayasa Mahkemesi'nin 12/2/2026 tarihinde verdiği ve az önce Resmî Gazete'de yayımlanan 2026/36 sayılı karar ile CMK'nın 134. maddesi bütünüyle iptal edilmiştir. Bilindiği üzere bu madde, bir suç soruşturması kapsamında şüphelinin kullandığı bilgisayarlar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bu kayıtlardan kopya çıkarılmasına ve metin haline getirilmesine imkân tanımaktaydı. Ayrıca, şifrenin çözülememesi veya verilere ulaşılamaması gibi durumlarda dijital materyallere elkoyma tedbirinin uygulanmasını düzenlemekteydi. İtiraz konusu kuralın Anayasa’nın 2. ve 20. maddelerine aykırılığı ileri sürülmüş olup, Mahkeme, bu hükümlerin Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerinde güvence altına alınan “özel hayata saygı” ve “kişisel verilerin korunmasını isteme” haklarına yönelik orantısız bir sınırlama getirdiğine hükmetmiştir.
⚖️Mahkemenin iptal kararındaki temel gerekçesi, dijital verilerin işlenmesi sürecine dair kanuni güvencelerin eksikliğidir. Mahkeme, söz konusu maddede elde edilen kişisel verilerin saklanma şartları, azami saklama süreleri, verilerin silinmesi veya işlenmesinin sınırlandırılması gibi konularda hiçbir yasal düzenleme bulunmadığını vurgulamıştır. Bu durumun, kişisel verilerin meşru amaç için gerekenden daha uzun süre saklanmasına yol açabileceğini belirten Mahkeme, kanunilik ilkesinin ve hukuk devleti ilkesinin gerektirdiği şeffaflık ve öngörülebilirlik standartlarının karşılanmadığını ifade etmiştir. Neticede, bu verilerin saklanmasına, silinmesine veya işlenmesinin sınırlandırılmasına dair yasal bir çerçeve oluşturulmamış olması, temel haklara yapılan müdahaleyi orantısız kılmıştır.
⚖️Bu iptal kararı neticesinde, 134. maddenin 1 ve 2. fıkralarının yanı sıra, bu fıkraların iptali nedeniyle uygulanma imkanı kalmayan 3, 4, 5. fıkralar da 6216 sayılı Kanun'un 43/4. maddesi uyarınca iptal edilmiştir. Söz konusu iptal kararının doğuracağı olası bir hukuksal boşluğun kamu yararını ciddi şekilde zedeleyeceği değerlendirildiğinden, AYM'nin iptal hükümlerinin yürürlüğe girmesi için dokuz aylık bir geçiş süresi öngörmüştür. Dolayısıyla, karar Resmî Gazete'de yayımlandıktan dokuz ay sonra yürürlüğe girecektir.
Anayasa Mahkemesi, ByLock uygulaması verilerinin elde edilmesine gerekçe yapılan CMK madde 134 hükmünü iptal etti.
AİHM kararlarının etkilerini yeniden yargılama kararlarıyla sınırlamamak lazım. CMK m.134 iptali de Yalçınkaya kararının reforma dönük dolaylı etkilerinden biri.
Kanunla kurulmuş olan üniversitenin hukuki varlığına ancak yine kanunla son verilebilir. Kuruluş kanunu yürürlükte iken Cumhurbaşkanı kararı ile bir üniversitenin hukuki varlığına son verilemez. Bu itibarla, 2547 sayılı Kanunun 11. maddesine 20.8.2016 tarihli ve 6745 sayılı Kanunla eklenen (özellikle üçüncü fıkra) hükümleri Anayasaya aykırıdır. Kuruluşu kanunla gerçekleştirilen bir üniversiteye ayrıca idare tarafından faaliyet izni kararı verilmemektedir. Bu nedenle, olmayan bir idari kararın iptali söz konusu olamaz. Kuruluşu kanunla gerçekleştirilmiş olan bir üniversitenin faaliyeti çeşitli sebeplerle bir idari tedbir olarak durdurulabilir. Ancak bu durum, üniversitenin tüzel kişiliğini etkilemez.