NETANYAHU'NUN KORKULARI, TRUMP'IN YAKLAŞIMI VE NATO ZİRVESİ
Aşırı Siyonizm dozajından insanlığını kaybetmiş, Ortadoğu’daki kaosun baş mimarı, eli kanlı katil Netanyahu’nun aklı fikri ABD-Türkiye ilişkilerinde ve Ankara’da gerçekleşen NATO Zirvesi’ndeydi.
Türkiye’nin dünyadaki itibarının artması ve milli savunmada güçlenmesi, Netanyahu adına ciddi bir korku iklimi oluşturmaktadır.
ABD Başkanı Trump’ın NATO Zirvesi için Türkiye’ye gelmeden önce ve geldikten sonra Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında yaptığı değerlendirmeler, Netanyahu’nun kimyasını iyice bozmuş görünüyor.
Trump’ın Türkiye’de yaptığı bazı açıklamalar Netanyahu’yu özellikle tedirgin etti:
CAATSA yaptırımlarını kaldırıyor: “Bu ambargoları ve müeyyideleri kaldırıyoruz. Artık vakti geldi. Biz dostlarımızın ambargolu olmasını istemiyoruz. Dostlarımıza müeyyide uygulamıyoruz.” (S-400 nedeniyle uygulanan yaptırımlar kalkıyor.)
F-35 satışını değerlendireceğiz: Türkiye’yi “çok daha vefalı ve sadık bir müttefik” olarak nitelendirdi. “F-35’ler harika bir uçak, en iyisi… Bu kesinlikle dikkate alacağımız bir konu” dedi.
Türkiye-ABD ilişkileri zirvede: “Türkiye ile ilişkilerimizin hiç olmadığı kadar iyi olduğunu söyleyebilirim” ve “Her iki ülkenin de faydasına olacaktır.”
Erdoğan övgüsü: “Sayın Cumhurbaşkanı’nın yönetiminde Türkiye askeri anlamda çok kuvvetli bir ülke haline geldi… Tüm dünyada saygı gören bir lider. Kimyamız çok iyi uyuştu.”
NATO Zirvesi için özel vurgu: “Sayın Erdoğan olmasaydı bu zirveye katılmazdım. Buradaki dostum çok güçlü bir lider.”
Trump’ın bu açıklamaları Netanyahu’yu o kadar tedirgin etti ki, arka arkaya Fox News ve CNN röportajları yaparak ruh halini ve korkusunu yansıtan şu çıkışları yaptı:
“Türkiye’ye F-35 veya savaş uçağı motorları verilmemeli. Bu, Orta Doğu’daki güç dengesini bozar.”
“Türkiye harika bir ülke ama Müslüman Kardeşler tarafından etkilenmiş, ABD’den nefret eden aşırı bir rejim tarafından yönetiliyor.”
“Erdoğan açıkça İsrail’in yok edilmesini istiyor.”
“Kıbrıs’ın yarısını işgal ediyor, Yunanistan’ı tehdit ediyor.”
“Kudüs’ü fethetmekten bahsediyor.”
“Osmanlı İmparatorluğu’nu yeniden canlandırmak istediklerini söylüyorlar.”
Bu açıklamalar, Siyonizm azmanı Netanyahu ve ekibinin Türkiye karşıtlığında ve korkusunda nasıl bir ruh hali içinde olduğunu net bir şekilde göstermektedir.
Netanyahu’nun bu korkusunu yansıtan çıkışları ABD Başkanı Trump’a sorulduğunda, Trump yine Netanyahu’nun hoşuna gitmeyecek şu açıklamaları yaptı:
“Netanyahu’nun Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilgili söylediği şeyleri sevmiyorum. Türkiye hakkında kötü şeyler söyledi. Erdoğan’la konuştum, İsrail’i Bibi çok sevmiyor. Bibi de onu sevmiyor. Türkiye’yi sevmemeleri normal, çünkü Türkiye çok büyük bir askeri güç. Ve artık F-35’leri de alacaklar.”
Elbette bugün bunları söyleyen Trump, yarın egolarını rahatsız eden bir durumla karşılaşınca anında kararını ve duruşunu değiştirebilir. Ona pek güven olmayacağını herkes biliyor.
Nitekim İran konusunda “Savaşı bitirdim” diye geldiği Türkiye’de kısa süre sonra “Bence ateşkes sona erdi. Pisliklerle anlaşmak istemiyorum. Bunlar hastalıklı insanlar. Bana kalırsa bu iş bitti. İranlılar yalancı bir anlaşma yaptı” diyebildi ve yine savaş tamtamları çalmaya başladı.
İran konusunda aylardır sürekli görüş ve davranış değiştiren bir Trump var karşımızda.
Bu nedenle Türkiye’nin yapması gereken, Trump’ın Türkiye’ye yönelik olumlu son yaklaşımlarını güçlü tutacak, akıllı ve kararlı bir diplomasi yürütmesidir.
Türkiye’nin uluslararası menfaatini koruyacak, bölgemizi huzur, güvenlik ve istikrara kavuşturacak duruşumuzu muhafaza etmeliyiz.
İsrail’in çılgınlıkları ve ABD’nin güvenilmezliği, her daim temkini ve dikkati elden bırakmamak için en önemli gerekçedir.
Türkiye’nin milli savunma teknolojilerindeki caydırıcı gücü şu an en çok İsrail ve Yunanistan’ı rahatsız etmektedir.
Siyonizm kudurganı Netanyahu’nun “Türkiye’ye F-35 veya savaş uçağı motorları verilmemeli. Bu, Orta Doğu’daki güç dengesini bozar” açıklaması ve Yunan Başbakanı Miçotakis’in bir gazetecinin “Türkiye’nin F-35 alma ihtimali hakkında neler düşünüyorsunuz?” sorusuna “Bir ittifak, iyi komşuluk ilişkilerinin temel ilkesine dayandırılmalıdır. Ülkem hâlâ Türkiye’nin açık bir savaş tehdidiyle karşı karşıyadır” cevabını vermesi, bunun somut örnekleridir.
Görüldüğü gibi hiçbir gelişme bölgemizdeki atmosferin güllük gülistanlık olmadığını gösteriyor. Komşumuz İran üzerinde gel-git misali savaş-barış adımları sürekli değişiyor. İsrail, bölgede hedef aldığı her ülkeye bulaşma huyunu hâlâ bırakmıyor. Türkiye’ye zarar verecek her ülkeyi ve terör yapısını destekleyeceği de bir gerçek…
İsrail-Yunanistan destekli Kıbrıs’taki Rum yönetimi ise tahriklere devam ediyor.
Tüm bu gelişmeler, “Su uyur, düşman uyumaz” sözünün ne kadar haklı olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.
NATO Zirvesi’nin Türkiye’de yapılması itibar, güçlü ilişkiler ve anlaşmalar açısından çok önemliydi.
Ancak milletlerarası mücadelelerin devam ettiğini, emperyalizm çarkının hâlâ döndüğünü de hep hesapta tutmak lazımdır.
https://t.co/qRPs04pMc5
Avrupa Parlamentosu’nun (AP) Türkiye raporu taslağında, millî şuurumuzun çelikleşmiş iradesi olan Ülkü Ocakları’nı hedef alan "yaptırım" çağrısı tam bir akıl tutulması ve açık bir ikiyüzlülük örneğidir.
Avrupa Parlamentosu öncelikle Avrupa’da yükselen ırkçılık ve azalan insani değerler üzerine kafa yormalıdır!
Raporda yer alan "siyasi şiddet, nefret söylemi ve ayrımcılık" gibi iddialar mesnetsiz, dayanaksız ve maksatlı birer yalandan ibarettir.
Terör örgütlerine sığınak olanların, Türk milliyetçilerini hedef alması, asıl niyetin Türkiye’nin millî bütünlüğünü yıpratmak olduğunu tescillemiştir.
MHP ve Ülkücü Hareket, uluslararası arenada sahnelenen bu kirli senaryolara ve haksız ithamlara asla geçit vermeyecektir.
Türkiye’ye parmak sallayarak istikamet çizmek kimsenin haddi değildir.
AP’yi bu taraflı ve vizyonsuz tutumundan derhal vazgeçmeye; Türkiye’ye ve Ülkü Ocakları'na karşı yürüttüğü asılsız karalama kampanyasına son vermeye davet ediyoruz.
Ülkü Ocakları bizim göz bebeğimizdir!
Ülkü Ocakları, asil Türk gençliğinin millî ve manevi hamurudur; hiçbir uluslararası yapının asılsız ithamlarıyla gölgelenemez!
Evlatlarımızın eğitim hakkını gözetmek; gözetirken onları şiddetin karanlığından, bağımlılık çemberlerinden, dijital dünyanın zehirli dehlizlerinden, kimliksiz bırakıp tek tipleştiren sosyal medya akımlarından ve ülkemizin ve milletimizin geleceğini hedef alan umutsuzluk aşılayan telkinlerden muhafaza etmek hepimizin vazifesidir.
Devlet BAHÇELİ
Zengezur, Nahçıvan’ın Azerbaycan’la vuslatı olacaktır. Bu, “iki devlet, tek millet” şuurunun Türk dünyasının tamamına yayılan stratejik bir iklime kavuşmasıdır. Zengezur dedik ama artık adını doğru koyalım:
Bu hat, Turan Koridoru’dur.
MHP Genel Başkanı
Devlet BAHÇELİ
İsrail’in menfaatlerinin uğrunda hizaya giren, esas duruşa geçen kurşun askerlerin akıbeti, hezimet ve hüsran olacaktır.
Gazze’de ve Beyrut’ta işlenen insanlık suçları ne diplomatik kulislerde örtülecek ne de zamanın tozlu raflarına kaldırılacak bir dosyadır. Bu defter, Mahkeme-i Kübra’ya dek açık kalacaktır.
Devlet BAHÇELİ
Zengezur; Nahçıvan’ın ana vatan Azerbaycan’la bağını güçlendirecek, Türkiye’yi kardeş ülke Azerbaycan üzerinden Hazar’a, Hazar’ın ötesinden Türkistan’a ulaştıracak tarihi geçittir.
Zengezur, Nahçıvan’ın Azerbaycan’la vuslatı olacaktır.
Bu, “iki devlet, tek millet” şuurunun Türk dünyasının tamamına yayılan stratejik bir iklime kavuşmasıdır.
Zengezur dedik ama artık adını doğru koyalım: Bu hat, Turan Koridoru’dur.
Turan Koridoru; Kars’tan Türkistan bozkırlarına uzanan tarihi ve kültürel istikbal kapısıdır.
Bu kapı açıldığında asırlar boyunca gönüllerde saklanan kavuşma ülküsü ete kemiğe bürünecek; Anadolu ile Türkistan arasına örülmek istenen setler dağılacak; Turan ufku daha berrak, daha yakın, daha kudretli hale gelecektir.
Devlet BAHÇELİ
Ermenistan ya eski işgal zihniyetinin, diaspora arayışlarının, rövanş heveslerinin peşinde savrulacak ya da bölgenin yeni gerçeğini kabul ederek kalıcı barışın kapısını aralayacaktır.
Bu yeni gerçeğin temeli de bellidir: Karabağ Azerbaycan’dır.
Bu gerçek sahada kanla, masada hukuk zemininde tescillenmiştir.
Devlet BAHÇELİ
Gazze’de insanlık inim inim inlerken, bölgemizde acı ve katliam kol gezerken Birleşmiş Milletler, üç maymunu oynamaktadır.
Veto sopasıyla adaletin yolu okyanus ötesinden kesilmekte; Güvenlik Konseyi’nde beşeriyetin adalete duyduğu susuzluk, tek bir ülkenin İsrail’e kol kanat geren himaye refleksine çarparak yaralanmaktadır.
Devlet BAHÇELİ
Siyasi ömrünü kanlı bir güvenlik anlatısına bağlayan, koltuğunu muhafaza etmek için yangına körükle giden, iftira ve propaganda perdesiyle Orta Doğu’da yarattığı mezalimi örtmeye çalışan bu melun zihniyetin Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef alması; Netanyahu’nun acziyetinin, telaşının ve tükenmişliğinin ilanıdır.
Gazze’de çocukların cansız bedenleri toprağa verilirken, Filistinli esirlerin onuru çiğnenirken, Batı Şeria’da toprak gaspı sürerken, Lübnan’da tarihi ve kültürel doku bombaların gölgesinde yerle bir olurken Türkiye’ye ahlak dersi vermeye kalkmak, Cumhurbaşkanımıza parmak sallamak; akıl karargahlarının teslim bayrağını çekmesidir.
Devlet BAHÇELİ
Güney Asya’dan Orta Afrika’ya, Doğu Türkistan’dan Anadolu’ya, Balkanlar’dan Kafkasya’ya, Orta Doğu’dan Türkistan bozkırlarına kadar uzanan geniş hatta adalet, emniyet, hürriyet ve hakkaniyet talebi yükselmektedir.
Bu geniş coğrafyada kimi yerde soydaşlarımız kimliklerini, dillerini ve kültürlerini muhafaza etmenin mücadelesini vermekte; kimi yerde Müslüman kardeşlerimiz savaşın, yoksulluğun, işgalin ve sömürünün ağır yükünü taşımakta; kimi yerde mazlum halklar kendi kaderleri üzerinde söz sahibi olmanın hasretiyle beklemektedir.
Türk dünyası da işte bu büyük arayışın içinde her geçen gün daha belirgin, daha etkili ve daha itibarlı bir konuma yükselmektedir.
Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan bu hat; soydaşlarımızın duasına vesile olan, Müslüman kardeşlerimizin sızısına merhem arayan, mazlum milletlerin hakkını ve haysiyetini küresel zemine taşıyan yeni yüzyılın stratejik damarlarından biridir.
Devlet BAHÇELİ
Önemle belirtmek isterim ki Pakistan’ın müzakere kapısını aralayan arabuluculuk gayreti, Başta Türkiye olmak üzere Katar ve Suudi Arabistan’ın diplomatik destek ve temasları bize bir kez daha göstermiştir ki; İslam ülkeleri ortak akıl ve sorumluluk istikametinde hareket ettiğinde kan ve kaos senaryoları boşa düşmektedir.
Bu vesileyle Sayın Cumhurbaşkanımıza ve Dışişleri Bakanımıza bu hassas süreci ülkemize yakışan bir hassasiyet ve sorumlulukla yönettikleri için bir kez daha teşekkür ediyorum.
Bu tablo; İslam coğrafyasının çözüm masalarının kurucu iradesi olabileceğini göstermesi bakımından oldukça kıymetlidir.
Devlet BAHÇELİ
Küresel ticaret yollarının yeniden şekillendiği, kuzey hattının savaş ve yaptırımlarla hassaslaştığı, güney deniz yollarının Hürmüz’den Kızıldeniz’e kadar krizlerin tutsaklığı altına girdiği bir dönemde Turan Koridoru’nun açılması bölgemiz ve Türkiye için stratejik bir fırsattır.
Güncel badireler dikkate alındığında bu hat, Türkiye’nin ve bölgemizin ihracat güzergahlarını çeşitlendirecek; ülkemizin lojistik kabiliyetini artıracaktır.
Böylesine çetin, bölge devletlerinin ekonomik kıskaç içinde sıkıştığı bir dönemde Turan Koridoru’nun açılması; Ankara’dan Türkistan’a uzanan iktisadi ve jeopolitik bir sıçrama olacaktır.
Kars’tan Iğdır’a, Nahçıvan’dan Bakü’ye dek Türk yurtlarına ekonomik canlılık kazandıracak, yeni yüzyılın ana ulaşım ve ticaret güzergahlarından birini teşkil edecektir.
Devlet BAHÇELİ
Uluslararası Ceza Mahkemesi, Netanyahu hakkında savaş suçu ve insanlığa karşı suç isnatlarıyla yakalama kararı çıkarmıştır.
Fakat asıl mesele tam da burada başlamaktadır.
Çünkü Lahey karar vermekte, fakat bu kararın icrası yine devletlerin siyasi cesaretine, hukuka riayetlerine ve ahlaki omurgasına bırakılmaktadır.
Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kendi kolluk gücü yoktur. Netanyahu’yu kapısından çevirecek, yakalama kararını işletecek, sanığı mahkeme huzuruna çıkaracak olanlar yine devletlerdir. İşte küresel düzenin çelişkisi de sözde barış yeminleri etmiş Birleşmiş Milletlerin iki yüzlülüğü de burada bütün çarpıklığıyla ortaya çıkmaktadır.
Devlet BAHÇELİ
Hürmüz Boğazı herhangi bir su yolu değildir. Hürmüz; enerji arzının, küresel ticaretin, deniz güvenliğinin, gıda fiyatlarının ve bölgesel istikrarın nabzının attığı stratejik bir geçittir. Bu hattaki gerilim, yalnızca Körfez’i değil; Asya’dan Avrupa’ya, Afrika’dan Akdeniz’e kadar geniş bir coğrafyayı ekonomik ve siyasi türbülansın içine sürüklemiştir.
Bu nedenle ABD-İran mutabakatının kâğıt üzerinde kalmaması, sahada karşılık bulması, Hürmüz’de geçiş güvenliğinin teminat altına alınması, nükleer programa ilişkin tartışmaların uluslararası hukuk ve denetim mekanizmaları zemininde yürütülmesi gerekmektedir.
Devlet BAHÇELİ
Milliyetçi Hareket Partisi’nin Turan ülküsü, Cumhur İttifakı’nın 2053 ve 2071 vizyonu aynı istikamettedir.
Bu istikamet Türk ve Türkiye Yüzyılı’dır.
Bu hedef uğruna yorulmayacağız, yılmayacağız, yıkılmayacağız.
Önümüze çıkarılan engelleri şuurla aşacak, sabırla geçecek, karanlıkları sebatla geride bırakacağız.
Bir adım geride durmayacak, bir an olsun tereddüde düşmeyeceğiz.
Çünkü Türk milleti; gücünü maziden alıp atiye kendi hür iradesiyle yürüyen büyük bir millettir.
Ömer Seyfettin’in kaleminden dökülen ve her Türk çocuğunun ruhuna işleyen o gür hitap, bugün de aynı hakikati haykırmaktadır:
“Korkma, sen Türksün! Türkler hiçbir vakit, hiçbir yerde, hiçbir şeyden korkmazlar!”
Devlet BAHÇELİ
Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Karabağ’da başlayan işgal süreci, otuz yıla yakın bir dönem boyunca Güney Kafkasya’yı kilitlemiştir. Azerbaycan toprakları işgal altında kalmış, yüz binlerce insan yurdundan koparılmış, bölgenin ulaşım ve ticaret damarları tıkanmış, har-ı bülbül çiçekleri hasretle Türk’ün zafer sabahını beklemiştir.
Türk dünyasının kanayan yarası olan Karabağ, soydaşlarımızın sabırla büyüttüğü bir istiklal duası olarak dillerde yer edinmişti.
Hocalı’nın dinmeyen acısı, Şuşa’nın, Ağdere’nin, Laçın’ın yakılıp yıkılmış toprakları Türk milletinin yüreğine kazınmış birer hicran yarası olmuştu.
Fakat hamdolsun, 2020 sonbaharında, hakikat yerini bulmuş, Türk’ün çelikten bileği Karabağ’da tarih yazmıştır.
Karabağ’da çiğnenen hukuk, Türk askerinin demir yumruğuyla doğrultuldu.
Allah’a şükürler olsun ki Karabağ’ın esaret zincirlerinin kırıldığı günlere eriştik.
Allah’a şükürler olsun ki Şuşa’nın dağlarında ay yıldızlı bayrağın, yeniden yükseldiği sabahlara şahitlik ettik.
Allah’a şükürler olsun ki har-ı bülbül, şehitlerimizin kanıyla sulanan Karabağ topraklarında artık mahzun bir bekleyişin değil; zaferin nişanesi olarak yeniden açmıştır.
Devlet BAHÇELİ
Bugün uluslararası sistemin çatlaklarından yeni bir ses yükselmektedir. Almanya’nın Güvenlik Konseyi geçici üyeliğinde beklediği desteği bulamaması, Kırgızistan’ın ilk kez bu masaya oturması, küresel dengelerdeki büyük değişimlerin ayak sesleridir. Bu gelişme; Batı’nın üstü örtülemez çifte standardına, Gazze karşısındaki akla ziyan suskunluklara ve Türk dünyasının yükselen görünürlüğüne tercüman olan, eski dünyanın ezberlerini bozan güçlü bir işaret fişeğidir.
Devlet BAHÇELİ