İzmir'in ve Ege'nin işgali sırasında Yunan ordularının halka yaptığı zulümleri gören ve resmeden Vittorio Pisani
(The Greek Invasion of Izmir, Depicted by Italian Painter Vittorio Pisani)
Son bir kaç ayda kürtlerin yaptıkları:
- fıkra anlattığı için koç şubelerini kurşunlamak
- öcalan piçi için yürüyüş ve miting yapmak
- Türkleri ölümle tehdit etmek
- 12 sivili yakarak katleden piçi alkışlamak
Türklerin yaptıkları:
- teröristlere küfür etmek
Yahu zaten. Geçiyorum bunu, geçiyorum Pkk'nın Karadenize açılma girişimini. Orada çatışma olacak diye bir düşünce bile yok. Annesi şüpheleniyor, ayı mıdır hırsızlık mıdır diye başlıyor. Onun rutin kontrolü var, yoksa (şehit olan) asker hadi öylesine art niyetli de kendi hayatını da mı düşünmüyor? Bir de bi ara "şimdi bizden bilmesinler" diye klasik bir Karadeniz kadını çıkışı vardı, onu da şeye bağladılar bak aslına "gerillamıza" bişey demezlerdi de terörörö olurum diye korkup şikayet ettiler. Bunlar çok kansız ya. Yemin ediyorum kinim geçmiyor.
Bu amk çocukları öylesine şizofrenik bir dünyada yaşıyorlar ki bütün görüşlerini edit ve tweet üzerine inşa ediyorlar. 4-5 sene önce sözde gazeteci militan bir orospu evladı, bölüp biçip bi kesit salmıştı siteye ordan görüp havlıyorlar. Yeter ki biri edit atsın. Lan madem teröristliğinden utanacaksın, ne diye terörist destekliyorsun? Anlaşılan o ki Eren'in hikayesini de anlatmak zorundayız detaylı
Bir Yunan televizyonunun yayınından...
✍️🏻1821'den önce Mora Yarımadasındaki Türk sayısı 42.750 imiş.
Sonrasında ise sıfır!
✍️🏻Çocuk, genç, kadın, erkek, yaşlı ayırtetmeden çok tipik bir soykırım gerçekleştirilmişti.
Bıraktık Türk olmalarını, şunu, bunu, bir insan olarak düşünün!
✍️🏻Onlar da benim, sizin gibiydi. Devletlerinin varlıģıyla güç buluyor, mutlu, huzurlu bir şekilde yaşıyorlardı.
Muhtemelen her gelişmeyi, Yunan örgütlenmesiyle ilgili haberleri muhtemelen "DEVLET AKLI VAR" diye önemsemiyor, yüzyıllarca komşuluk ettikleri Yunan'ların onlara saldıracaklarını ise düşünmüyorlardı!
✍️🏻Ve bir gecede yokedildiler!
✍️🏻Sahi, oradaki vatandaşlarına sahip çıkamayan devletin ismi neydi?
O devletin, onları koruyacak aklı ve gücü var mıydı? Yoksa neden yoktu?
Onlar katledilirken o devleti yönetenler ne yapıyordu?
Al-i Osmanlı diye o devletin her dönemini eleştiriden münezzeh tutanlara soruyorum!
✍️🏻Sonrasında onların anısına bir taş bile dikilmedi biliyor musunuz! Bu anlamda o günden bugüne tüm devleti yönetenleri eleştiriyorum!
Ne Girit'te, ne Mora'da, ne Balkanlar'da, ne de diğer coğrafyalarda katledilen yüzbinlerce canımız yok sayıldı! Sanki buharlaştılar! YAZIK!
✍️🏻Bu belleksizlikle inanın bu coğrafyada yaşayamayız dostlar!
En azından bu tür olayları, bu görseller üzerinden paylaşıp kamuoyuna anımsatalım, adlarına bir taş dikemesek, Yunan'ı soykırımcılıkla suçlayamasak da aziz hatıralarına saygı duyup dua edelim ve dahası ders alalım...
✍️🏻Bir de kıssadan hisse, bugün de stratejik hatalar yapılırken, buna "DEVLET AKLI" filan diyenlere "hadi öteye" diyelim!
Yunanistan’ın Batı Trakya’daki “Müslüman Azınlık, Türk Değil” İddiasını Çürütelim
Uzun süredir Yunanistan’ın Batı Trakya’daki “Türk azınlığını” ısrarla sadece “Müslüman azınlık” diye tanımlaması, “Türk” kelimesini resmî belgelerde, okullarda ve dernek isimlerinde yasaklaması ile Lozan Barış Antlaşması’nı tek taraflı ve keyfî şekilde yorumlaması, Osmanlı’dan miras kalan Türk nüfusunun etnik kimliğini sistematik olarak asimile etme ve inkâr etme politikasıdır. Bu tutum, ne Lozan’ın lafzına ne ruhuna ne de uluslararası hukuka uygun düşmektedir.
Lozan’a ekli “Yunan ve Türk Halklarının Mübadelesine İlişkin Sözleşme”nin 2. maddesi, “Batı Trakya’daki Müslüman sakinler”i mübadele dışı tutarken, dönemin resmî belgelerinde ve Karma Mübadele Komisyonu tutanaklarında bu nüfus “Türkler” olarak açıkça anılmaktadır. Bölge, Balkan Savaşları’na kadar Osmanlı toprağı olup nüfusunun ezici çoğunluğu Türkçe konuşan, Türk kültür ve şuuruna sahip Müslüman Türklerden oluşuyordu. Lozan’ın 45. maddesi ise “Yunanistan’daki Müslüman azınlığa” Türkiye’deki gayrimüslim azınlıklara tanınan hakların aynısının tanınacağını hükme bağlar. Bu hüküm, karşılıklılık esasına dayanır ve azınlığın etnik kimliğini yok saymaz; aksine korur. Madde 40 ile güvence altına alınan dil ve eğitim hakkı, fiilen Türk dili ve Türk okullarıdır.
Yunanistan, 1950’lerde Türkiye ile iyi ilişkiler döneminde bu gerçeği kabul etmiş, 3065 sayılı Kanun’da “Türk okulları” ifadesini resmen kullanmış, azınlığı “Türk azınlık” diye tanımlamıştır. Ancak 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası siyasi intikam duygusuyla bu politikayı değiştirmiş, “Türk” kelimesini tabelalardan, ders kitaplarından ve dernek isimlerinden sistematik olarak çıkarmıştır.
Batı Trakya Türk azınlığı ise tarih boyunca ve bugün de kendini “Türk” olarak tanımlamakta, ana dili Türkçe olan, Türk kültürüyle yaşayan bir topluluk olarak varlığını sürdürmektedir. Bu self-identification (kendi kimliğini belirleme) hakkı, modern uluslararası hukukun temel ilkelerinden biridir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Yunanistan’ın bu inkâr politikasını defalarca mahkûm etmiştir. 2008 Tourkiki Enosi Xanthis ve Diğerleri v. Yunanistan (26698/05) kararında AİHM, “Türk” adını taşıyan derneğin kapatılmasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesini ihlal ettiğine oybirliğiyle hükmetmiştir. Mahkeme, etnik kimliğin ifadesinin demokratik toplumda meşru olduğunu, “Türk” kelimesinin kamu düzenini veya toprak bütünlüğünü tehdit etmediğini vurgulamıştır. Bekir-Ousta ve Diğerleri, Emin ve Diğerleri (Rodop Türk Kadınları Kültür Derneği) ve benzeri davalarda da aynı sonuç çıkmıştır. Yunanistan’ın “Lozan sadece Müslüman der” savunması mahkeme tarafından reddedilmiştir.
Özetle, Yunanistan’ın “Müslüman azınlık” tezi Lozan metnine, mübadele belgelerine, tarihsel gerçeklere, kendi geçmiş resmî uygulamalarına ve bağlayıcı AİHM içtihatına aykırıdır. Türk azınlık, Lozan’ın ve uluslararası hukukun güvencesi altındadır; etnik kimliğinin inkârı kabul edilemez. Yunanistan bu konuda hesap vermelidir.
Yunan arkadaşlar akla mantığa sığmayacak yorumlar yapıyorlar. Lakin ne kadar inkâr ederseniz edin, Batı Trakya’daki Müslüman azınlığın “Türk” olduğu gerçeğini değiştiremezsiniz. Tarihî, kültürel ve demografik gerçekler ortadadır. Gün gelecek soydaşlarımıza yaptığınız baskıların hesabını vereceksiniz. Bu arada, Yunanistan’a tatile gitmeyin...
Those who erase 1963 have no credibility when talking about 1974.
You cannot explain Cyprus by starting the story in 1974.
The real question is why 103 Turkish Cypriot villages were attacked, why thousands of Turkish Cypriots were forced into enclaves covering barely 3% of the island, and why hundreds were killed between 1963 and 1974.
The answer is simple: Enosis.
The Akritas Plan was not a Turkish invention. It was a blueprint prepared by Greek Cypriot leaders to dismantle the constitutional partnership, neutralize Turkish Cypriot resistance and ultimately unite the island with Greece.
"Bloody Christmas" in December 1963 was not an isolated incident.
It marked the beginning of an organized campaign that devastated not only Turkish Cypriots but also Greek Cypriots who opposed extremism and endless conflict.
Enosis brought fear, displacement and authoritarian violence to both communities.
For years, these facts have been deliberately buried beneath a narrative that begins in 1974, because acknowledging 1963 also means acknowledging why 1974 happened.
Türkiye's 1974 intervention was not an act of conquest.
It was carried out under the rights granted by the Treaty of Guarantee to stop further bloodshed and prevent the destruction of the Turkish Cypriot community.
The clearest proof lies in what followed. Since 1974, despite political disagreements, the island has not witnessed another episode of intercommunal mass bloodshed.
The presence of Turkish forces has preserved a balance that prevented Cyprus from returning to the violence of the 1960s.
Those who endlessly demand the withdrawal of Turkish troops while remaining silent about the atrocities that made their deployment necessary should first explain what security arrangement they propose to prevent history from repeating itself.
Batı Trakya'daki bir cami davası, Yunanların Türk azınlığa yönelik baskısını nasıl ortaya çıkardı?
Dört Türk'ün Yunanistan'da yargılanması, azınlık haklarının bir kez daha inkar edilmesinin ve bir topluluğun haklarını savunma konusundaki yılmaz kararlılığının mahkeme salonundaki tezahürüydü.
İskece'nin seçilmiş müftüsü Mustafa Trampa, İskece adliyesi önündeki Türk dayanışmasının bireysel değil, kolektif bir duruşu temsil ettiğini belirterek, uluslararası toplumu Batı Trakya azınlıkları için sesini yükseltmeye çağırdı.
"Bu kişisel bir mesele değil; Müslüman Türk azınlığının gösterdiği derin aidiyet duygusuyla şekillenen bir varoluş ve kimlik meselesidir," diye ekledi.
AYRINTILAR 👇
Yunanistan'da, Batı Trakya'da görülen Çınar Camii davası, dört Türk'ün yargılanmasının çok ötesinde bir anlam taşıyor.
Dava, Yunanistan'daki Türk azınlığın dini temsil, kimlik ve örgütlenme hakları etrafında yıllardır süren tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
İskece'de adliye önünde oluşan geniş katılım, davanın bireysel değil toplumsal bir mesele olarak görüldüğünü ortaya koydu.
Azınlık temsilcileri ise uluslararası kamuoyuna, Batı Trakya Türklerinin hak ihlallerine daha fazla dikkat gösterilmesi çağrısında bulundu.
Ayrıntılar 👇
Yunanistan'ın Unutturmak İstediği Soykırım: Çam Arnavutları
Türk milletinin Balkanlarda maruz kaldığı katliamlar ve etnik temizlik politikaları, aynı dönemde bölgedeki diğer Müslüman toplulukları da hedef aldı.
Bu trajedilerin en acı örneklerinden biri de Çam Arnavutlarının yaşadıklarıdır.
27 Haziran 1944'te, bugün Yunanistan sınırları içinde bulunan Paramythia kasabasında onlarca silahsız Çam Arnavudu, Yunan general Napoleon Zervas'ın komutasındaki Yunan milliyetçi silahlı örgütü EDES tarafından kurşuna dizildi.
Bu, Çam Soykırımı'nın yalnızca başlangıcıydı. Ardından köyler yakıldı, yüzlerce sivil katledildi, kadınlara sistematik cinsel şiddet uygulandı, camiler gözaltı ve infaz merkezlerine dönüştürüldü.
Yaklaşık 25-30 bin Çam Arnavudu kış ortasında Arnavutluk'a sürüldü.
Binlercesi açlık, soğuk ve saldırılar nedeniyle hayatını kaybetti. Geride kalan evlere, tarım arazilerine ve zeytinliklere el konuldu.
1947 ve 1953'te çıkarılan yasalarla Çam Arnavutlarının vatandaşlıkları topluca iptal edildi ve geri dönüş hakları ortadan kaldırıldı.
Yıllarca Yunanistan'ın resmi anlatısı, "Katliamları Almanlar yaptı" iddiasını öne çıkardı.
Ancak İngiliz askeri istihbarat raporları, İngiliz Ulusal Arşivleri ve Birleşmiş Milletler kayıtları, katliamların Alman ordusunun bölgeden çekilmesinden sonra Yunan milliyetçi güçleri tarafından gerçekleştirildiğini ortaya koyuyor.
Ardından camiler yıkıldı, mezarlıklar tahrip edildi, yer adları değiştirildi ve Çam halkının bu topraklardaki varlığı hafızadan silinmeye çalışıldı.
Tarihsel gerçekler, siyasi söylemlerle değişmez. Arşivler konuşmaya devam ediyor. Çam Soykırımı da Balkanların inkar edilen trajedilerinden biri olarak tarihteki yerini koruyor.