Ferhat Gündoğdu’nun görev sürecinde tek şampiyon olamayan takım Fenerbahçe. En çok şampiyon olan takım Galatasaray. Buna rağmen Fenerbahçeyi kolluyor diye de ağır salaktır.
Dürüst iş adamı dediler, kara paracı çıktı. Namazında niyazında dediler karaborsacı çıktı. İddiadan bile anlamaz dediler, yasa dışı bahisçi çıktı. Sigara bile içmez dediler, kokainci çıktı. İmparator dediler, foncu çıktı. Hakkaten artık suyu çıktı!
Şimdi kısa bir araştırma yaptım.
2017-18 sezonu şampiyon Galatasaray olmuş. Direkt şampiyonluk rakibi ile ligin sonlarında kendi evinde oynamış
2018-19 sezonu Beşiktaş 'ın 4 puan önünde şampiyon olmuş ligin sondan 3. Haftası Beşiktaş ile kendi evinde oynamış
2020-21 sezonu Beşiktaş averaj ile şampiyon oldu. Galatasaray yine sondan 3. Hafta kendi evinde Beşiktaş ile oynamış.
2022-23 sezonu Galatasaray şampiyon olmuş. Ligin son haftası şampiyonluk rakibi fenerbahçe ile kendi evinde oynamış
2023-24 sezonu yine şampiyon olmuş sondan 1 hafta önce kendi evinde fenerbahçe ile oynamış.
2025-26 sezonu şampiyon olmuş, sondan 3 hafta önce kendi evinde fenerbahçe ile oynamış.
Bu bambaşka bir seviye kayırılmak. Bu tarihte görülmemiş bir olaydır. Sürekli ligin son haftalarında direkt şampiyonluk rakibin ile kendi evinde oynuyorsun.
Sonra bu yetmiyor, rakiplerini Avrupa maçları dönüşü deplasmana gidiyor, sen kendi evinde oynuyorsun.
Sonra bu yetmiyor, rakiplerin hakemler eliyle doğranıp yarış dışı bırakılıyor, sen hakem eliyle zora giden maçları kazanıyorsun. Lehine hata yapan hakem ödüllendiriliyor, aleyhine hata yapan , hatta hata yapmayın gs aleyhine olan haklı pozisyonda gs'ye kart veren hakem cezalandırılıyor.
Yargıda aslanlar grubu var deniyor. Elimde var kayıtları var deniliyor, tehditler havada uçuşuyor. Bu oluşum ile mücadele etmek dünyanın en zor şeyi.
Devlet hazır futbola girmişken didik didik her şeyi arasın. Ben bıktım. Bu ülke de potansiyel olarak futbol tutkusu dünyada sayılı ülke de var. Değerlendirilse dünyaya açılacağız ama malesef tek 1 takım etrafında hapsolmuş ülke futbolu.
Haa bir de şu var. Bu kadar kayrılıyor ya hani, şampiyon oluyor. UCL'den sürekli para giriyor. Futbol para olmadan oynanmıyor. Sonra Galatasaray 'ın kadro değeri senin iki katı oluyor ve şampiyon tabi Galatasaray olacak algısı basılıyor. İnsanlarda içselleşiyor bu durum.
Anlat anlat bitmez. Sabaha kadar yazarım ama benim yazmam bişey değiştirmiyor. Elimizi açtık devlet çözsün artık diye dua ediyoruz
Değerli arkadaşlar...
Ben bu memleketi ve bu rezil futbol düzenini biraz tanıyorsam bu "operasyon" döner dolaşır @Fenerbahce nin başını belaya sokar...
O yüzden Sayın @Fenerbahce başkanı ve değerli yöneticilerimiz bırakın onun locasını bunun transferini falan...Şu ipin ucunu bırakmayın...Sağlam durun...Uyumayın rica ediyorum...
En azından Türk futbol tarihinin gelmiş geçmiş en büyük rezaleti olan "ofsaytımsı rezaleti" ni gündeme taşıyın bari...
Hadi kolay gelsin...
8 Kasım 2014
Çaykur Rizespor maçı, dakika 57, maç 1-1 devam ediyor, Emenike rakibini pazar'a yolluyor, herkes “kesin penaltı” gözüyle bakarken maçın hakemi İlker Meral dünyanın en net penaltı'sı için devam diyor.
Bazı orspu çocukları da “Ne yapı abi yaa” diyor
#Fenerbahçe#Mhk
Belirli bir kulübün lobisini yapmak uğruna liyakati, formayı ve futbol aklını ikinci plana attığınız düzenin sonunda ülkenin adını taşıyan takımın düştüğü hal ortada. Bunun sizin canınızı zerre kadar sıkmadığını biliyoruz ama bizim kanımıza dokunuyor. @TFF_Org
Süper Lig hakemleri utanmış mıdır penaltı için kendini yere atan Barış Alper'e sarı kart çıktığını görünce?
4,5 YILDIR Galatasaray oyuncuları sürekli penaltı için kendini yere atıyor...
ama daha 1 kez bile Süper Lig'de sarı kart görmediler!
https://t.co/2VEQbT1DR8
Bir restaurant'da yemekler kotu, servis korkuncsa, suclu asci, garsonlar degildir. Restaurantin sahibi degismedikce, aksakliklar duzelmez.
Türk futbolu mevcut zihniyet ve ekipler ile bir milimetre ilerleyemez. TFF kokten, bastan asagi degismeli.
Tous ceux qui sont nés entre 1952 et 1979 ont été les acteurs d’un changement que nos parents n’auraient même pas osé rêver.
Nous avons été les premiers témoins d’un bouleversement technologique profond, celui qui a façonné le monde moderne.
Nous voyons aujourd’hui ces maisons achetées par nos parents valoir 20 à 30 fois plus…
Nous sommes la dernière génération à avoir joué dans la rue, dans les cours de récréation, aux billes, au ballon prisonnier, à cache-cache, à l’élastique, à la marelle, au « Jacques a dit », au Stop…
Mais nous sommes aussi la première génération à avoir connu les jeux vidéo : le Pac-Man, les premières consoles Atari…
Nous avons écouté les feuilletons radiophoniques de nos grands-parents, connu les pique-niques en famille, sur l’herbe, avec une nappe et des plats maison.
Nous sommes les derniers à avoir écouté de la musique sur des disques vinyles — ces petits 45 tours et les grands 33 tours.
Nous avons commencé à enregistrer nos propres cassettes, vu naître les vidéos BETA, puis VHS, et nous avons été les pionniers du walkman, du CD…
On nous a appelés “génération X”, comme pour dire qu’on ne valait pas grand-chose… Mais comparés à quoi ?
Nous avons appris à utiliser les ordinateurs — chose que nos parents et grands-parents n’ont jamais connue — et bien avant ces jeunes d’aujourd’hui qui regardent souvent les anciens avec dédain.
Nous, nous n’avons jamais méprisé ceux qui ne savaient pas se servir d’un clavier ou d’une souris.
Nous avons vu les premiers miracles : les calculatrices de poche, les PC à écran cathodique, les premiers téléphones portables gros comme des briques, lourds comme des haltères.
Et nous avons cru, un moment, que l’Internet allait libérer le monde…
Nous sommes la génération de Cachirulo, Ultraman, Don Gato, GI Joe, Les Pierrafeu, La Famille Addams, Tom et Jerry, Les Monstres, Bip Bip et Coyote, Bonanza, La Panthère Rose, Les Jetsons, Le pivert fou, Candy, Sandy Belle…
Nous avons grandi en écoutant The Beatles, Rolling Stones, Creedence Clearwater Revival, The Who, Led Zeppelin, The Carpenters, Jackson Five, Guns N’ Roses, puis en espagnol ou français : Soda Stereo, Mecano, Flans, Hombres G, et même Locomía avec leurs éventails, sans oublier les Bukis, Temerarios, ou Tigres del Norte pour les amateurs de musique populaire.
Nous sommes les derniers à avoir bu des sodas dans des bouteilles en verre d’un litre, des Coca-Cola familiaux à 90 centimes, à faire les courses à vélo avec le sac en tissu à carreaux, et à garder la monnaie pour s’acheter des bonbons.
Nous sommes aussi les derniers à avoir ramassé une tortilla ou un bout de pain tombé par terre, à l’avoir remis dans le panier avec un petit remords sacré à l’heure du repas. Aujourd’hui, aucun enfant ne ferait ça — les bactéries ! dirait-on.
Ce message s’adresse à ceux nés entre 1952 et 1979.
Et franchement, on ne sait toujours pas comment on a survécu à notre enfance !
En y repensant, c’est difficile à croire :
On voyageait en voiture sans ceinture de sécurité, les bébés sans siège auto, on a survécu à des accidents sans airbag.
On faisait des trajets de 10 ou 12 heures sans râler, sans demander à faire une pause toutes les heures.
Pas de sécurité aux portes, ni de bouchons "anti-enfants" sur les médicaments…
On roulait en vélo, en rollers ou en trottinette sans casque, sans genouillères. Les balançoires étaient en métal, les toboggans rouillés aux coins tranchants…
Pas de téléphone portable.
On allait à l’école avec des sacs lourds remplis de livres et de sandwichs, sans roulettes ni rembourrage ergonomique.
Et combien de fois n’a-t-on pas vu notre sac se casser, nos affaires tomber, nos goûters s’écraser par terre ?
On mangeait des sucreries, des gâteaux industriels, des glaces colorées, on buvait des sodas sans être obèses.
Tout au plus, un ou deux enfants étaient un peu potelés… et voilà.
On partageait nos boissons, et personne ne craignait d’attraper quoi que ce soit… sauf les poux, qu’on soignait au vinaigre chaud.
On souhaitait attraper la grippe, la varicelle ou la rougeole pour avoir quelques jours de repos à la maison.
Pas de PlayStation, pas de 999 chaînes de télé, pas d’écrans plats, pas d’Internet…
Mais on s’amusait comme des fous avec des ballons d’eau, des jeux de rue, des cowboys et des poupées.
Et jamais on n’entendait parler de réchauffement climatique…
On flirtait en jouant à “action ou vérité” ou à la bouteille, pas cachés derrière des écrans ou des messageries douteuses.
Pas besoin de réseaux sociaux pour exister.
Il suffisait d’un sifflet ou d’un cri façon Tarzan, et toute la bande sortait de chez elle.
On n’était pas “dark”, “emo”, “gamer”, “otaku” ou “skateur”...
On était le blond, la maigre, le petit, le costaud, la bouclée, le noir, le rigolo… mais on faisait tous partie du même groupe.
On a appris à être responsables (souvent de force), à assumer nos erreurs, à en payer les conséquences…
Et c’est comme ça qu’on a grandi.
Libres. Fragiles. Forts. Vivants.
Félicitations à nous !
Par Cristina Rivera Garza
Aziz Başkan’ın üslubu yada Kişisel takıntı yaptığı bazı konular var mı? Evet var bunlar benim hoşuma gitmiyor.
Ama şu bi gerçek Fenerbahçe’yi ve Fenerbahçe’nin geleceğini en çok düşünen bir taş üstüne taş koyup bu kulübü sürdürülebilir kılmaya çalışan en çok düşünen insan kendisi.
73 yaşında 2 tane daha projem var İnşallah Allah bunları bana Fenerbahçe’ye kazandırmayı nasip eder duası çok içten. Allah sana önce uzun ömür sağlık ve ister Başkan ister münferit Fenerbahçe’ye hizmet etmeyi nasip etsin Başkan 👏
Aziz Yıldırım önce Sevilla kulübü ile görüşmüş,Bizim Mali kongre var,Ekim taksidi için FIFA başvuru yapın demiş,Daha sonra Aziz Yıldırım FIFA başkanı İnfantino arayıp biz sevilla ile anlaştık,Sevilla bizi size şikayet edecek,Bize transfer yasağı verin,Ama öyle bir tarihte verin ki,bizim Mali kongreden bir gün önce olsun demiş.FIFA'da emredersiniz büyük başkanım demiş.
Şaka değil bunu ima ediyorlar.😅😅
Yine Ali ciler çıkmış ortaya goy goy yapıyorlar..Ali Koç kadar son yıllarda bu klübe en büyük zararı veren ve goy goy cuları tarafından alkışlanan biri olmamıştır..