Yükseköğretimde akreditasyon uygulamaları, akademik özgürlüğe yönelik ciddi bir tehdit oluşturmaya başladı. Kaliteyi güvence altına alma amacı taşısa da, bu süreç zamanla öğretim üyelerinin derslerini nasıl işlemesi gerektiğinden, ölçme ve değerlendirme yöntemlerine kadar her şeyi katı standartlara bağlayan bir mekanizmaya dönüştü.
Oysa akademik özgürlük, yalnızca akademisyenin istediği konuda araştırma yapmasını ve bulgularını özgürce paylaşmasını değil, aynı zamanda kendi pedagojik yaklaşımını belirleme ve mesleki olarak uygun gördüğü şekilde öğretme ve değerlendirme yapma hakkını da içerir. Ancak günümüzde akreditasyon, hesap verebilirlik kültürünün bir enstrümanı olarak akademisyenleri adeta fabrikalardaki seri üretim hattı çalışanlarına dönüştürmektedir (Ledoux et al., 2010). (Taylor da bu günleri görseydi :)
Son yıllarda, yükseköğretimde akreditasyonun akademik özgürlüğe zarar verdiğine dair giderek büyüyen bir akademik literatür oluşmaktadır. Üniversitelerin bu süreçten tamamen kaçınmaları mümkün olmasa da, akreditasyonun akademik özgürlüğü zedelemeyecek şekilde yürütülmesi kurumların öncelikli politikalarından biri olmalıdır. Aksi takdirde, akademik yenilikçilik, eleştirel düşünce ortamı, akademik özgürlük ve özgünlük ciddi şekilde zarar görebilir.
Konuyla ilgilenenler için iki makale önerisi bırakıyorum:
https://t.co/0UpTuMfNb5
https://t.co/eiLuUadrIP