Paylaştığım kararlardan biri trafik kazasında hasar gören bir aracın tamiri ile ilgili değil ayıplı bir aracın tamiri ile ilgili olduğu için bir meslektaşımız kararı okumdan paylaştığım ithamında bulunmuş.
Ona verdiğim cevabı herkese faydalı olması için buradan da paylaşıyorum:
Sizin de bildiğiniz gibi ve benim de kararların altına yazdığım gibi Yargıtay kararlarında ikame araç ve kazanç kaybı tazminat miktarının tespitinde genel olarak makul süre esas alınıyor. Ben de bu kararların hatalı olduğunu düşündüğüm için farklı kararlar aradım. Bu nedenle farklı ve güncel bir Yargıtay kararı bulmak çok zor oldu. Amacım bu konuyu gündeme getirerek tartışmak ve doğruyu bulmaya çalışmak. Hatta bu araştırmayı yaparken itiraz hakem heyetinde birlikte olduğumuz bir itiraz hakemi meslektaşım telefonla beni arayıp birlikte karar vereceğimiz bir dosya ile ilgili görüşümü sormuş ve konunun acil olduğunu söyledi ben de ona şu anda ikame araç ve kazanç kaybı ile ilgili karar araştırması yapıyorum, tam odaklandığım için araştırma bittikten sonra görüşümü söyleyeceğimi belirttim. Yani bu paylaşılan kararların arkasında büyük bir emek ve özveri olduğunu lütfen bilin.
Yani bana kararı okudunuz mu diye soruyorsunuz ya ben kararı sadece okumadım üzerinde çalıştım. Ayrıca karalar ile ilgili kişisel değerlendirmelerimi de yazdım. Kararların hemen altında
Sanırım siz benim paylaşımlarının tamamını okumamışsınız
Ayıplı bir aracın tamirinde geçen süre ile trafik kazası sonucu oluşan hasarın tamirindeki geçen sürede oluşan kazanç kaybı ve ikame araç bedeli aynı gerekçelerle talep edilebilir. Birinde haksız fiil sorumluluğu diğerinde sözleşmeden kaynaklanan bir sorumluluk söz konusu olsa de, neticede oluşan zarar ne doğrudan sözleşme aykırılıktan ne de doğrudan haksız fiilden doğmaktadır. Her iki halde de dolaylı bir zarar söz konusu.
Bu dolaylı zararlardan haksız fiili gerçekleştiren kişi ile aracı üretenin sorumluluğunda olduğu da kuşkusuz. Bu konuda doktrin ve yargı kararlarında bir tartışma yok. Tartışma, dolaylı zararların hesaplanma usulünden kaynaklanıyor.
Bilirkişiler somut olaydan bağımsız olarak hasarın ve ayıbın büyüklük ve niteliğine göre makul bir tamir süresi belirliyor. Mahkemeler de bu rapor doğrultusunda karar veriyor. Oysa paylaştığım kararlarda olduğu gibi servis parçaları yurt dışından getirttiği için veya farklı bir nedenle tamir beklenenden daha uzun sürmüş ise makul tamir süresine sonradan ortaya çıkan bu durumlardan kaynaklanan süreler de eklemelidir. Aksi yöndeki kararlarda gözden kaçan budur kanaatimce.
Bu nedenle kararların sonunda gerçek zarar ve tazminat hukuku ilkelerine göre değerlendirme yaparak aksi yönde verilmiş kararları eleştirdim.
Hatta Yargıtay kararı yanında trafik kazası ile ilgili aynı gerekçelerle verilmiş benzer bir istinaf kararı da ekledim ki, aynı iki karardaki aynı gerekçeler herkes tarafından görülsün ve karşılaştırılsın.
Bu cevapla birlikte inşallah öğreti ve uygulamanın dikkatini çekmiş olduk.
En iyi kanunu yapsak bile asıl olan kanunları yorumlayan iyi akademisyenler ve onu yorumlayıp uygulayan iyi hakimler ve avukatlardır. Bu nedenle ne uygulayıcıların ne de akademisyenlerin güncel tartışmalı hukuki sorunlara sadece kendi penceresinden bakmaya lüksü yoktur. Öğretim üyelerinin güncel yargı kararlarını takip etmesi gerektiği gibi, uygulayıcı konumda olan Hakimlerin ve Avukatların da özellikle yeni yürürlüğe giren mevzuat hakkında yazılan bilimsel çalışmaları takip etmesinin büyük önem arz etmektedir. Her iki kesimin de mümkün olduğunca birbirleriyle fikir alışverişinde bulunarak doğruyu ve somut olay adaletini bulması gerekir.
In my third party intervention to the Grand Chamber of the European Court of Human Rights in Yasak v. Türkiye, I outline the human rights law requirements of legality, certainty and foreseeability in relation to offences concerning terrorist organizations https://t.co/gCxhNnW6bY
Kirli yapılanmalarla parasal ilişkilerinin olduğu çoktan ortaya çıkmış olan bir kişinin hâlâ Yargıtay’da “Üye” olarak görev yapmasına katlanılması, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin içine düştüğü yargı krizinin bir göstergesidir!
Bugün çok değerli bir dostu "Kemal Abi"yi defnettik.
Hayatı boyunca haksızlıklarla mücadele eden, doğruluktan ve cesaretten vazgeçmeyen bir insandı. Hakimlik görevini onurla yaptı, haksız yere ihraç edildi, cezaevi gördü ama yine de adalet inancını kaybetmedi. Yargılama sonunda beraat etti, yeniden ayağa kalktı ve avukat olarak yine hak arayanların yanında durdu.
Hayat ona kolay davranmadı. Ama o, zor zamanlarda bile dimdik durmayı bildi. Çalışkanlığı, cesareti ve vicdanı ile onu tanıyan herkesin hayatında derin bir iz bıraktı.
İnsan bazen “hesap ahirete kaldı” demek ister. Ama kesin olan bir şey var: Bu dünyada onurlu yaşayan insanların bıraktığı izler silinmez. Adalet için verilen mücadele, geride kalanların hafızasında ve vicdanında yaşamaya devam eder.
Onu tanımak bir onurdu. Hatırası ve ismi hep saygıyla yaşayacak.