Seçildiği günden bu yana hakkında ortaya atılan en küçük iddiaya bile anında açıklama yapan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, ne hikmetse günlerdir konuşulan “AK Parti’ye geçeceği” iddiaları karşısında derin bir sessizliğe büründü.
Sayın Başkan, bu sessizlik artık masum bir tercih olmaktan çıktı. Her geçen gün büyüyen bu iddialar karşısında tek kelime etmemeniz, kamuoyunda soru işaretlerini daha da artırıyor.
İzmirlilerin size sormaya hakkı var: AK Parti’ye geçecek misiniz, geçmeyecek misiniz?
Bu kadar basit bir sorunun cevabı neden günlerdir verilmiyor?
Eğer bu iddialar asılsızsa, çıkın ve net bir şekilde yalanlayın. Eğer siyasi rotanızı AK Parti olarak belirlediyseniz, bunu da gizli kapaklı değil, sizi o makama taşıyan İzmir halkına açık yüreklilikle açıklayın.
Siyasette en ağır yük belirsizliktir. Sessizlik ise çoğu zaman en güçlü cevaptır. Siz sustukça iddialar güçleniyor, tartışmalar büyüyor ve kamuoyunun güveni zedeleniyor.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olarak artık beklemek değil, konuşmak zorundasınız. Çünkü bu koltukta oturan kişinin siyasi geleceği yalnızca kendisini değil, milyonlarca İzmirliyi de ilgilendiriyor.
Bu fotoğraf sadece bir baba-oğul karesi değil…
Bu fotoğraf, siyasetin en zor günlerinde verilen sessiz bir mesajdır.
Önde yürüyen isim, yıllar boyunca siyasette mücadele etmiş, başı öne eğilmeden yoluna devam etmiş Tacettin Bayır…
Arkasında ise oğlu Doğuş Bayır…
Bazı insanlar makamlarının arkasına saklanır, bazıları ise evlatlarının önüne geçer.
Tacettin Bayır bugün tam da bunu yapıyor.
Bu karede sadece bir baba ile oğul yok…
Bu karede, evladının önünde alnı açık, başı dik duran bir baba var. Geçmiş olsun bayır ailesi…
Aylardır ekranlardan haykırıyorum. Karabağlar belediyesi hakkında defalarca uyardım. İhaleyi adrese teslim vereceksiniz, ihaleyi alan kişi daha dört gün sonra şirket kuracak, ben bunu tek tek anlatacağım. Belgeleriyle, iddialarıyla kamuoyunun önüne koyacağım. Sevgili savcılarımızda tık yok… ama aynı savcılarımız
Depremzedelere ya da ihtiyaç sahiplerine bağış yaptığı söylenen insanlara şafak operasyonu ile gözaltına alınacak.
Peki soruyorum: Kamuoyuna yansıyan ihale iddiaları neden araştırılmıyor? Bir dosya için bu kadar hızlı hareket edilirken, diğer iddialar neden aynı titizlikle incelenmiyor?
Nerede adalet?
Bugün CHP eski İzmir İl Başkanı ve eski Milletvekili Tacettin Bayır, belki de siyasi hayatının en ağır, en zor röportajını verdi.
Şöyle diyordu:
“Ben yıllardır milletvekili maaşımı çocuklar okusun diye harcadım. Biz yardımsever bir aileyiz. Oğlum da Malatya’da depremzede ailelere yardım etmek için bağış yaptı. Eğer bu suçsa, söyleyecek bir şeyim yok.”
Bu sözleri dinlerken gerçekten sözün bittiği yerde olduğumu hissettim.
Yıllarca siyaset yapmış, onuruyla ve şerefiyle anılmaya çalışan bir insanın bugün emniyet koridorlarında bu cümleleri kurmak zorunda kalması kolay hazmedilecek bir tablo değil.
Hukuk elbette görevini yapacaktır. Gerçek neyse ortaya çıkmalıdır. Ancak hiçbir insan, yargı süreci tamamlanmadan peşinen mahkûm edilmemelidir.
Hayat bana bir şeyi defalarca öğretti…
Gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır.
Yıllardır bu kentin siyasetini takip eden biri olarak Ali Yiğit’i de, Onur Yiğit’i de tanıyorum.
Benim tanıdığım bu aile, soyadları gibi yiğit ve mert insanlardır.
Bugün ortaya atılan iddialar karşısında şaşkınım. Çünkü bu aileyi tanıyan herkes, dürüstlükleri ve mütevazı yaşamlarıyla bilir.
Hukuk elbette gereğini yapacaktır. Ancak hiç kimse hakkında yargı kararı olmadan peşin hüküm vermek, insanları kamuoyu önünde mahkûm etmek doğru değildir.
Bir insana çamur atmak kolaydır. O çamuru temizlemek ise bazen yıllar alır.
Ben, adaletin en kısa sürede tecelli edeceğine ve gerçeklerin ortaya çıkacağına inanıyorum.
Ali Yiğit’i de, Meryem Yiğit’i de uzun yıllardır tanırım. Siyasetin içinde oldular, önemli görevler üstlendiler. Balçova Belediye Başkanı Onur Yiğit de yıllardır siyasetin içinde mücadele veren bir isimdir. Bu aileyi yakından tanıyan biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim; bugüne kadar onları yanlış bir işin içinde görmedim. Karakterleriyle, duruşlarıyla ve kamuoyundaki itibarlarıyla bunu gösterdiler. Bu nedenle yaşanan süreçte de sağduyunun hâkim olacağına ve varsa yapılan bir yanlışın mutlaka düzeltileceğine inanıyorum. Ben, bu aileye güveniyorum ve kendi adıma kefilim.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay hakkında son günlerde bazı çevrelerde dile getirilen “Londra’dan dönmeyecek” yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığı öğrenildi.
Başkan Tugay, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’nın (EBRD) Londra’da düzenlediği Yeşil Dönüşüm ve Sürdürülebilir Kentler Konferansı’na konuşmacı olarak katılmak üzere Pazartesi günü sabaha karşı İngiltere’ye gitti. Konferansın 22-23 Haziran tarihlerinde Londra’da gerçekleştirildiği ve Tugay’ın programda konuşmacılar arasında yer aldığı görülüyor.
Edinilen bilgilere göre Başkan Tugay’ın yurtdışı programı kısa süreli olup, Çarşamba gecesi İzmir’e döşeceği öğrenildi. Bu nedenle kamuoyunda dolaşan “geri dönmeyecek” yönündeki iddiaların herhangi bir dayanağının bulunmadığı ifade ediliyor.
Milyon dolarlık inşaatlar yap…
Sonra o binaları kentsel dönüşüme sok…
%20 KDV, %4 tapu harcı, %2 belediye harcı derken 100 milyonluk satıştan milyonları cebine koy…
Ardından ilçenin futbol takımına 5 milyon lira verip “kent sevdalısı iş insanı” ilan edil…
Vergi avantajı ayrı, reklamı ayrı, alkışı ayrı…
Bazıları için gerçekten hayat çok güzel.!
Alternatif, daha iğneleyici:
Önce inşa et.
Sonra kentsel dönüşüm de.
Vergi avantajını al.
Harçlardan kazan.
100 milyonluk satıştan 26 milyonu cebine indir
Sonra semtin futbol kulübüne 5 milyon bağış yap.
Manşetler hazır:
“Büyük destek”, “Kentin kahramanı”, “Sporun dostu”…
Kendi cebinden çıkan 5, sistemden kazandığı 26.
Gerçekten müthiş bir yatırım modeli. 👏
CHP Buca Belediye Meclis üyeleriyle ilgili bugüne kadar çok senaryo yazıldı, çok iddia ortaya atıldı.
Ancak bugün ortaya çıkan tablo, özellikle CHP’nin son dönemde yaşadığı ağır siyasi süreçler düşünüldüğünde, İzmir siyaseti açısından önemli bir mesaj verdi.
CHP pm üyesi ve İzmir milletvekili Deniz Yücel,İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın, CHP İzmir İl Başkanı Çağatay Güç’ün ve Buca Belediye Meclis üyelerinin sergilediği dayanışma; sadece Buca için değil, İzmir’deki CHP örgütleri için de örnek olacak nitelikteydi.
Siyasette kriz dönemleri, kimin nerede durduğunu gösterir.
Bugün Buca’da verilen fotoğraf; dağılmanın değil, dayanışmanın; hesaplaşmanın değil, örgüt bilincinin fotoğrafı oldu.
CHP Buca Meclis üyeleri, tüm senaryolara rağmen örgüt disiplini ve birlik mesajıyla İzmir siyasetine güçlü bir not düştü.
Gelmiş Geçmiş En Başarısız Başkan!"
NEO TV Yönetim Kurulu Başkanı Mithat Umutoğulları, Editör Masası programında İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’a çok sert yüklendi. Umutoğulları, Tugay için "Gelmiş geçmiş CHP'li en başarısız belediye başkanı" ifadelerini kullandı.
Rahmi Koç’un önceki gün yaptığı konuşma elbette eleştirilebilir. Türkiye’de herkesin sözü tartışılır, herkesin ifadesi kamuoyu tarafından sorgulanır. Ancak bir sözden, bir tartışmadan, bir tepkiden yola çıkarak Koç Grubu’na ait kurumlara yönelik silahlı saldırıların yaşanması asla normal değildir.
Bu ülkenin ihtiyacı olan şey eleştiri kültürüdür; silah değil.
İstanbul’da Otokoç Genel Müdürlüğü’ne yönelik silahlı saldırının ardından Antalya’dan da benzer bir saldırı haberinin gelmesi, meseleyi sıradan bir adli vaka olmaktan çıkarıp çok daha ciddi bir noktaya taşımaktadır.
Burada açık konuşmak gerekir:
Rahmi Koç’un sözlerine kızabilirsiniz.
Tepki gösterebilirsiniz.
Eleştirebilirsiniz.
Hatta en sert biçimde karşı çıkabilirsiniz.
Ama hiçbir söz, hiçbir tartışma, hiçbir toplumsal tepki; silahlı saldırıyı, tehdidi, korkutmayı, hedef göstermeyi meşrulaştıramaz.
Koç ailesi, bu ülkenin sanayisinde, ekonomisinde, istihdamında ve kurumsal hafızasında önemli bir yere sahiptir. Türkiye’nin en büyük değerlerinden biri olan bu yapının, toplumsal öfkenin ya da karanlık hesapların hedefi haline getirilmesine kimse sessiz kalmamalıdır.
Bugün mesele sadece Rahmi Koç meselesi değildir.
Bugün mesele, Türkiye’de eleştirinin sınırının silahla çizilmeye çalışılmasıdır.
Bugün mesele, bir ailenin ve bir kurumun üzerinden topluma tehlikeli bir mesaj verilmesidir.
Bugün mesele, hukuk devletinin, kamu düzeninin ve demokratik tepki kültürünün korunması meselesidir.
Bu nedenle yetkililer bu saldırıları bütün yönleriyle araştırmalı, failleri ve varsa arkasındaki bağlantıları ortaya çıkarmalıdır.
Çünkü bu tablo normal değildir.
Rahmi Koç’a yönelik eleştiri ayrı bir konudur; Koç ailesinin ve Koç Grubu’na bağlı kurumların hedef alınması bambaşka ve çok tehlikeli bir konudur.
Türkiye, bu tür saldırılarla, tehdit diliyle, kurşunla ve korkutma yöntemleriyle yönetilecek bir ülke değildir.
Eleştiri haktır.
Tepki haktır.
Ama silah asla hak değildir.
Koç ailesine ve Otokoç çalışanlarına geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Devletin ilgili kurumlarının bu konuda en ciddi güvenlik önlemlerini alması, saldırıların arkasındaki tüm karanlık noktaları aydınlatması ve kamuoyuna net bir açıklama yapması artık zorunluluktur.
Çünkü bu mesele hafife alınırsa, yarın Türkiye’de her tartışmanın sonuna bir tehdit, her tepkinin arkasına bir kurşun eklenir.
İşte asıl tehlike budur.
Dilan Polat yine bir videoyla gündemde.
Ama bu kez mesele ne lüks, ne gösteriş, ne de magazin…
Mesele, milyonların gözü önünde kullanılan o dil!
“Nereyi çekiyorsun?”
“Seni yırtarım!”
“Herkesi yırtarım!”
“O telefonu alırım!”
Şimdi soruyorum:
Bu ülkenin çocukları, gençleri, kadınları, aileleri sosyal medyada bunu mu izleyecek?
Bağıranı güçlü, tehdit edeni haklı, kaba kuvvet iması yapanı “fenomen” mi sayacağız?
Hayır efendim, hayır!
Takipçi sayısı kimseye topluma kötü örnek olma ruhsatı vermez.
Şöhret, sorumsuzluk belgesi değildir.
Sosyal medya da kimsenin bağırıp çağırarak insanlara ayar verdiği kişisel arena değildir.
Bugün bu dile “aman canım, yine Dilan Polat” deyip geçersek, yarın bu üslup daha da normalleşir.
Çünkü sorun sadece bir kişinin öfkesi değil; o öfkenin milyonların önünde gösteriye çevrilmesi.
Burası ciddi bir yerden kırılıyor artık.
Gençlere ne anlatıyoruz?
“Paran varsa bağırabilirsin” mi?
“Ünlüysen tehdit gibi konuşabilirsin” mi?
“Takipçin çoksa her şeyi yapabilirsin” mi?
Kimse kusura bakmasın…
Bu dil kabul edilemez.
Bu tavır savunulamaz.
Bu görüntüler normalleştirilemez.
Platformlar, yetkililer ve kamuoyu artık bu sosyal medya pervasızlığına net bir çizgi çekmek zorunda.
Çünkü mesele Dilan Polat meselesi değil.
Mesele, topluma pazarlanan kaba güç dili meselesidir.
Ve açık söyleyelim:
Toplumun zaten yeterince öfkesi var.
Bir de fenomen öfkesiyle ekranlarımızı kirletmeyin!
Düşünüyorum da…
“Aşk” kelimesi bile yetmiyor sanki seninle benim aramdaki şeyi anlatmaya.
Çünkü bizimki sadece aşk değil.
Daha derin, daha ağır, daha sarsıcı bir şey…
İnsanın kalbine yerleşen, nefesine karışan, gecesine çöken, sabahına umut olan bir duygu.
Aşk var içinde, evet…
Ama sadece aşk değil.
Bazen özlem var.
Bazen korku…
Bazen kaybetme telaşı…
Bazen bir bakışta bütün ömrünü görür gibi olmak var.
Ben seni seviyorum.
Ama öyle sıradan bir sevgi değil bu.
Sana baktığımda kendimi görüyorum.
Senin sesinde sakinleşiyorum.
Senin varlığında tamamlanıyorum.
Sen benim için yalnızca sevdiğim insan değilsin.
Sen benim içimde susturamadığım en güzel ses,
vazgeçemediğim en derin yan,
hayata yeniden inanma sebebimsin.
Bir insan şu kısa hayatta daha ne isteyebilir ki?
Sevmek…
Sevilmek…
Birinin kalbinde yerinin olduğunu bilmek…
Birinin “iyi ki varsın” dediği kişi olmak…
Bazen düşünüyorum…
Mecnun Leyla’ya kavuşsaydı,
Ferhat Şirin’le aynı yastığa baş koysaydı,
aradan yıllar geçtikten sonra bizim gibi birbirine hâlâ böyle tutkun kalabilirler miydi?
Bizim gibi hâlâ birbirinin sesinde titreyebilirler miydi?
Bir bakışla dağılıp, bir dokunuşla yeniden toparlanabilirler miydi?
Birbirlerinin hem yarası hem merhemi olabilirler miydi?
Ama biliyorum…
Çok sevmek bile bazen yetmiyor.
İnsan sevdiği yerden kırılınca daha çok acıyor.
Çünkü en derin yarayı, en çok değer verdiğin insan açabiliyor insana.
Ve insan her düştüğü yerden aynı güçle kalkamıyor.
Her kırıldığı yere yeniden dönmeye,
yeniden inanmayı denemeye,
yeniden emek vermeye her zaman dermanı olmuyor.
Aşk böyle tuhaf bir şey işte…
Hem insanın içini cennet yapıyor,
hem de bir anda bütün dünyasını susturabiliyor.
Ama yine de…
Bütün kırgınlıklara, bütün yorgunluklara, bütün suskunluklara rağmen
insan bir yerde gerçek aşkı bulduysa,
onu kolayca harcamamalı.
Çünkü bazı insanlar bir kez gelir.
Bazı duygular bir ömre bir kez uğrar.
Bazı sevgiler ise ne unutulur ne de yerine başkası konur.
O yüzden aşkı bulunca sıkı sıkı sarılmak lazım.
Kırmadan…
Eksiltmeden…
Yormadan…
Kaybetmeden önce kıymetini bilerek.
Sokağın sesi bazen ciltler dolusu siyasi analizi tek bir cümleyle çöpe atar.
Özgür Özel’in yolunu kesen vatandaşın sözleri de tam olarak böyleydi:
“Bırakma bizi, mücadelemizi bırakma! Sen namusumuzsun, geleceğimizsin bizim…”
Bu sözler sıradan bir sevgi gösterisi değildir.
Bu sözler, yorgun ama teslim olmayan bir seçmenin haykırışıdır.
Bu sözler, yıllardır haksızlığa, baskıya, umutsuzluğa direnen insanların “artık geri adım atma” çağrısıdır.
Bu sözler, muhalefet liderinin omuzlarına bırakılmış ağır bir emanettir.
Çünkü sokak artık sadece alkışlamıyor.
Sokak uyarıyor.
Sokak sahip çıkıyor.
Sokak hesap soruyor.
Ve seçmen Özgür Özel’e açık bir senet veriyor:
“Biz arkandayız… Ama sen de bizi yarı yolda bırakma.”
Siyasetin bütün anlamı işte burada başlıyor.
Liderlik, kalabalığın önünde konuşmak değildir.
Liderlik, o kalabalığın umudunu sırtına alıp en zor anda bile geri çekilmemektir.
Bugün Özgür Özel’in önündeki mesele bir parti meselesi değildir.
Bu mesele, milyonların geleceğe tutunma meselesidir.
Buca Belediye Başkanı Görkem Duman tutuklandı!
İzmir'in Buca Belediyesi'ne yönelik 4 ilde düzenlenen 'yolsuzluk' operasyonunda, Buca Belediye Başkanı Görkem Duman, eski Buca Belediye Başkanı Erhan Kılıç ve eski CHP Buca İlçe Başkanı Çağdaş Kaya çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı.