İsrail'in kuruluşu Kibbuts dediğimiz bir Kolhoz/ Sovyet Komün modeliydi.Mutfak gereçleri dahil her şey komün malı idi.Özel mülkiyet yoktu. 1948'den sonra Stalin'de anti-seminist bir paranoya gelişti.
Molotov'un karısı Polina'yı tutuklatıp ceza kampına gönderdi. Suçu yeni kurulan İsrail ilk moskova elçisi, daha sonra başbakan olacak Golda Meir'le birlikte İsrail'i öven sözlerinin basında yer almasıydı. Stalin'in cenazesin kalktığı gün Beria onu serbest bıraktı.Kadın neredeyse 5 yıl boyunca tutuklu kaldı.Molotov Dış işleri bakanı olduğu halde karısından mektup dahi alamadı.1948'den sonra bu paranoya daha da büyüdü.1952 'de tanınmış yahudi doktorların hepsini Sovyet kadrolarını yanlış tedavi ettikleri gerekçesi ile tutukladı.Onların hakkında "siyonist komplocular" diye büyük bir kampanya başlattı.1953 Martında Stalin ölmeseydi.Onların hepsi kurşuna dizilecekti.Beria suçlamaların uydurma olduğu söyleyip hepsini Stalin'in ölümünden hemen sonra serbest bıraktı.
Sovyetler Birliğinin İsrail politikasının kökleri biraz da Stalin'in paranoyalarında yatar.
Memnuniyetle. İftira suçunun oluşması için işlemediğini bildiği halde yetkili makamlara suç isnadı ile başvuruda bulunulması gerekiyor. Yargıtay sosyal medyada yada kişinin yüzüne karşı bir takım isnatlarda bulunmayı iftira olarak kabul etmiyor. Yani birinin yüzüne karşı "HIRSIZ" demek iftira değil, diğer unsurları varsa hakaret suçu oluşturur. Burada ise her ikisi de yok.
Yine de istiyorsa, dava açsın tabi ki.
Ben sadece "boşuna masrafa girmesin babından " söylüyorum ..
@BetulGozel4810@virgul81@atakansmz İşinize ve tavsiyenize maydanoz olmak istemem ama bu sözler Yargıtay'ın son kararlarına bakıldığında hakaret değil, kaba ve incitici söz vasfında.
Extremaunción.
«(…) En cada ejecución varios curas con el capellán militar, don Damián Castillo, con pistola al cinto, junto al teniente Lázaro y otros oficiales jefes del pelotón de fusilamiento, eran siempre los primeros en caminar entre los cuerpos, unos para dar el tiro de gracia, los otros para echar el agua bendita con un hisopo, siempre la misma oración que era una especie de extremaunción sobre los cuerpos todavía calientes diciendo en alta voz:
-Por esta santa unción y por su bondadosa misericordia, te ayude el Señor con la gracia del Espíritu Santo. Para que, libre de tus pecados, te conceda la salvación y te conforte en tu enfermedad. Amén-
Luego decían:
-Por la señal de la Santa Cruz, de nuestros enemigos líbranos Señor, Dios nuestro. En el nombre del Padre, y del Hijo, y del Espíritu Santo, por Franco y la Santa Cruzada. Amén. Padre nuestro, que estás en el cielo, santificado sea tu nombre; venga a nosotros tu reino; hágase tu voluntad en la tierra como en el cielo-
A veces llevaban algún monaguillo que echaba sahumerio con un incensario y aquello quitaba un poco el mal olor de las vísceras y la carne destrozada por las balas.
A los soldados nos daba respeto todo aquello que hacían sobre aquellos pobres desgraciados acribillados a balazos. Algunos cadáveres echaban sangre a presión por el pecho o por sus cabezas como si tuvieran dentro una manguera.
Los religiosos no tenían ningún problema aunque se les mancharan las sotanas de barro rojo, era un ritual que no fallaba, estaban presentes con antelación en cada fusilamiento, daban la Comunión y luego las bendiciones a los muertos, aunque siempre decían echándose unos rones en el bar de oficiales que los condenados se tenían ganado el infierno por ser comunistas, socialistas, anarquistas, masones, por eso nunca entendí tanto esfuerzo si ya sabían que a todos se los llevaba el demonio…»
Testimonio de Boro García Estupiñán, vecino del barrio de San Roque, Las Palmas GC, soldado de quinta en el Regimiento de Artillería, Nº 39 en La Isleta, entre 1936-1938.
(Entrevista publicada en el libro de Francisco González “Fragmentos de rebelión”, 2021)
(En imagen, cura fascista junto a pistoleros falangistas formados para desfilar, mayo de 1937)
@FIRATEREZ Çok değişik bir insan.
Kahvehane düzeyindeki siyasal tarih bilgisi ile dış işleri bakanlığı yapıyor.
Dediği şeyin ne anlama geldiğini kendisi de muhtemelen bilmiyor
Az konuşsa en azından ciddiye alınır.
Osmanlıya haraç vermemek için tarihi ipek yolundan feragat ettiler.Kekik ,karabiber, kimyon arayacağız derken Amerika'yı keşfettiler.Zenginleştiler.
Sermaye birimi ve sanayi devrimi osmanlı sayesinde oldu.Batı medeniyeti ortaya çıktı. Osmanlının kıymetini bilmeyen namkör bunlar.
Bu tez üzerinden yürürsek sanki daha etkili olur.
1917 ekim devriminin önderleri olarak paylaşığınız MK üyelerinin fotoğraflarının altında akıbetleri var.
Stalin'in kendisi dışında 25 üye var.
Fotoğrafa bakınca, Stalin'in 25 üyeden 14 üyeyi katlettiği anlaşılıyor.
Geride kalan 11 üyeden Lenin dahil 8 üye Stalin iktidarı tam anlamı ile ele geçirmeden vefat ettikleri için katliam kurbanı olmamışlar.
En son üç üyeden ikisi kadın oldukları büyük olasılıkla katledilmemiş.
Sonuç olarak devrimin önder kadrolarından sadece 3 üye katliamda kurtulmuş.
Katledilen devrimin önderleri MK üyelerinden bahsetmeden Büyük Ekim Devrimini kutlamak ayıp bir şey.
Liste devrime katılanları değil ,25 ekimde toplanan Tüm Rusya İşçi köylu asker Sovyet kongresi delegelerinin bir kısmını gösteriyor.
Menşevik listenin (Marton dışında) tümü Bolşevik devrime darbe deyip, kongreyi terk etti.Patresov, Axselrod gibi isimlerin ise her hangi bir görevi olmadı.
Sağ Sosyalist devrimciler devrime katılmadıkları gibi menşeviklerle birlikte devrimin hep karşısında oldu.
Menşevikler silahlı muhalefet olmadılar ama Sağ/ Sol tüm Sd'ler 1918'de silahlı orduyla bolşeviklere karşı savaşa girdiler.Anarşistlerinde ayrı bir ordusu vardı.
Kerenski ismi de geçiyor.Buda yanlış. Kerenski devrilen hükümetin başı.
Kolontay devrim sırasında bolsevik parti üyesiydi. SD geçmişi yok bildiğim kadarıyla.
@sardese3 Dediklerinin hiç bir doğru değil.
Cezaevleri katliamı 19 aralık 2000'de gerçekleştirildi.
Gaziosmanpaşa'daki eylemin dhpc ile bir ilgisi yoktu.
@BahadrKrmca@FIRATEREZ Netleşecek bir şey yok.
Henüz davası bile açılmamış Can Holding soruşturmasında el koydular.Tüm malvarlığını hazineye https://t.co/liFrPWVzLoşına kayyum oturttular.
Şimdide kapattılar.
Şampanya işi doğru olabilir.Lakin onun öncesinde Rus toplumu yılbaşlarını kesinlikle boşa geçirmiyor, şampanya yerine votka gömüyordu...
Tarih boyunca Rusya'nın alkol sorunu hiç bitmedi.
Hep başat bir sorun oldu.19 yüzyıl Rus köylüsünü anlatan romanlara konu oldu.
2.Nikola 1914'de Rusya savaşa girince ,savaşma azmini kırıyor diye alkolü hepten yasakladı.
Ama devletin votkadan aldığı vergide uçtu.Millet yine votkasını kaçak üretip içmeye devam etti
Bu neredeyse bütçesinin üçte biriydi.
Votka yasağı savaşla birlikte çöken ekonomiyi iyice bitirdi.
Lenin'de devrimden sonra büyük kampanyalar açtı.
Ama onunda votkaya gücü yetmedi.
Savrukluğunda kişiliği çok etkili oldu bence.Kimin gösterdiği önemli değil, tek aradığı şey kendisine ilgigösterilmesi.
Sevan Nişanyan'la çok benzer bir yapısı var.
Çok üretgen biri ama, gerçekten entellektüel biri diyebilir miyiz?
Ben çok şüpheliyim.
Marksist biri mi?
Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra ondan da vaz geçti bence..
Hocanın sebat ettiği bir Dünya görüşü, öncesinde var mıydı? bilemiyorum.Ama en azından 1991'den sonra kalmadı bence.
YALÇIN KÜÇÜK ÜZERİNE TEZLER..
Yalçın Hocayı yazdım..
Küçük kendine özgü üslubu, spekülasyonla iç içe geçmiş anlatımı ve “masal anlatıcılığı” ile özel bir insan. Onu bir analiz kantarına koymak ise çok zor. Üretkenlik açısından kendisiyle karşılaştırılabilecek tek isim belki de Hikmet Kıvılcımlı’dır. Akıllarına ilk geleni yazıp bir daha geri dönüp kontrol etmeye tenezzül etmemek, her ikisinin de ortak zaaflarıdır. Ancak sosyalist teoriye katkı meselesi elbette apayrıdır.
Hoca’nın “Yazdıklarımı bilmiyorum. Benim dışımdadırlar. Yazmadıklarımı biliyorum. İçimdedirler” sözü bu ihmalkârlığın estetize edilmiş ifadesidir.
Dilleri ve üsluplarındaki benzerlik ise apayrı bir makale konusudur; tek cümlede anlatmak gerekirse: “Izdırabı yazan değil, okuyan çeker.” Dervişten gelen kelamın yükünü derviş değil, mürit taşır “.manasında...
@FIRATEREZ
https://t.co/JfVLvjNvgF
@sdevrim1917 Stalin ve Sovyet bloğunun da pek bir yardımı olmamış..Mihri Belli iç savaş sırasında , Bulgaristan'ın binbir zorlukla sadece tedavi için hasta /yaralı kabul ettiğini söylüyor.