Uygulanan başörtüsü yasağı ve inancını yaşamak isteyen öğrencilerin kapı dışarı edilmesi açık bir tahammülsüzlüktür.
Kendi öz halkının, Müslüman çocuğunun başındaki örtüye tahammül edemeyenler; iş Yah*di öğrencilerin kipa/şapka takmasına gelince "hoşgörülü" kesiliyorlar. Bu neyin ikiyüzlülüğüdür?
Yıllardır İ*rail ile kurdukları o ortaklıklarla, stratejik müttefikliklerle kimin yanında saf tuttuklarını zaten cümle âleme gösterdiler. Müslümana baskı, zalime dostluk...
Bizim kardeşliğimiz bu zihniyetle, bu rejimle değil; inancından taviz vermediği için mağdur edilen o masum halkladır. Kimse bize kardeşlik masalı anlatmasın; Müslümanın hakkını gasp eden, zalimle kol kola giren kim olursa olsun karşısındayız.
“Kalbinde bir katılık, bedeninde bir zayıflık ve rızkında bir darlık görürsen bil ki seni ilgilendirmeyen şeylerle meşgul olmuşsundur.”
| Mâlik bin Dinâr
“Bütün insanları razı etmek, erişilemeyecek bir hedeftir. Sen ancak seni yaratanı razı etmeye bak.”
— İmam Şâfiî
Kimin kalıbına girersen gir, kime yaranmaya çalışırsan çalış; insanın gözü de gönlü de doymaz. Bugün alkışlayan, yarın ayağına çelme takar. Kendi aczini bilmeyen fânilerin rızasını kovalarken harcanan her nefes, elde kalan koca bir hiçtir.
Rabbini razı edenin kula minneti kalmaz; dünyayı arkasına alsa da kalbi sarsılmaz. Kıbleyi insanlara değil, Allah’a çevireceksin.
Ey Ademoğlu! bugün üstünde yürüdüğün toprağın, yarın altında yatacaksın.
"O gün ne mal fayda verir ne evlat. Ancak Allah’a temiz bir kalple gelenler müstesna."
(Şuarâ, 88-89)
"Ameller niyetlere göredir; herkes için ancak niyet ettiği şey vardır."
(Buhârî, Bed’ü’l-Vahy, 1)
İnsanların gördüğü dış kalıbındır, Allah’ın nazar ettiği ise kalbindeki niyet. Dağlar kadar amel yığsan da içinde rıza-i ilâhi yoksa rüzgârın savurduğu bir avuç küle döner.
Oysa sadece O’nun rızası için atılmış küçücük, sessiz bir adım dahi mizanı doldurmaya yeter. Mesele ne kadar yorulduğun değil, o yola kimin için çıktığındır.
Dünya hayatı işte bu kadar; dün beşikteydin, bugün ayakta, yarın toprakta.
"O gün inkârcılar, dünyada sadece bir akşam vakti ya da bir kuşluk vakti kadar kaldıklarını sanırlar."
(Nâziât, 46)
Gökten rahmet yağıyor, yerde kalpler arınıyor...
Kâbe’nin gölgesinde, yağmurun altında secdeye varabilmek ne büyük bir nasip.
Rabbim bu eşsiz huzuru ve vuslatı bizlere de nasip eylesin.
İnsan dünyada sıkıntı ve çile çekebilir; fakat bu zorluklara sabredip Allah'ın rızasını kazanacak ameller işlerse, çektiği çileler ahiret saadetine dönüşür. Sözde bahsi geçen kişi ise dünyada huzur ve rahat yüzü görmediği gibi, ahiretini kurtaracak salih amellerden de mahrum kalmıştır. Çekilen bunca dünya çilesinin karşılığında ahiret kazancının da olmaması, sermayeyi tamamen tüketmek ve elinde hiçbir teselli bırakmamaktır. İşte bir kul için bundan daha büyük bir hüzün ve ziyan yoktur.
Asıl görmek; kusursuz bir dengede olan gökyüzüne, şu muazzam kâinata ve zerredeki kusursuz nizama bakıp arkasındaki Âlemlerin Sultanı’nı idrak edebilmektir.
Bunca azameti seyrederken arkasındaki Sanatkârı görmekten acizsen, iki gözün açık olsa ne yazar?
Düşünsenize; çölün o serin seher yelinde, kandil ışığının vurduğu kerpiç avluda Hz. Bilâl-i Habeşî’nin (r.a.) yanık ezanıyla uyanıyorsun...
Yıldızların altındaki o derin sessizlikte Mescid-i Nebevî’ye doğru adımlayıp hasırların üstünde saf tutmuşsun.
Önünde Fahr-i Kâinat Efendimiz ﷺ namaz kıldırıyor; yanında Hz. Ebû Bekir (r.a.), Hz. Ömer (r.a.), Hz. Ali (r.a.)...
Dünyanın bütün derdini, gürültüsünü unutturacak bir seher, eşsiz bir vuslat.
İmtihan, Allah’ın kulundan yüz çevirmesi değil; onu yanına çağırmasıdır. Ham demir ateşe girmeden çelikleşmez; insan da dertle yoğrulmadan pişmez. Başına gelenleri ceza sanıp isyan etmek yerine, seni arındıran bir lütuf bilip sabredersen, o dert seni ezer gibi görünürken aslında dereceni yükseltir.
"Allah bir kulunu severse, onu imtihan eder; sabrederse onu seçkin kılar."
(Taberânî)
Peygamberimiz (s.a.v) vefat ettiğinde namazını kıldıran ilk sahabi kimdir?
🟡 Hz. Ebubekir
🟢 Hz. Ali
🔴Hz.Ömer
🟤 Cemaatle değil, tek tek ferdi kılınmıştır
Damarındaki bir damla pıhtıya söz geçiremeyen aciz bir et parçasısın; ama kibrin kâinata meydan okuyor. Allah’ın senin aklına da imanına da ihtiyacı yok.
Azrail kapını çaldığında o sahnede oynadığın rollere de, yere göğe sığdıramadığın o zavallı aklına da güvenemeyeceksin. Canı pamuk ipliğine bağlı bir mahluksun; senin O’na ne kadar muhtaç olduğunu o kaskatı kesilen kalıbın kabre girdiğinde pek güzel anlarsın.
"Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız. Allah ise zengindir, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, her türlü övgüye lâyık olandır."
(Fâtır, 15)
İlyas Salman:
"Çenemde pıhtı attı. Daha doğrusu çarpıldım, birtakım kişiler dedi ki maneviyata inanmadığı için çarpıldı. Halbuki teğet geçti. Ankara'ya uğrayacaktı.
Kalıbım sığsa bile aklım sığmaz ahiretinize."
Davasının en ön safında sözünün eri olarak yaşadı ve izzetle gitti. Ne bir adım geri durdu ne de başını eğdi.
"Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanmayın. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında rızıklanmaktadırlar."
(Âl-i İmrân, 169)