Galaksiler yaratan bir varlık düşün.
Kara delik yapıyor, galaksi çiziyor, evreni genişletiyor, kuantum fiziğiyle oynuyor.
Sonra insanlığa evrensel mesaj göndermek için PR ajansı olarak milattan sonra 7. yüzyıl Arabistan’ını seçiyor.
Evrenin işlemcisi sonsuz ama müşteri hizmetleri hâlâ deve kervanı hızında.
Bir de olayın kadro kısmı var.
Evrensel tanrı düşünüyorsun ama peygamber kadrosunun büyük kısmı aynı aile çevresinden çıkıyor.
İsrailoğulları dediğin yapı zaten antik Ortadoğu’daki kabile-krallık düzeninin içinden gelen bir soy hattı.
Yani koskoca evrende milyarlarca insan var ama görev dağılımı sürekli aynı mahallede dönüyor.
Çin yok, Viking yok, Maya yok… Sanki tanrı insanlığa değil de belirli bir Ortadoğu sülalesine çalışıyor.
Ortada “kusursuz kitap” deniyor ama kitap peygamber hayattayken ciltli hâlde ortada yok.
Ayetler kemiklerde, deri parçalarında, hafızalarda dolaşıyor. Sonra savaşlarda hafızlar ölmeye başlayınca biri çıkıp: “Arkadaşlar veri kaybı olmadan şu sistemi yedekleyelim,” diyor.
Bir sürüm hazırlanıyor. Sonra lehçe farkı çıkıyor. Sonra başka nüshalar yakılıyor. Ama bugün herkes: “Tek harfi bile değişmedi.” diyerek birbirine bakıyor.
Sonra hikâyeler başlıyor:
Adam balığın içinde seyahat ediyor.
Bütün dünya sular altında kalıyor ama kanguru Avustralya’dan yürüyerek gemiye yetişiyor.
Firavun denizin ikiye ayrıldığını görüyor ama hâlâ: “Bence bu optik illüzyon,” diyerek kovalamaya devam ediyor.
Ve sen bunları sorgulayınca sistem anında uyarı veriyor: “Şüphe algılandı. Sonsuz ceza paketi hazırlanıyor…”
İşin en trajikomik tarafı ise biz Türkler kısmı.
Dünyadaki en matematiksel dillerden birine sahipsin.
Eklemeli yapı, mantıksal dizilim, algoritma gibi çalışan cümle sistemi.
Türkçe resmen mühendislik harikası.
Adam Türkçeyi çözünce küçük çaplı yazılım dili öğrenmiş gibi oluyor.
Ama sonra dönüp çöl kabilelerinin diline mistik güç yükleniyor. Kendi dilinin matematiksel berraklığını bırakıp, “Şu kelimeyi Arapça söyleyince sevap katsayısı artıyor” psikolojisine giriliyor.
Telefonu Koreli yapıyor.
İşlemciyi Amerikalı tasarlıyor.
MR cihazını Alman üretiyor.
Yapay zekâyı başka toplumlar geliştiriyor.
Biz ise hâlâ: “Balığın içindeki adam oksijeni nasıl kullandı?” sorusunu sormaktan çekinip, bunu sorgulayan adama kızıyoruz.
İnsanlık Mars’a araç indiriyor, biz hâlâ 1400 yıl önceki çöl tartışmalarında “Ama deve idrarının faydaları…” seviyesinde panel yapıyoruz.
A. Burucu
Bakırköy, İstanbul – 28.04.2026 NedimYazal.
“bu takım 13. olduğunda, icardi mi şampiyon yapacak?” dediler, yaptı.
“o kadar parayı reddedip galatasaray’da mı kalacak?” dediler, kaldı.
“wanda türkiye’de yaşamak istemiyor, onu river plate’e götürmek istiyor. karısından mı vazgeçecek?” dediler, karısını sildi.
“bu ağır sakatlıktan kimse dönemedi, o mu dönecek?” dediler, golleriyle döndü.
“200 kilo olmuş, götünü bile kaldıramıyor, artık ondan bize fayda gelmez.” dediler, son maçta hat-trick yaptı, gol kralıyla arasında 3 gol var.
mauro emanuel icardi rivero, iftiharla sunar.