Türkiye, Orta Koridor’un yalnızca üzerinden geçilen bir ülke değil, Avrupa’ya bağlandığı temel halkalardan biri olmayı hedefliyor. Ankara’nın bakışında demiryolu, karayolu, liman ve gümrük kapasitesini birlikte geliştirmek; Orta Asya’dan gelen yüklerin Türkiye üzerinden Avrupa’ya kesintisiz ilerlemesini sağlamak öncelikli.
Orta Koridor: Bulgaristan ve Balkanlar için fırsat mı, risk mi? https://t.co/YUv5MEWhAP
🔴 ÖNEMLİ
Kocaeli'de bir ziraat bankası şubesinde onay alınmadan yüzlerce müşterinin üzerinden kredi cekildi.
20 milyon TL'den fazla vurgun yapıldı.
Müşterilerin şikayeti üzerine banka müdürü, 2 çalışan ve 2 esnaf gözaltına alındı.
Ev hapsi cezasına çarptırılan Murat Ağırel:
• Bu fotoğrafa iyi bakın. Ayağımda elektronik kelepçe var. Ama en sonda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim:
• Meslektaşlarım Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı cezaevindeyken ayağımdaki kelepçenin benim için hiçbir önemi yok.
• Ben evimdeyim, onlar dört duvar arasında. Mesele ben değilim.
• Mesele, gazeteciliğe yönelen baskı.
• 9 Ekim Cuma günü, Ticaret Bakanlığı ve Bakan Ömer Bolat’ın şikâyeti üzerine savcılıkta ifade verdim.
• Mahkeme yurtdışına çıkış yasağı ve haftada üç gün imza kararı verdi. Savcılık itiraz etti. İmza yükümlülüğü ev hapsine çevrildi.
• Ne yaptım? Sahte belge mi ürettim? Özel hayat ile ilgili bilgi mi verdim?
• Bilmediğim rakamları gerçek diye mi açıkladım? Hayır.
• Meclis kürsüsünde dile getirilen, tutanaklara giren iddiaları araştırdım. Soru sordum.
• İddialarda adı geçen isimlerden birinin Ticaret Bakanı Ömer Bolat olduğunu söyledim.
• Ömer Bolat’ın Hedef Portföy bünyesinde yatırımının bulunduğu iddiasını aktardım.
• Ayrıca Hedef Portföy çevresindeki şirketler, ticaret sicili kayıtları, ortaklık ve adres bağlantıları hakkında edindiğim bilgileri anlattım.
• Program canlıydı.
• İsmail Saymaz ve diğer yayın arkadaşlarım doğal olarak sorular yöneltti.
• İsmail Saymaz, 400 milyon lira yatırılıp 800 milyon lira alan bakanın Ömer Bolat olup olmadığını sordu.
• Verdiğim yanıt çok açık: “400 koyup 800 aldığını bilmiyorum. Bu konuda bilgim yok.”
• Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı cezaevinde.
• Gazetecilik yalnızca kendin için özgürlük istemek değildir; görüşüne katılmadığın meslektaşının da özgürlüğünü savunabilmektir.
• Asıl sorular hâlâ ortada:
• Fon krizinde kim kazandı, kim kaybetti? Kimler krizden önce çıktı? Hangi hisselerin değeri olağandışı işlemlerle yükseltildi? Denetim kurumları ne yaptı? Siyasi veya bürokratik nüfuz kullanıldı mı?
• Yatırım hesabı sahibi olmak suç değildir; hakkında iddia bulunan herkes de suçlu değildir.
• Ama hiçbir kamu görevlisi sorulardan muaf değildir.
• Ayağıma kelepçe takabilirsiniz. Sokağa çıkmamı engelleyebilirsiniz. Cezaevine de atabilirsiniz.
• Ama bu soruları ortadan kaldıramazsınız.
• Çünkü mesele benim ayağımdaki kelepçe değil. Mesele, halkın gerçeği öğrenme hakkı.
Öyle bir iddia var ki şeytanın bile aklına gelmez.
Fatma Betül Sayan Kaya bakanlığı döneminde sülalesini kalıcı memur yapmak için 770 günde 60 özel kalem müdürü değiştirmiş. Yani her 10 günde bir birini Özel kalem müdürü olarak işe alıp 10 gün sonra kalıcı memuriyet hakkı kazanmasını sağlamış. 657'ye göre özel kalemler için KPSS şartı yok.
O halde 60 atamanın tüm ayrıntıları açıklansın:
Kim atandı, ne kadar görev yaptı, nereye geçti?
Kamu kadroları kapalı kapılar ardında dağıtılan makamlar değildir;
hesabı millete verilmelidir.
İoanna Kuçuradi, Hacettepe Üniversitesi’nden hocamdı. Ben henüz bir öğrenciyken bile kendisi profesördü. Ondan dört yıl boyunca birçok ders aldım.
Birbirimize çok yakındık; benim tartışmacı tarzımı ve direngen ruhumu severdi. Onun derslerinde tartışma adabını, değerleri, felsefenin önemini ve özellikle de "doğru değerlendirme" yapmayı öğrendim. Bugün yaşadığımız sorunların temelinde yatan asıl nedenin felsefe eksikliği olduğunu da...
Bazen Çankaya’daki evine kadar kendisine eşlik eder, tartışmalarımıza evinde bize ikram ettiği çaylar eşliğinde devam ederdik. Hoca-öğrenci ilişkisinin bir insanı nasıl geliştireceğini ilk kez onda gördüm ve sonraki yıllarda ben de kendi öğrencilerime aynı yöntemi uyguladım.
Daha sonra ben de profesör oldum. Üniversitede yöneticilik yaptığım dönemde kendisini Mersin’e konferans vermesi için birkaç kez davet ettim; bir öğrencisini bu konumlarda görmek onu çok mutlu ediyordu. Sonraki yıllarda da zaman zaman görüşmeye devam ettik.
Değerli bir felsefeci ve çağımızın yaşayan en büyük filozoflarındandı.
Türkiye Felsefe Kurumu Başkanı ve Dünya Felsefe Kuruluşları Federasyonu Onursal Başkanı olarak ömrünü insana, insan onuruna, haklara ve vicdana adadı.
Bize yalnızca büyük bir düşünce mirası değil, insanı her koşulda "insan" olarak görmenin sorumluluğunu da bıraktı.
İnsan onurunu her şeyin üzerinde tutan kıymetli hocam İoanna Kuçuradi’yi saygıyla, minnetle ve rahmetle anıyorum.
30. Yararlandığım kaynak 12 - 22 maddelerinde: https://t.co/RNMoNUqzK5…
Abdülmecit’e bağlayacaktım zinciri, bu sebeple onun tablosunu görsele eklemiştim. Sürüklendim eğitime!
Başka bir zincir konusu olsun…
Sanatçı bir adamın kızı elbette size güzel bir zincir sunum yapacaktır.
Cumhuriyete borcumuzu ödeyelim, belki yakalarız günümüzü.
Cübbeli Ahmet: “İnsanları birden görüntülü aramak caiz değildir. Adamın durumu müsait olmayabilir.”
İyi de insan, “birden görüntülü aramak caiz değildir” diye fetva vermeye neden ihtiyaç duyar?
Cübbeli’yi (karısı mı) kim, ne zaman ve hangi vaziyette görüntülü aradı? 😏
(Malum geçmişte bazı fotoğrafları viral olmuştu👇 )
“Araplara göre Türkler 2. sınıf Müslümandır.
Araplar, Arap olmayanlara mevali derler.
Mevali, köleler demektir.
Tüm ayak işlerini mevalilere yaptırırlar.
Araplar, Arap olmayan Müslümanlara tepeden bakarlar.”
— Prof. Mustafa Öztürk
“En fazla Hristiyanlık propagandası, Abdülhamit döneminde yapılmıştır.
Abdülhamit döneminde 1.124 tane misyoner okulu vardı. Hiçbirini devlet kontrol etmiyordu.
Sadece Amerikalılara ait 400 tane okul vardı. Hepsi misyoner okuluydu.”
— Hüseyin Çelik, eski Millî Eğitim Bakanı
Prof Celal Şengör: Gittim, savcıya ifademi verdim.
“Hz. Musa diye biri yaşamadı” dedim.
“İbrahim diye biri hiç yoktu” dedim.
“Nuh diye biri de hiç var olmadı” dedim.
“Bu hikâyelerin hepsi Sümer masallarıdır” dedim, kanıtlarımı sundum.
Dava düştü, ben kazandım. Bu iş bitmiştir.
Hurafeci: “İmam Şafi, çok edepliydi.
İmam Azam'a edebinden dolayı 4 yıl boyunca annesinin karnında kaldı.
İmam Azam'ın öldüğü gün doğdu.”
Yani bebek, doğmaya bile edepten mi utanmış?
Ne mantık, ne kaynak, ne hikaye…