Kayseri'de başlattığımız GÖKTİM projesi bizleri gururlandırmaya devam ediyor...
DENER GÖKTİM KartalAir Takımımızın, Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen RoboNation SUAS 2026’da lise kategorisinde dünya birincisi olması, Kayseri’miz adına tarifsiz bir gurur ve mutluluk kaynağı olmuştur.
Gençlerimize inandık, onlara güvendik. Onlar da azimleri, emekleri ve teknolojiye olan tutkularıyla Kayseri’nin adını dünyanın zirvesine taşıdı.
Bu büyük başarı; gençlerimize fırsat verildiğinde, desteklendiğinde ve inanıldığında neleri başarabileceklerinin en güzel göstergesidir.
Bu başarıda çok büyük emeği ve katkısı bulunan hamimiz Dener Makina başta olmak üzere; öğrencilerimizi, öğretmenlerimizi ve mentorlarımızı yürekten kutluyorum.
Sizlerle gurur duyuyoruz gençler. Kayseri’nin geleceğine sizler şekil vereceksiniz, yolunuz açık olsun!
Valimiz Sayın Gökmen Çiçek, bir dizi programa katılmak üzere ilimizde bulunan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 5’inci Cumhurbaşkanı Sayın Ersin Tatar’ın katılımıyla, AK Parti MKYK Üyesi ve Kayseri Milletvekili Sayın Dursun Ataş, Kayseri Milletvekilleri Sayın Murat Cahid Cıngı ve Sayın Aşkın Genç, Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Memduh Büyükkılıç ve protokol üyeleri ile birlikte, Erciyes Üniversitesi Sabancı Kültür Merkezi’nde düzenlenen Dadaloğlu Avşar Kültür ve Sanat Şenlikleri Açılış Lansmanı’na katıldı.
Murat Kantarcı Bilim ve Sanat Merkezi GÖKTİM Melikgazi Yaz Okulu, kapanış ve sertifika programıyla tamamlandı.
Proğrama; Kaymakamımız Sedat Sırrı Arısoy, Kayseri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kurtuluş Karamustafa ve İlçe Millî Eğitim Müdürümüz Hacı Kaya’ katıldı.
Cahilsin, okur öğrenirsin. Gerisin, ilerlersin. Adam yok yetiştirirsin, günün birinde çıkıverir. Paran yok, kazanırsın. Her şeyin bir çaresi vardır. Fakat insan bir bozuldu mu bunun çaresi yoktur.
- Mahur Beste, Ahmet Hamdi Tanpınar
Öğrenci disiplin sorunlarını çözebilmek için öğretmen otoritesini kurumsal olarak desteklemek gerekir.
Öğretmenlerin disiplin sorunları karşısında etkili olabilmeleri için okul yönetimi ve üst yönetim tarafından açık biçimde desteklenmeleri şarttır. Bunun için öncelikle net ve tutarlı disiplin politikaları, öğretmen kararlarını destekleyen yönetim yaklaşımı ve disiplin süreçlerinde bürokratik yükün azaltılması gerekir.
Yetkisi olmayan öğretmen, sorumluluklarını yerine getiremez.
Milli Eğitim Akademisi Hazırlık Eğitimi Programı ile ilgili bazı görüşler
1. Program modern başlıklar içeriyor, uygulamayı ciddiye alıyor; fakat öğretmen yetiştirmeyi üniversiteden Bakanlığa kaydıran, eleştirel pedagojiden çok uyum ve standardizasyon üretme riski taşıyan bir model.
2. Programın bazı yönleri doğru tespitler içeriyor; öğrenmen yetiştirmede eksiklikleri görmüş ama teşhis yanlış. Bir reform aklı ile değil, reaksiyoner bir yaklaşım benimsenmiş, üniversite ve eğitim fakültesini geliştiren bir yaklaşım yerine üniversiteyi ve özellikle eğitim fakültelerini uzun zamanda yok edecek, merkezî ve tek tip bir öğretmen yetiştirme hattına dönüşme riski çok yüksek bir yapı kurulmuş.
3. Bu program bir “mesleğe girişte uyum ve uygulama dönemi” olarak mı tasarlandı, yoksa üniversitenin yapması gereken öğretmen yetiştirme işini fiilen MEB içine mi çekiyor? Yasal metinler öğretmenlik mesleğini, genel kültür, özel alan eğitimi ve öğretmenlik meslek bilgisi bakımından hazırlık gerektiren bir ihtisas mesleği olarak tanımlıyor. Bu tam da üniversite–Bakanlık sınırını bulanıklaştıran nokta. Bu yönü ile de anayasaya aykırı, bakanlık örtük lisans eğitimi veriyor, oysa bu iş üniversitelere verilmiş.
4. Eğitim fakültesi zayıf idiyse çözüm, fakülteyi güçlendirmek olmalıydı; ikinci bir öğretmen yetiştirme kurumu kurmak değil. Çünkü bu model, “üniversite diplomayı versin, asıl öğretmenliği Bakanlık öğretsin” anlayışına kapı açıyor. Bu da eğitim fakültelerini bilgi üreten, araştırma yapan, eleştirel düşünen kurumlar olmaktan çıkarıp yarım kurum hâline getirebilir.
5. Merkezi bir yapı içerisinde ve geçerli not alınmazsa atanamayacak olma korkusu, öğretmende eleştirel muhakeme, pedagojik karar verme ve sınıf içi esneklik üretme konusunda yaratıcı bakış açılarını sınırlayacaktır. Bunun yerine resmî çerçeveye uyum ve söylem tekrarı üretecek bir sistem, Akademiyi öğretmen yetiştiren değil, öğretmeni standardize eden bir yapıya dönüştürecektir.
6. Ölçme-değerlendirme mantığı. Bir taraftan uygulama vurgusu yapılıyor; öte taraftan her teorik ders için en az iki yazılı sınav öngörülüyor ve başarı barajı 60 olarak belirleniyor. Bu yapı, öğretmen adayını “iyi ders anlatan, iyi gözlem yapan, iyi geri bildirim kullanan, sınıfı yöneten, öğrenme kanıtı toplayan” bir profesyonel olmaktan çok, yine sınav performansına göre şekillendirebilir. Uygulama puanının yüzde 60 olması önemli; ancak uygulamayı kim gözleyecek, hangi rubrikle puanlayacak, uygulama merkezleri arasında standart nasıl sağlanacak, bu sorular yanıtlanmadan bu oran tek başına güven vermiyor. Uygulama okullarının öğrenme standartları ve mentör durumları da bilinmiyor. Uygulamayı nerede yapacağım ve kimler nezaret edecek sorusu yanıtlanmamış.
7. Uygulamanın niteliği. Kâğıt üzerinde “son dönem tamamen uygulama” çok iyi duruyor. Fakat öğretmen yetiştirmede kaliteyi belirleyen şey süre değil; mentorluk kalitesi, uygulama okulunun niteliği, gözlem rubrikleri, geri bildirim döngüsü ve adayın gerçek sınıf problemleriyle çalışıp çalışmadığıdır. Eğer bu taraf güçlü kurulmazsa, bir yıl süren program bile törensel bir staja dönüşebilir. Resmî metin şu an bize süreyi ve ağırlığı söylüyor; fakat uygulamanın kalite güvencesine dair ayrıntıyı göstermiyor.
8. Bakanlık ne yaparsa yapsın üniversitelerin sahip olduğu akademik kadro çeşitliliğinin ve niteliğinin üzerine çıkamaz, sistem kapalı bir yapı olarak kalır.
9. Millî Eğitim Akademisi, üniversiteyi tamamlayan bir mesleğe giriş uygulama okulu mu? Yoksa üniversiteyi gölgeleyen bir paralel öğretmen yetiştirme mekanizmasına dönüşecek bir yapı mı? Sorun, “Akademi var mı yok mu?” değil; “Akademi üniversitenin bıraktığı boşluğu kaliteyle mi dolduruyor, yoksa üniversiteyi işlevsizleştiren yeni bir merkezi kontrol katmanı mı kuruyor?” sorusudur. Eğitim fakültelerini işlevsizleştirecek bir yapı kuruyor.
10. Eğitim Fakültesi dışından gelen adaylar, genel kültür ve öğretmenlik meslek bilgisi derslerini hiç almadıkları için akademi programına uyum sağlamakta oldukça zorlanacaklardır. Eğitim Psikolojisi, Eğitim sosyolojisi vb dersleri hiç almamış bireyler çok eksik olacaklardır.
11. Akademiye ayırılan kaynaklar ile eğitim fakülteleri ve uygulama okulları iyileştirilebilirdi. Burada da korkunç bir kaynak israfı var. Akademi kurulan yerlerin öğretmen yetiştirmeye elverişliliği (Kütüphane, örnek uygulama okulları ve bunların çeşitliliği, iyi uygulayıcıların varlığı, gerektiğinde danışılacak güçlü üniversitelerin varlığı vb) de ayrı bir sorun.
12. Sonuç olarak: Bu program, eleştirel öğretmen yetiştirmekten çok, eleştirelliği sistem içi sınırlar içinde kullanabilen, yüksek aidiyetli, kültürel ve ideolojik omurgası önceden tarif edilmiş bir öğretmen tipi üretmek istiyor. Sorun tam da burada başlıyor. Çünkü Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca uyumlu öğretmen değil; düşünen, itiraz edebilen, bağlam kurabilen, çocuk lehine gerektiğinde programı da uygulamayı da yeniden yorumlayabilen öğretmendir. Program ise öğretmeni güçlendirmek ile öğretmeni hizaya sokmak arasında gidip geliyor.
Okul Güvenliği Toplantısı Melikgazi’de Gerçekleştirildi
Okul güvenliğine yönelik değerlendirme toplantısı, Melikgazi ilçesinde bulunan Müncübe Cıngıllıoğlu Ortaokulunda gerçekleştirildi.
İl Millî Eğitim Müdürümüz Coşkun Esen başkanlığında düzenlenen toplantıda, okullarda güvenli eğitim ortamlarının sağlanmasına yönelik alınması gereken tedbirler ele alındı.
Toplantıda okul idaresi ve okul aile birliği temsilcileriyle bir araya gelen İl Millî Eğitim Müdürümüz Coşkun Esen, öğrencilerin güvenli bir ortamda eğitim görmelerinin büyük önem taşıdığını belirterek, bu doğrultuda yapılabilecek çalışmalar hakkında görüş alışverişinde bulundu.
@tcmeb@Yusuf__Tekin@kayserivaliligi@gokmen_cicek_@CoskunESEN57
@bdonmez44 Değerli hocam bu konuda çok haklısınız ancak toplumsal anlamda fay kırıkları çoğalmakta aileyi kaybettiğimiz gibi çocuklarımızı kaybediyoruz. İletişimin zayıflığı yanında ekonomik ve sosyal uçurum çok belirgin hale gelmiş durumda