@emrahkayalioglu “Kurtuluş Savaşı” kavramının olayların yaşandığı 1919-1923 yıllarında kullanılan “İstiklal Savaşı” veya “Millî Mücadele” kavramını tam karşılaması mümkün değildir.
Bugün sömürge Afrika ülkelerinin esaretten kurtulmak için vermiş oldukları mücadele,
@emrahkayalioglu tamamıyla İngiliz hâkimiyetine girmiş olan Hindistan’ın esirlikten kurtulmak için verdiği mücadele, “Kurtuluş Savaşı” olabilir. Türklerin verdiği mücadele esirlikten kurtulmak için değil esarete düşmemek için verilen bir mücadeledir.
Başkanlığı kaybettiği gün locasını terkedip maça gitmeyen, hacizli, temlikli, ipotekli, rehinli bıraktığı kulübe tek kör kuruş vermeyen, tüm camia borçlar için fenerol derken Fenerbahçe Başkanını taraftarla yollayacağım diye tehdit eden adama mı bırakalım kulübü tekrar.
Aziz Yıldırım: "Çok fazla parçalanmışlık ve bölünmüşlük oldu. Uzun yıllar sonra bu parçalanmayı ortadan kaldırmak istiyorum. Onun için herkesi birleşmeye, sağduyuya davet ediyorum. Herkesi ‘ocu, bucu’ değil, Fenerbahçeli olmaya davet ediyorum. Camianın bir ağabeyi olarak bunu ben yapabilirim."
Aziz Yıldırım’ı gençlere anlatmak lazım.
Kurtlar vadisi eşliğinde edit yapıp gençleri kandırıyor melunun trolleri.
Daum 2 sezon üst üste şampiyon olmuştu.
2006’da ülkede şikenin en büyüğü döndü şampiyon olamadık diye gönderdi Daum’u.
Oysa Denizli’deki maçta takımı sahadan çekmesi gereken kendisiydi.
20 dk taraftar yüzünden durmuş maç tatil edilirdi. Yemedi, yapamadı.
Ardından Zico’yu getirdi.
İlk senesinde şampiyon oldu, 2. sezonunda ligde şampiyon olamadı ama UCL’de çeyrek final oynadık.
Hem de Maldonado, Deniz Barış, Önder Turacı gibi vasat altı oyuncuların olduğu bir takımla.
Zico ile yakalanmış o kimyanın eşi benzeri yoktu.
Camiada ön plana çıkınca onu da yolladı.
Aykut Kocaman’ı kaç kez gönderip geri getirdiğini hatırlamıyorum.
Alex’i gönderiş şekli herkesin malumu.
Son olarak yine şampiyon olmuş Ersun Yanal’a “takımı sen mi şampiyon yaptın” diyerek aşağılayıp, kadınlarla düşüp kalkıyor diye özel hayatını bahane edip yolladı.
İsmail Kartal ile şampiyonluğa koşarken otobüsümüz kurşunlandı.
Ligler tatil edilmeliyken, göksel ve tüpçü racon kesti kuzu kuzu sahaya çıkardı takımı, şampiyonluğu kaybettik.
2018’de bıraktığı kulüp ise iflasın eşiğinde, transfer yapamayan, bitik bir kulüptü.
Ali Koç’un en büyük hatası 2018’de aday olmaktı.
Bir dönem daha beklese kral çıplaktı.
2018’de defolup gittiğinde, temlikli gelirler, ipotekli araziler, tefecilere borçlar ve en önemlisi FFP (sattığın kadar al) cezası olan bir kulüp bırakmıştı.
2023 sonuna kadar transfer yapamadık bu yüzden.
Geçen 8 yılda bir kere stada gelmedi, bir kere kulübün yanında durmadı.
Ne zaman YDK toplantılarına gelse sokak ağzı ile bizi rezil etti.
Önceden kardeşim dediklerine sonra fetö projesi, adnancı falan diyerek aşağılamaya çalıştı.
Hain dediklerini ise masasına oturttu.
Kulübü SPK’ya şikayet etmesi, “ne YAPIsı” diyerek haklı mücadelemizle alay etmesi, 5 yıldızlı formalara “bunlar sahte yıldız” demesi ve daha aklıma gelmeyen niceleri.
Ez cümle; Aziz Yıldırım bu kulübün en sinsi düşmanıdır.
Bizi bölen, parçalayan, genetiğimizden uzaklaştıran yegane isimdir.
Sayın Adalet Bakanım,
Size bu açık mektubu 6 Şubat depreminde eşini, çocuklarını ve aynı aileden 9 canını kum gibi dağılan bir binada kaybetmiş bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak yazıyorum.
Depremde iki bloğu yıkılarak 115 kişiye mezar olan Penta Park Sitesi, Kahramanmaraş’ta “kaya zemin üzerine inşa edilen, şehrin en güçlü ve en güvenli binası” iddiasıyla Mesut Başkır ve Özcan Çakmak müteahhitliğinde yapılmış ve pazarlanmıştır. Müteahhitlerden Mesut Başkır, biz 115 kişiye mezar olan enkazın başında kurtarma çalışmaları yaparken, o can pazarında Marmaris’ten Yunanistan’a tekneyle kaçmaya çalışırken ihbar üzerine yakalanmıştır. Mimarlar Odası Başkanlığı da yapmış olan Mesut Başkır ve ortağı Özcan Çakmak, önceki duruşmalarda “Biz sadece şirket görevlisiyiz.” diyerek neredeyse suçu, binada hayatını kaybeden insanlara yüklemeye çalışmıştır.
Bilirkişi raporlarında da yer aldığı üzere; statik proje ve tüm yapı-imar işlemlerinde yetkili olan inşaat mühendisi Özcan Çakmak, son duruşmada şirkette yalnızca muhasebe ve işe alım işlerine baktığını, teknik sorumluluğunun bulunmadığını savunmuş ve an itibariyle tahliye edilmiştir. Oysa projeyi “Ben bu yapıya dünya tecrübelerimi, uluslararası birikimimi aktardım.” diyerek pazarlayan ve inşaatın her aşamasında “yetkili benim” diyerek sürecin başında duran Özcan Çakmak’ın bugün tüm sorumluluğu vefat eden ağabeyine yükleyip “Benim teknik sorumluluğum yoktur” demesi akla ve vicdana uygun değildir. Bu bilgiler de yine mahkeme dosyasında bilirkişi raporunda mevcuttur.
Penta Park Sitesi’nde enkaz çalışmalarımız sürerken gelen inşaat mühendislerinin, mimarların ve uzmanların ilk dikkat çektiği husus; bazı kat tablalarındaki betonun adeta yanmış gibi olması ve mukavemetinin son derece düşük olmasıydı. Vinçle kaldırılmaya çalışılan betonlar kum gibi dağılıyor, içlerindeki demir kolayca sıyrılıyordu. Özellikle 1. Blok deprem anında yaklaşık 10 saniye içerisinde tamamen çökerek bir toprak yığınına dönüşmüştü. Yolun karşısındaki benzin istasyonunun güvenlik kameralarında bu görüntüler mevcuttu.
Müteahhitlerin savunmasında suçladığı ve kolon kestiği belirtilen banka elbette bu ihmale ortak olabilir. Ancak bilirkişi raporlarında da yer aldığı üzere; kolonların olması gereken duvar açıklığına sahip olmaması, beton kalitesinin son derece düşük olması gibi hususlar, inşaatı yapan firmanın sorumluluğunu açık şekilde ortaya koymaktadır.
Biz 115 canın aileleri olarak kolon kesen bankadan da, düşük kaliteli beton getiren firmadan da elbette şikayetçiyiz. Ancak başka ihmallerin varlığı, asıl sorumluların sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Sayın Bakanım @abakingurlek,
Enkazda kurtarma çalışmaları yaparken, kırılarak tüm katları birbirine geçmiş o toprak yığınının içinde ailemizin yerini bulabilmek için günlerce sarı bir mont aradım ben. Vinç ile her parçayı kaldırdığımızda gözlerimiz sarı bir renk arıyordu. Evladıma severek aldığım sarı montun, toprağın altında da olsa bize yerini göstereceğini düşünüyorduk. Siz de bir babasınız… Kalabalıkta çocuğunuzu uzaktan seçebilmek için montunun rengini ararsınız ya; işte ben evladımın cansız bedenini bulabilmek için sarı montunu arıyordum o enkazda.
Çocuklarımın tatilde ziyaretine gittiği kayınpederim de o binada can verdi. Tanıdığım en devletine bağlı, en vatansever, en inançlı insanlardan biriydi. Depremden bir yıl önce Kahramanmaraş’ta bir okul yaptırmıştı örneğin. İsmini vermemiş, açılışına dahi gitmek istememişti. “Bir insanım neticede; nefsim var, ‘ne güzel yaptık’ derim, kibir olur, hayrın önüne geçer” diye düşünecek incelikte bir insandı… Karşı komşumuz Sadi abi vardı mesela… Şekerli ailesinin kıymetli babası Sadi abi nur yüzlü, çok beyefendi bir insandı. Evlatlarına, gelinlerine, çevresindeki herkese anne şefkatiyle yaklaşan Muazzez teyzemiz vardı. Hepsi o binada can verdi. Vatan sevgisiyle yetiştirdiğimiz, bu ülkenin geleceği olan o küçücük çocuklarımız da yine o binada cennet kuşu oldu.
Bu güzel insanlara, bu vatan için karşılıksız iyilikler yapmış isimsiz kahramanlara karşı bir adalet borcumuz var Sayın Bakanım. Ben hukukçu değilim. Verilen kararlar hukuken usule uygun olabilir. Ancak vicdanları yaralayan bir adaletsizlik duygusu oluştuğuna ben de, tüm Kahramanmaraş da şahittir.
Mahkemenin aldığı bu karar, kamuoyunun vicdanını derinden yaralamıştır. Ülkede yıllardır biriken faili meçhullerin ve geciken dosyaların üzerine kararlılıkla gidişiniz, “İşin ucu nereye ulaşırsa ulaşsın geri adım atılmayacak!” yönündeki açıklamalarınız toplumda umut oluşturmaktadır. Burada ise failler meçhul değil ayandır Sayın Bakanım. Tahliye kararı verilen Özcan Çakmak, evrak üzerinde teknik sorumlu görünmese bile; bilirkişi raporları ve kamuoyuna yansıyan süreç birlikte değerlendirildiğinde ciddi sorumluluk iddialarının odağındadır. Evraklarda teknik sorumlu olarak görünen ağabeyi Ali Şeyda Çakmak hayattayken, tüm sürecin başında aktif şekilde bulunması da kamu vicdanında olsa olsa “Bu suçu bir de yetkisizce mi işledi, bir de bundan mı suçlu?” soru işaretlerini artırmaktadır.
Adaletin gecikmeden tecelli etmesi ve faillerin hukuktan kaçmadan hesap vermesi konusunda gereğinin yapılacağına dair inancımızı koruyoruz. Bu ülkenin sessiz çoğunluğu olarak gönüllerimize merhem olacak tek şey; iradenizle adaletin gecikmeden tesis edilmesidir.
Saygılarımla arz ederim.
Bu kulüp kimsenin deneme tahtası değildir! Camianın gerçek sahipleri, akil adamları, önderleri bir araya gelip artık tüm güçlerini Fenerbahçe için birleştirmeli. Vakit kaybetmek, geleceği kaybetmektir.
Fenerbahçe her geçen gün eriyor, biz ise sadece izliyoruz. Bu sessizlik, bu kabulleniş formanın ağırlığına ihanettir. Camianın önde gelenleri daha neyi bekliyor? O onu dedi, bu bunu dedilerle vakit kaybetmeye gerek yok artık.
Biz Fenerbahçe’yi 'belki kazanırız' diye değil, 'nasıl olsa kazanırız' diye izlerdik. O günleri ve o vizyonu geri getirecek bir yönetim iradesi gelene kadar bu çile bitmeyecek sanırım.
📅 25.04.2025
Ertuğrul Doğan: "Uğurcan Çakır Trabzonspor'un kaptanı büyük bir Trabzonsporlu hiçbir İstanbul takımına gitmez.. Benim başkanlık dönemimde böyle bir şey söz konusu dahi olamaz."