Cemil Tugay, AK Parti Genel Başkanı’yla buluştuğu akşam, Atatürkçü Düşünce Derneği üyeliğinden de istifa etmiş. Bu sıradan bir üyelik kararı olarak görülemez. Bunun İzmir kamuoyunda yaratacağı anlam açıktır: 'Atatürk’ten vazgeçiyorum; dolayısıyla İzmir’in tarihsel ve siyasal değerlerinden de uzaklaşıyorum.' demektir
Ben bir kadın ve anne olarak bu ülkenin polisinden, yargısından, mahkemesinden, yargıcından, savcısından korkuyorum. Beni koruyacaklarına, kollayacaklarına, özelime, bedenime, onuruma sahip çıkacaklarına inancım yok. Güvende değilim.
Dün az kalsın 45 bin lira dolandırılıyordum, kıl payı kurtuldum.
İkinci el laptopu ilan sitesine koydum. 2 saat geçmeden biri yazdı: "Abi ben şehir dışındayım, parasını atayım, oğlum gelip elden alsın." Gayet efendi konuştu, tamam dedim.
Yarım saat sonra çocuk geldi. Cihaza baktı, "Tamam abi, babam parayı atıyor" dedi.
O an telefonuma bildirim geldi. Mesajın başlığında bildiğin benim bankanın adı yazıyor: "TRxx hesabınıza 45.000 TL transfer edilmiştir."
Banka uygulamasını bir açtım, bakiye aynı. Çocuk da hemen kendi telefonundan dekont gösteriyor, "Abi bazen hemen düşmüyor, bak para çıktı benden" diye sıkıştırıyor. Dekont da birebir gerçek gibi duruyor.
"Sistemde göreyim öyle vereyim" dedim. Çocuk bir anda renk değiştirdi, "Söz verdin, parayı aldın cihazı vermiyorsun" diye sesini yükseltmeye başladı. Bayağı psikolojik baskı yapıyor yani, beni suçlu hissettirecek.
"10 dakika çay içelim, hesaba düşsün öyle gidersin" dedim. Çocuk "Ben dışarıda bekleyeyim" deyip merdivenlerden aşağı koşmaya başladı.
Olay sonradan çözüldü:
İnternetteki sahte SMS servisleriyle banka adıyla SMS atmışlar.
Gösterdiği dekont zaten önceden hazırlanmış sahte şablon.
Biri telefonda güven verirken diğeri kapıda acele ettirip baskı kuruyor.
Satış yaparken hesabınızda parayı kendi gözünüzle görmeden kimseye bir şey teslim etmeyin. SMS'e, dekonta, tatlı dile sakın kanmayın.
'O AHLAKSIZIN AĞZINI ELİMLE YIRTACAĞIM'
🔴Özgür Özel'den Erdoğan'a 'mahrem görüntü' tepkisi
◼️"Adalet Bakanlığında gayriresmi olarak her haberi 'böyle yazın' diye, yalan yanlış yollayan, yalan yanlış fotoğraflar videolar yollayan, suçsuz günahsız insanların eşinin iffetiyle oynayan o şarlatanı ya sen durdur ya gelip biz durduracağız."
◼️"Bundan sonra bir özel hayat görüntüsünü basına yollarsa o şarlatan, o bakanlığı biz basacağız milletvekilleri olarak. O şarlatan biliyor kendini. İzzetle nefisle uğraşan o ahlaksız şahsın ağzını elimle yırtacağım."
Altın güvenli limandı, deniz yuttu.
Döviz garanticilerin işiydi, Merkez Bankası tuttu.
Gayrimenkul her dönem kazanırdı, yüksek faize yenildi.
Borsa geleceğe yatırımdı, fonlar battı.
Bu insanlar nereye gitsin? Paralarını nereye yatırsın?
Mersin’de polisin sabahın köründe kapısını çaldığı evin kapısını açan kadını en mahrem haliyle çekmesi ve bunu birilerinin servis etmesi ülkeyi ayrı bir seviyeye taşıdı . Bakıyorum sessizlik . Ailemiz güvendeydi hani ? Bu düpedüz kadına yönelik şiddettir, tacizdir, bireysel haklara saldırıdır. Fon kepazelerinin bir karesini bile görmüyoruz . Bu servis edilen görüntüler yüzsüz, arsız, hırsız foncuları örtmek için .
Özgür Özel, Erdoğan kürsüdeyken TBMM Genel Kurulundan Ayrıldı: "Dinlemeye harcayacak vaktimiz yok"
"Bu vakitten sonra partimize yargı darbesi yapıp partinin Genel Başkanı'nı, yönetimini değiştirip yerine işine gelen bir atama yapan birisini;
Cumhurbaşkanı adayımızı hapse tutan birisini;
daha bu sabah Türkiye Belediyeler Birliği seçimlerini kazanabilmek için suçsuz, günahsız Mersin Belediye Başkanı'na operasyon yapan birisini;
her gün ilçe belediyelerinin belediye meclis üyelerini tehdit ve transfer ederek İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yürümeye çalışan birisini;
fon kriziyle yoksulları soydurtan, buna sessiz kalan, gündem değiştirmek için de yine CHP'ye saldıran birisini dinlemeye harcayacak vaktimiz yok."
EVLİLİKTE SOHBET
Evlilik, aynı evde yaşamak değildir.
Aynı masaya oturmak, aynı yatağı paylaşmak, aynı soyadı taşımak da değildir sadece.
Evlilik, iki insanın birbirinin iç dünyasına düzenli olarak yolculuk yapabilmesidir. Bu yolculuğun aracı ise sohbettir.
Düşünün... Bir bahçeniz var. Dünyanın en güzel çiçeklerini ektiniz. Toprağı verimli, güneşi yerinde.
Ama aylarca su vermiyorsunuz. Çiçekler bir gün ansızın solmaz. Önce renkleri matlaşır. Sonra yaprakları güçsüzleşir. En sonunda da kururlar.
Evlilikte sohbet de o bahçenin suyudur. İnsanlar çoğu zaman evliliklerinin büyük bir kavga yüzünden değil, uzun süre konuşulmamış küçük şeylerin kuraklığı yüzünden yıprandığını fark etmezler.
Konuşulmayan her duygu, evin görünmeyen bir köşesine bırakılmış eşya gibidir.
Başta sorun olmaz.
Ama zamanla birikir. Birikir. Birikir. Sonra evin içinde yürümek zorlaşır. Bir gün gelir, küçük bir söz büyük bir öfkeye dönüşür.
Çünkü tartışılan şey aslında o an yaşanan olay değildir; yıllardır konuşulmamış duyguların ağırlığıdır.
Bazen insanlar "Ne konuşacağız ki?" der. Oysa sohbet, büyük konular aramaz. Bir insanın gününün nasıl geçtiğini merak etmek de sohbettir. İçinden geçen korkuyu paylaşması da sohbettir. Bir çocukluk anısını anlatması da...
Birlikte susarken bile birbirini anlayabilmek, uzun sohbetlerin armağanıdır.
Evlilikte en güçlü cümlelerden biri "Ben dili" ile kurulur. Çünkü "Sen beni hiç anlamıyorsun" dediğimizde karşımızdaki savunmaya geçer.
Ama "Ben kendimi anlaşılmamış hissediyorum" dediğimizde kapılar açılır. Suçlama duvar örer, duygu paylaşımı köprü kurar.
Empati de işte bu köprünün üzerinden yürümektir.
Haklı olmaya çalışmadan önce anlamaya çalışmaktır. Bazen eşinizin anlattığı şeyi çözmeniz gerekmez.
Sadece onun duygusunun yanında durmanız yeterlidir. İnsanlar çoğu zaman çözüm aramaz; anlaşılmak ister.
Ne yazık ki birçok ilişkide duygular geçiştirilir. "Boş ver." "Takma kafana." "Bunda üzülecek ne var?" Bu sözler iyi niyetli görünse de bazen kalbin kapısını kapatır. Çünkü bir insanın duygusuna değer vermek, o duyguyu düzeltmeye çalışmak değil, önce onu kabul etmektir. "Bunun seni üzdüğünü görüyorum" demek bazen saatler sürecek bir tartışmayı bitirebilir.
Saygı ise sevginin sessiz yüzüdür. Bir insanın düşüncesine katılmasak bile onu dinlemek, sözünü kesmemek, hislerini küçümsememek saygıdır.
Saygı kaybolduğunda sevgi nefes almakta zorlanır.
Çünkü sevgi sıcaklığı sağlar ama saygı güvenliği sağlar.
Evliliği bir köprüye benzetiyorum.
Her güzel sohbet, o köprünün altına yerleştirilen sağlam bir taş gibidir. Her samimi dinleyiş, bir taşı daha güçlendirir. Her empati, köprünün çatlaklarını onarır. Ama uzun süre konuşulmadığında köprü sessizce aşınır. İnsanlar hâlâ aynı yerde durduklarını sanırlar, oysa aralarındaki mesafe yavaş yavaş büyümüştür.
Bir başka görüntü düşünün.
İki kalp, gecenin karanlığında birbirine ışık gönderen iki deniz feneri gibi... Sohbet varsa ışıklar yanar.
İnsanlar yönlerini bulur.
Ama ışıklar söndüğünde fırtına aynı fırtınadır; sadece yol görünmez olur.
Bu yüzden bugün eşinize bir soru sorun.
Gerçekten merak ederek sorun. Cevabını gerçekten dinleyin. Hemen çözüm üretmeye çalışmadan dinleyin. Savunmaya geçmeden dinleyin.
Çünkü bazen bir evliliği kurtaran şey büyük fedakârlıklar değil, içtenlikle kurulmuş birkaç cümledir.
Unutmayın; sevgiyi ayakta tutan şey sadece "Seni seviyorum" demek değildir. "Seni duyuyorum, seni anlıyorum, sana değer veriyorum" diyebilmektir. Ve bu cümlelerin dili, sohbetten geçer.
Evlilikte sohbet bittiğinde sessizlik başlamaz; tahminler başlar. Tahminler çoğaldığında yanlış anlamalar büyür.
Yanlış anlamalar büyüdüğünde kalpler uzaklaşır.
Ama bir konuşma, samimi bir dinleyiş ve gerçek bir anlayış çoğu zaman uzaklaşan yolları yeniden birleştirebilir...
İyi bir aile kazanılmış en büyük zaferdir...
Yeşil ışık yanmasını bekleyen iki otomobil, aniden asfaltın çökmesiyle oluşan obruktan içeri düştü! Ne olduğunu anlamaya çalışan şaşkın sürücülerin yardımına çevredeki insanlar koştu. 🤯
Bir toplumda liyakat ve adalet azaldıkça kısa yoldan köşeyi dönme eğilimi artar. Bu eğilim arttıkça; çalışkanlığın, donanımın, zekanın kıymeti azalır. Toplum çürümeye başlar. Tersi de doğrudur.
“Öyle bir gün gelecek ki Allah her şeyi olması gereken yere koyacak
O gün geldiğinde bugüne bakıp Allah demek ki benim için bugünleri hazırlıyormuş diyeceksin.
Seni üzen gecikmeler boşuna değilmiş
Kapanan kapılar boşuna kapanmamış
Dökülen o gözyaşlarının bir hikmeti varmış
Göreceksin Allahın senin için sakladığı şey beklemeye değecek kadar özel ve güzelmiş.
İşte o zaman diyeceksin ki iyi ki acele etmemişim
İyi ki Rabbime güvenmişim
İyi ki isyan etmemişim diyeceksin
Allah kırık kalpleri en güzel şekilde onarandır
Yeter ki Allah’a güvenmekten vazgeçme .. “
Kiler Holding de 1.1 trilyon zirve değer görmüşken bugün 40.7 milyar TL’ye gerilemiş durumda. Değer farkı yüzde 2 bin 654,
Vahit Kiler, eski AK Parti Bitlis milletvekili; bugün holdingin yönetim kurulu başkanvekili ve büyük ortaklarından biri. Holdingin yönetim kurulunda ayrıca eski AK Parti milletvekili, eski Milli Savunma ve Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz bağımsız üye olarak yer alıyor.
Altınkılıç’ın ortaklık tablosu da incelenmeye değer. KAP’a göre şirketin yüzde 29.43’ü Mehmet Ali Altınkılıç’a, yüzde 25.94’ü Kemal Altınkılıç’a, yüzde 3.49’u Fatih Altınkılıç’a ait. Tera Portföy Hisse Senedi (TL) Fonu yüzde 8.21 payla tabloda doğrudan ortak olarak görünüyor; kalan yüzde 32.93 “diğer” başlığında.
Şirketin büyük ortağı ve yönetim kurulu başkanvekili Mehmet Ali Altınkılıç, Bayrampaşa Belediyesi’nin resmi özgeçmişine göre iki dönem AK Parti Bayrampaşa ilçe başkan yardımcılığı yaptı. Aynı zamanda AK Parti meclis üyesi.
Tera Portföy’ün Altınkılıç işlemleri ise tarih ve adetleriyle KAP’ta.
Bugünkü yazım
Yeni Parti, Fatma Betül Sayan Kaya'nın borsa vurgununu ortaya çıkarmasa, olayı fon yöneticileri ile en fazla Mustafa Sandal'ın eşine yıkıp kapatacaklarmış.
Çünkü kimin paraları çekip çıktığının tespiti 1 dakikalık iş.
Nerede bu isimler?
İBB davasında HTS detaylarına kadar konuşan, benzinlikteki 15 dakikalık molayı anlatan, henüz etkin pişman olmamış Muhittin Böcek'le ilgili kehanette bulunan Adalet Bakanı burada gram detay vermiyor. Hani nerde yandaş medyata yağmur gibi yağan sızıntı bilgiler, görüntüler, telefon mesajları?
Yeni Parti Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz:
• “Fon vurgunu konusunda yaptığım açıklamalar ve üzerinde çalıştığım dosyalar nedeniyle AK Parti’nin saldıracağını biliyordum.
• Ama bunu eşim üzerinden yapacak kadar alçalacaklarını tahmin etmiyordum.
• Konu, bana dokunamadıklarından ailem üzerinden beni tehdit etmelerinden ibarettir.
• Ortaya atılan asılsız iddianın amacı, fon vurgunu meselesinin konuşulmasını engellemektir.
• Bana buradan, hem de eşim üzerinden saldırmak bir itibar suikastı ve susturma girişimidir.“
Fatma Betül Sayan 2.2 milyar lirayı geri ödeyerek, hırsızlık yaptığını kabul etmiş olmuyor mu?
Peki bir hırsız çaldığı parayı geri verdi diye hırsızlığın gerektirdiği cezadan kurtulabilir mi?
Ya da açıkça manipülasyon yaptığını kabul etmiş olmuyor mu?
Peki bu cezasız mı kalacak?
Kocamın bir huyu vardı.
Çayını içiyor bardağı lavabonun hemen yanına bırakıyordu. İçine değil. Makineye hiç değil. Yanına.
7 yıldır aynı şeyi yapıyordu. Ve geçen akşam...
O küçücük bardak yüzünden çok büyük bir kavga ettik. Aslında yıllardır ben alıp koyuyordum. Bazen yıkıyordum. Bazen makineye atıyordum.
Hiçbir şey de demiyordum.
Ama o gün sabahtan beri yorulmuştum.
Çamaşır, yemek, iş, telefonlar, evin
Bitmek bilmeyen işleri…
Sonra mutfağa girdim.
Yine o bardak. Yine lavabonun yanı…
Dayanamadım:
"Şunu makineye koymak
gerçekten bu kadar mı zor?"
dedim. Kocam televizyona bakıyordu. Dönüp bir bardağa bir bana baktı. Sonra:
"Ne yani bir bardak için mi kavga çıkarıyorsun?"
dedi. İşte o cümle beni bardaktan daha çok sinirlendirdi. "Bir bardak değil." dedim."Her gün bir bardak.
Çorabın, havlun,
bitmek üzere olan sabun, boşalan peçete, tıraş bıçağın, marketten alınacak şeyler, doktor randevuları,
ödenecek faturalar…
Bunların hepsi birer tane zaten." dedim.
"Ama nedense hepsini ben fark ediyorum."
O da bir anda sinirlendi.
"Peki ben hiçbir şey yapmıyor muyum?" dedi.
"Arabanın bakımı,
evin sigortası, bozulan musluk, faturaların yarısı, ailen, gece aradığında arabaya atlayıp gitmemiz.
Sonra sesi düştü. "Ben de bazen ne yapsam yetmiyormuş gibi hissediyorum." dedi.
O cümleden sonra sustum.
Çünkü ilk kez meseleyi onun tarafından gördüm.
Ben yıllardır: "Neden bunları
fark etmiyor?" diye düşünüyordum. O ise yıllardır: "Neden yaptıklarımı fark etmiyor?"diye düşünüyormuş.
Aynı evin içinde ikimiz de görülmediğimizi hissediyorduk. Ama birbirimize bunu hiç söylememiştik.
Bir süre sonra yanıma gelip:
"Gerçekten bardak değil,
değil mi?" dedi.
Başımı salladım. "Değil."
"Peki ne?" Biraz düşündüm.
Sonra ona şunu söyledim:
"Ben senden her şeyi
yapmanı istemiyorum.
Bazen ben söylemeden bir şeyi fark etmeni istiyorum."
O da bana: "Ben de senden
bir şey istiyorum." dedi.
"Neyi?"
"Bir şeyi yanlış yaptığımda
hemen diğer yaptıklarımı da
çöpe atmış gibi hissettirme."
O an fark ettim....
Benim yorgunluğum gerçekti ama onun kırgınlığı da. Birinin haklı olması için diğerinin haksız olması gerekmiyordu.
O gece konuşmaya
devam etseydik muhtemelen
yine yükselirdik.
Ben mutfağa geçtim.
Birkaç dakika sadece sakinleşmeye çalıştım.
Sonra geri geldim.
Bu kez birbirimizi ikna etmeye değil anlamaya çalışarak konuştuk. Ertesi sabah mutfağa girdim.
Lavabonun yanında
bardak yoktu.
Makinenin içindeydi.
Gülümsedim.
Ama asıl hoşuma giden o değildi.
Akşam eve geldiğinde:
"Bugün çok yoruldun mu?" diye sordu.
Ben de ona:
"Senin günün nasıldı?" dedim.
Çünkü bazen evlilikte büyüyen şey kavganın kendisi değil.
Yıllarca söylenmeyen küçük cümleler.
Ve bazen mesele gerçekten bardak değildir
Mesele: "BENİ GÖRÜYOR MUSUN?" demektir.
Bu organize suç örgütü çok kalabalık, milyonlarca suçludan oluşuyor. Kimi örgüt lideri kimi çalışan kimi hizmetli kimi de birgün bana da sıra gelir mi diye bekleyen hevesli yancı ki; işte asıl onlar çok kalabalık, milyonlarca.