Dernek başkanım ve müvekkilim Fırat Baran Önder’in Saraçhane’de bıçaklanması sebebiyle İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen yargılamanın dün ikinci duruşması yapıldı.
İlk duruşmada on beş avukat ve yaklaşık 50 kişi tarafından izlenen duruşmada, mahkeme başkanımız oldukça nazikti.
Ancak SSÇ’lerin dosyaya dahil olmasıyla dün kapalı görülen duruşmada ben ilk defa bir avukat olarak başkan tarafından duruşma salonundan kovuldum.
Salonda sadece kendi memurları, hakim üyeler, savcı, müvekkilimi kalbinden bıçaklayan sanık, sanık müdafileri ve bolca polis olması sebebiyle olacak ki, tutanak tutacak insan bulamayacağıma olan güveni sebebiyle ilk duruşmadaki nezaketinden hiçbir eser yoktu.
Zaten duruşma başında duruşmanın kapalı yapılması sebebiyle katılan vekili olarak duruşmaya katılmasını istediğimiz yaklaşık on-on beş meslektaşımı -elinin tersiyle iterek- çıkın dışarı, burda bu kadar avukat olmaz, gerek yok, yetki belgesi kabul etmiyorum diyerek duruşma salonundan çıkarmıştır. Yargılamanın selameti ve sakinliğini korumak açısından duruşmaya o şekilde devam olunmuştur.
Baro tarafından atanan AKP’li SSÇ müdafi, bıçaklama eyleminin Saraçhanede olması sebebiyle herhalde müvekkilimi CHP’li sanmış olacak ki, meslektaşları duruşma salonundan kovularak çıkarıldığı için başkana duruşmanın güvenliğini(?) sağladığı için özel de bir teşekkür etmiştir.
Duruşma detaylarına girmeyeceğim ancak kalp kapakçığının metal mitral kapak olarak değiştirilmesi sebebiyle adli tıptan rapor talebimiz vardı. Çünkü hayati bir organ işlevini sürekli olarak yitirdi. Kapakçık tamamen değiştirildi. Bunun cezanın arttırılmasında önemli bir detay olduğunu düşünüyoruz.
Adli tıp raporu talebimiz, duruşmadan önce yazılı talepte de bulunmama rağmen dosyada kati rapor var denilerek reddedildi. Dosyadaki kati rapor yaşanan olaydan sonra ilk kaldırılan hastaneye ait olmakla birlikte, kapakçık değişiminin gerçekleştiği hastane değil. Sadece bıçağın isabet ettiği bölgeyi gösteriyor, bıçaklamanın neden olduğu sonuçları değil. Hakime bunu defalarca yazılı ve sözlü anlatmaya çalıştım, dün yine anlattım.
Bana “herhangi bir uzvu mu değişti” “kolu mu yok, bacağı mı yok” “kalp bir uzuv mu” “kalbi mi değişti, sadece kapakçığı değişmiş” “sizinle uğraşamayacağım” “çıkın salondan” “hadi git ya” şeklinde konuşarak cübbesini çoktan çıkarmıştır ve bizi duruşma salonundan kovmuştur.
Bu süreçte kendisine bir avukatla böyle konuşamayacağını, duruşma salonundan çıkaramayacağını ve evet ne yazık ki kalbin bir organ, uzuv olduğunu anlatmak durumunda kaldım. Ancak hiçbir işe yaramadı.
Zaptı da, duruşmaya verilen arada bizi salondan çıkardığı esnada çoktan çıkarttırıp önümüze koyduğundan, yakalama çıkan sanığın adını dahi karıştırıp yanlış yazmıştır.
Dün yaşananlar az çok bundan ibarettir.
Duruşma için desteğe gelen herkese teşekkür ederim. Sürecin devamı, dernek başkanım ve meslektaşlarımla istişare edilerek yürütülecektir ancak her şeye rağmen hala yargıya, mesleğime, duruşmada avukatın varlığının kıymetine ve yargının diğer unsurlarıyla eşitliğine inanan bir avukat olarak hakimi HSK’ya şikayet etme zorunluluğum doğmuştur.
Bilginize.
Bugün İstanbul Adliyesi'nde görülen duruşmayı salonda takip ettik ve yargılamanın yürütülüş biçimine ilişkin ciddi usul sorunlarıyla karşılaştık.
Beş sanıktan yalnızca tutuklu olanın hazır bulunduğu diğer dört sanığın katılmadığı celsede izleyiciler olarak uzun süre üst katta bekletildik. Salonun bulunduğu kata ancak avukatların kabulünden sonra, sayımız beşle sınırlandırılarak inebildik.
Salona giriş beklenirken içeriden yükselen tartışma sesleri üzerine kısa süre içinde tüm avukatların dışarı çıkarıldığını gördük. Gerekçe olarak duruşma düzeni ve dosyada “ssç” bulunması gösterildi. Sanıkların büyük bölümünün hazır bulunmadığı bir aşamada savunma makamının tümüyle salon dışına alınması, aleniyet ilkesi ve savunma hakkı bakımından bizce açıklanmaya muhtaçtır.
Bunun yanında sanık müdafilerinden birinin CMK kapsamında görevlendirilmiş olmasına rağmen takındığı tavır ve kullandığı ifadeler, görevin objektif sınırlarını aşan, dosyayı kişisel bir mesele olarak sahiplenen bir yaklaşım izlenimi bıraktı. Söz konusu müdafinin aynı zamanda AKP’de görevi bulunması, duruşmaya hâkim olan siyasi tonu izah eder niteliktedir.
Bu dava yalnızca Fırat Baran Önder'e yönelen bir saldırının yargılaması değildir. Bir kamusal eylem esnasında yüzü kapalı ve bıçaklı bir grubun hedefi hâline gelebilmek, bu ülkede düşüncesini açıklayan her gencin maruz kalabileceği bir tehdittir. Verilecek karar sokak şiddeti karşısında hukukun tutumunu belirleyecek bir emsal teşkil edecektir.
Duruşmalara katılmamızın bir diğer sebebi de budur. Yargılamanın aleni biçimde izlenmesi, hukuk güvenliğinin en temel teminatlarındandır. Bir arkadaşımızı yalnız bırakmamak kadar, gençliğin hakkını hukuk yoluyla takip etme iradesini göstermek adına da bu davanın her celsesinde salonda olacağız.
Yaşananların yetkili makamlarca açıklığa kavuşturulmasını bekliyor, süreci kamuoyunun takdirine sunuyoruz.
@Thaliathefairy@krsistalkoy Akılsız erkek yorumu 😅 Çocuğum iyi oda arkadaşlarına sahip olcak mı diye kumar mı oynayayım? Dünyadaki herkesi iyi sanıyorsunuz galiba akılsız kadın yorumu.Çocuğuma güvenemem evde tek başına kimbilir ne yapar demiyorsunda özele vercekmiş hahahaha
@Thaliathefairy@krsistalkoy Oda arkadaşın ne idüğü belirsiz olmuyor ama kötü olabiliyor.Daha fazla alan falan olmuyor 3-4 kişilik odalarda kalıp 25 Bin tlden fazla para ödüyorlar şuan özel yurtlara yemek olmamasıda ayrı bi dezavantaj.Anlattığınız şeyler çok yanlış maalesef siz çocuğunuzu özel yurda verin
Malazgirt’ten Kocatepe’ye uzanan, Anadolu’yu vatan kılma ve bağımsızlığımızı perçinleme gayemizin en büyük iki nişanesi olan Malazgirt Zaferi ve Büyük Taarruz’un yıl dönümlerinde; başta Sultan Alparslan ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu toprakları bize vatan kılan tüm kahramanlarımızı saygı, minnet ve rahmetle yad ediyoruz.
BÜYÜK TÜRK MİLLETİNE!
Son çerçeve yasa tasarısına 467 vekil “evet”, 87 milletvekili ise “hayır” oyu vermiş; 87 milletvekili, bu oylarıyla milli bir duruş sergilemiştir.
Dünyanın hiçbir ülkesinin meclisinde o ülkenin vatandaşlarını, öğretmenlerini, mühendislerini, askerlerini ve hatta bebeklerini öldüren bir terör örgütünün affı, %79 çoğunlukla kabul edilmemiştir. Bu ancak işgal altındaki sömürge topraklarında, sömürgeciler tarafından esir alınmış meclislerde yaşanabilir.
Ancak biz, öfkemizi “evet” oyu veren milletvekillerine veya tek kudreti emperyalistlere şirinlik yapmak olan İmralı’daki acize yönelterek dikkat dağıtmayı; sırf dokunan yanıyor diye asıl sorumluya ağzımızı açmayıp hamaset yapmayı reddediyoruz!
Türkiye Cumhuriyeti’nde muktedir tek bir adam vardır.
Tüm kanunların, yasaların ve kararların onun iradesiyle alındığı; onun izni olmadan en ufak yasal tedbirin dahi alınamadığı bilinmektedir.
Dolayısıyla bugün memleketin içinde bulunduğu durumun tek bir siyasi sorumlusu vardır.
Bu sorumlu Recep Tayyip Erdoğan’dır!
Daha da ileri gitmekte de beis görmüyoruz.
Türkiye tarihinin gördüğü en pragmatist siyasetçilerden biri olan Erdoğan, muhakkak ki bir sabah uyanıp Türk milletinin büyük çoğunluğunun karşı olduğu bu süreci uygulamaya karar vermemiştir.
Bu sürecin arkasındaki irade, Türk milleti dizlerinin üstünde yaşamadığı sürece bize yaşama hakkı görmeyen Batı emperyalizmidir.
TÜRK GENÇLİĞİNE SESLENİYORUZ!
Bugün Türkiye’yi yöneten hâkim güçler, Türk milletinin iradesine karşı emperyalizmle iş birliği içerisindedir.
Amaç; bağımsız bir ulus devlet yerine etnik temelli bir konfederasyon yaratmak, Türkiye’yi hammadde kaynağına, ucuz iş gücü deposuna, defolu mallar pazarına ve emperyalizmin bir sınır karakoluna çevirmektir.
Kendi makam ve mevkilerinin selameti için efendilerinden medet umanlar, tıpkı yüz yıl önce olduğu gibi, yine hezimete uğrayacaklardır.
Türk milleti, köleliğe ve esarete daha önce “Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet!” dediği gibi,
“Ya istiklâl, ya ölüm!” dediği gibi, bugün de mutlaka cevabını verecektir.
Türk gençliğine ettiği yemini ve esarete bir cevap daha vermek için yüklendiği vazifeyi hatırlatıyoruz.
Her baskıyı, her ihaneti ve her zorluğu umutsuzluğa kapılmak için bir neden değil bu vazifeye çağrı sayıyoruz.
VAZİFE BAŞINA!
1283 Hareketi olarak, ihanet sürecine ve bu sürece meşruiyet kazandırmak amacıyla hazırlanan yasal kılıflara karşı imzamızı atarak mücadelemizi tarihe not düştük ve tarihin doğru tarafında yer aldık.
Umuyoruz ki, bugün hâkim güçlerin desteğiyle bu ihanet sürecine ortak olanlar, yarın dengeler değiştiğinde tıpkı bugün bizim yaptığımız gibi attıkları imzaların arkasında durabilsinler.
https://t.co/jPCF8BKAFH
@JeemSpace@brezkazen hahahahah sen çok akıllısın di mi kanka her şeyi sen biliyon di mi :D bi de beyinsizler yazmış vatansız terör destekcisi misin hayırdır
Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nde bulunan üyelerimiz köprünün son durumunu fotoğrafladılar.
Amedspor paçavrası için onlarca polis arabası seferber edilmiş, çevik kuvvet otobüsleri yığılmış ve köprünün sağ şeridi tamamen trafiğe kapatılmıştır.
Şehit verdiğimiz gün şehitlerimizle dalga geçen Amedspor paçavrasını koruyan emniyetten, öğrencilerin sırtında tekmelenen bayrağımız ve sokakta öldürülen çocuklarımız için de aynı cansiperane tavrı bekliyoruz.
@derunidevlet@asayisberkemal0 Sen nasıl bir insansın ya savunduğun şeye bak bu sorunun çözümü öldürmek mi? Vuran adam deli psikopatın tekiymiş bi babayı bi kadını vurmuş allah belasını versin demiyorsun da savunuyorsun daha.Senin gibilerle aynı ülkede yaşıyoruz hayata bak
@izmirsmyrna3534@AliArifAkturk Hocam hekimin insiyatifinde değil dediğiniz durum. Ne yazıkki demek zorunda kalıyorlar,kalıyoruz.İlk muayne odasında muayne edilmesi gereken günlük 30-40 hasta oluyor.İlaç reçete etmekten başka çare olmuyor çoğu zaman.Emin olun hekimlerinde içi gidiyor acıdan kıvranan hastalara