yazar iyi bir şey söyledigini sanıyor ama meselenin özü ve eleştirilen de zaten bu. cumhuriyet'in karşısına osmanlı'nın, yurttaşlık talebinin yerine islam çatısı altında buluşmanın, gerçek bir barış yerine yayılmacı bir jeopolitik ittifakın konulmasına itiraz ediliyor.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan'dan 'Alevi Aydınlar Bildirgesi' tepkisi:
💬"Ucuz siyaset… Bir partiye yamanacak, gidip oradan milletvekili olacak diye iki tane kelime alıp efendim eleştiriyor…"
💬"Sokaktan alıp getirip milletvekili yaptığımız insanlar… Hangi aydın kimliği var onu da bilmiyorum."
💬"Kürt hareketini eleştirmek, Öcalan'ı eleştirmek, tırnak içerisinde aydın olmaksa bana kusura bakmayın o dündü. Bugün artık onun alıcısı yok."
💬"Bir eleştiriniz varsa kapımız açık. Milletvekili olmak için bir hafta beklediğin o kapıyı tanıyorsun. Aç gel tartışalım. Bir eksiklik varsa öz eleştirisini verelim. Ayıp değil mi?"
https://t.co/So63MWRKYA
KATİLİNDEN İNSANLIK DIŞI İFADELER
İzmir'de eski İnsan Hakları Derneği (İHD) Şube Eş Başkanı Ali Aydın'ı başına taşla vurarak öldüren Mahmut Delil Erik (30) hakkında 'Canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme' suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle dava açıldı. Derik'in ifadesinde Aydın için "Zaten ölecekti, ölmeyi hak ediyordu" dediği öğrenildi.
https://t.co/a5vX7zVmnT
İstanbul’da Zabıta Teşkilatı’nın 200. kuruluş yıl dönümü kapsamında Taksim’de düzenlenen törenin ardından İBB zabıta yöneticilerinin İstiklal Caddesi’nde karanfil dağıtmasına polis tarafından izin verilmedi.
İBB Zabıta Daire Başkanı Metin Alper, müdahaleye tepki göstererek “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak İstiklal Caddesi’nde yürüyemeyecek miyim?” diye sordu.
“Kürt Hareketi'ni ve Sayın Öcalan'ı eleştirmek ‘aydın’ olmaksa, kusura bakma, o dündü.”
“AKP-MHP”, “RTE-Bahçeli” diye duyduğumuz söylemin “Kürt Hareketi-Öcalan” versiyonunu sizden duymak utanç vericidir.
Benim için şaşırtıcı değil. Çünkü “Bu barış değil, Türk ve Kürt faşistlerinin halkları baskı altına alma ortaklığıdır.” diyenlerdenim.
“Dündü” demişsiniz ya… Demek "bugün" siz de Saray'ın korunaklı tarafındasınız.
Tebrikler!
@tuncerbakirhan
Next week: Join me for a free public livestream of my new course, The Story of Capital.
The course meets on Tuesdays from 4:15 - 6:15 pm [ET] from September 8th to December 1st.
Devlet, ekonomiden hiçbir zaman çekilmedi; küresel kapitalizmin değişen normlarına ve uluslararası işbölümündeki role göre işlevlerini yeniden şekillendirdi. Neoliberalizm de zaten devletin ortadan kaldırılması değil, devletin idari ve teritoryal kapasitesinin sermaye birikimi lehine yeniden düzenlenmesiydi. Bugün Eczacıbaşı'nın DPT vurgusu, Bahçıvan'ın "girişimci devlet" söylemi ya da "Yeni Nesil DPT" önerileri de bu çerçeveden okunmalı: Kapasite kullanım oranı ve PMI gibi göstergeler kötüleşirken sanayi burjuvazinin bir kanadı devletten yeni bir kapasite talep ediyor.
Bu talebin özü net: Riskler kamuyla paylaşılsın, uzun vadeli finansman sağlansın, stratejik sektörler belirlensin ama mülkiyet ilişkileri olduğu gibi kalsın.
Uluslararası işbölümünde "jeokonomik güç" olarak yapılanma modeli, Türk sermayesinin uluslarasılaşmasına ivme kazandıran bir etken. Rahmi Koç'un "gücün kadar konuş dönemi" sözü de bu kendine güvenin pratikteki ifadesi. Mazzucato'nun "girişimci devlet" modeli bu talebe bir ölçüde teorik bir zemin sunuyor gibi görünse de, Roberts ve Tonak'ın işaret ettiği gibi, değer ve kullanım değeri farkını yok sayan bu yaklaşım sorunlu. Yani bu, neoliberalizmin karşıtı değil, yeni birikim koşullarına uyarlanmış "siyasal kapitalist" versiyonu.
Özetle, "girişimci devlet" ya da "Yeni Nesil DPT" tartışması, planlamanın toplumsallaşması anlamına gelmiyor; tam tersine, hangi sektörlerin stratejik sayılacağına kimin karar vereceği, kamu kaynaklarının kimin lehine kullanılacağı ve yaratılan fazlanın nasıl bölüşüleceği sorularını gündeme getiriyor. Peki üretimin merkezinde yer alan işçiler bu planın neresinde? Teşvik, stratejik sektör, kamu garantisi tartışmalarının hiçbirinde emeğin adı geçmiyor.
"Long read" formatında yeni yazı: https://t.co/fhmCOnSVH2
Tespitin biçimi stratejiyi belirler. Teşhis yanlış konulursa reçete de yanlış yazılır ve yanlışın bedeli kişisel değildir. Tam olarak toplumsaldır... 👇👇👇
Faşizm Konjonktüründe Veba-Panzehir Fetişizmi https://t.co/jreB62IoMH
seçimsizleştirme süreci yargı üzerinden adım adım inşa ediliyorken kamuoyuna "bakın melih gökçek'e bile dokunuyorlar" dedirtmek ve onun gibi üç beş kişiyi daha kitlelerin önüne atmak hiç de fena bir halkla ilişkiler çalışması değildir belki de.
Ernst Bloch’un Thomas Münzer metninde anabaptizm tartışması oldukça ilgili çekici, bu vesileyle birkaç detay paylaşayım sizlerle:
Kitapta anabaptizm yükselen kapitalist düzene ve mülkiyet ilişkilerine karşı teolojik bir başkaldırı ve radikal bir alternatif olarak konumlandırılır Bloch tarafından.
Anabaptist hareketin temel düsturu olan “omnia sunt communia” (her şey ortaktır), kapitalizmin temeli olan özel mülkiyeti reddeder. Münzer ve anabaptistler, mülkiyetin “doğal bir aile hakkı” olarak görülmesine karşı çıkıyor, her şeyin ihtiyaca göre paylaşıldığı komünist-binyılcı bir toplumu hedefliyorlar.
Sean Sayers’ın Marksizmin insan doğasına yaklaşımını yorumlama biçimini kıymetli buluyorum: Marx’ı ne insanı değişmez bir biyolojik öze indirgeyen kaba özcülükle ne de insan doğası fikrini bütünüyle reddeden Althusserci anti-hümanizmle kısıtlıyor.
Çevirisini üstlendiğim Erik Olin Wright'ın "Sınıfı Anlamak" kitabı çok yakında raflarda olacak. Çağdaş sınıf tartışmaları için önemli bir referans olacağını düşünüyorum. Ekteki görsellerde kitabın içeriğini ve yayınevinin sitesinde bir bölümü okuyabilirsiniz.
Tespitin biçimi strateji belirler. Teşhis yanlış konulursa reçete de yanlış olur ve bu yanlışlığın bedeli kişisel değildir... Tam olarak toplumsaldır...
Yeter be!
Türk, Kürt... Yeni Parti, İYİ Parti, YRP, TİP...
Kardeşim, bırakın etrafında dans etmeyi de kararınızı verin: RTE-Saray'ın hâkimiyetini kabul ediyor musunuz, etmiyor musunuz?
Ha, “etmiyorum” deyip onun kurallarıyla siyaset yapacaksanız da çekin kuyruğunuzu, gitsin.
Gaspçı patronlarda bugün...
Cunda Denizcilik’e ait Volgo-Don 5021 gemisinde çalışan 14 işçi, 4 aydır ücretlerinin ödenmemesi üzerine fiili greve çıktı.
Şirket kumanya ve suyu keserek gemiyi 'kuşatmaya' aldı! Gemideki işçilerin 2 günlük temiz suyu kaldı.
Herkesten ricamızdır. Eylemde olan Deniz işçilerinin sesini duyalım duyuralım.
Şirketle diyalog kurduk parası olmadığını işçilerin idare etmesi gerektiğini söylüyor. 4 aydır maaşsız çalışmaya devam ederek yeterince hayatını riske atmış işçilerden daha fazlasını bekliyorlar.
"Bu barış değil, Türk-Kürt vatandaşların kendi silahlıları tarafından esir alınmasıdır" demem, barış karşıtlığı değildir diye anlatmaya çalışmıştım.
(Ben entelektüel değilim, okumuş bile bol gelir)
@KBuyukyuksel 'den güncel tartışma üzerine önemli bir makale...
Maden filminin son sahnesi gibi etkileyici bir görüntü! Madenciler ve aileleri kol kola girerek başkanlarına ve yoldaşlarına sahip çıkıyor. Onca gözaltı ve itibarsızlaştırmaya rağmen günler geçtikçe direnişleri çözülmek şöyle dursun, daha kararlı hale geldi ve işçi sınıfı sadeliğiyle büyüyor. Memleketin ihtiyaç duyduğu siyaset tarzı da, muhteviyatı da burada işte. Eylemlerini sözle sesle büyütmeyi de, gerektiğinde susarak yüceltmeyi mücadele içinde gösteriyorlar. Öğreniyorlar, öğretiyorlar. Tam bu yüzden sınıf siyaseti gerek. Yine kazanacaklar...
Branko Milanovic: "Askeri Keynesçilik hükümetlerin fazlasıyla işine geldi, çünkü ülkeler ciddi bir sanayisizleşme gerçeğiyle karşı karşıya kaldı. Çin, son olarak otomobil üretimi de dahil olmak üzere her alanda onları geride bırakıyor ve vaktiyle Almanya’nın elinde olan pazarları devralıyor. Daha sert bir ifadeyle belirtmek gerekirse; otomobil üretiminde Çin ile rekabet edemeyeceklerini anladıkları noktada tank üretmeye karar verdiler, zira tank üretiminde küresel bir rekabetle karşılaşmazsınız, tankı kendi içinizde üretirsiniz. Askeri Keynesçilik ve güvenliği takıntı haline getirme eğilimi, özellikle Avrupa’nın sınai ve imalat üretimi yarışında tutunamayarak yaşadığı ekonomik başarısızlığın bir sonucudur. Yapay zeka ve üst düzey teknolojilerde artık yalnızca Çin ile değil, giderek Hindistan ile de yarışamaz hale geldiler." https://t.co/JUxAfDtcD1