¡QUÉ LINDO ES EL MUNDO CON GENTE ASÍ! 👏👏👏
Hoy este Sr Chófer de la 513, detuvo la unidad y fue a buscar a este chico no Vidente que viaja todos los días(va a trabajar),vio q no llegaba ya q en esa vereda (Newton y Fournier) hay basura y cosas que le dificultan el paso. Los pasajeros lo aplaudimos cuando volvió, otro chófer lo hubiera dejado a su suerte, el no. Un hermoso gesto que ojalá muchos lo imiten. GRACIAS, SR!
Ne güzel anlatmış...
#Kadın etek giydi bacaklarına baktınız, pantolon giydi kıçına baktınız.
Kalabalığa girdi taciz ettiniz, otobüste yalnız kaldı tecavüz ettiniz.
Açık giyinince tahrik oldunuz..
kapalı giyindi içini merak ettiniz.
Kız çocukları okumasın dediniz,
hastaneye gidince #Kadın doktor istediniz.
O kadar mı açtın cinselliğe çaresize saldırdınız...
İstediğini alamayınca da yakıp yıktınız..
Size hiç öğretmediler mi zorla güzellik olmaz diye.
Milyonlarca Kadını öldürdünüz bir kez daha bir kez daha hiçlik yaşattınız Kadınlara..
Bir kez daha dedin ki sizin yeriniz yok..
Ve bir kez daha dediniz ki Kadın cinsel bir araçtır.
Araca ulaşamayınca ölüme ulaştırdınız..
Oysaki sen evine gittiğinde annen hazırladı sofrayı, sen yemek seçiyorsun diye sevdiklerinden yaptı.
Temiz giyin diye hiç bekletmedi kıyafetlerini yıkadı, ütüledi dolabına astı.
Okul toplantılarına hep annen geldi.
Alfabeyi tekrar ezberledi seninle.
Sen üşüme diye uykusundan uyanıp üstünü örttü senin.
Karşılıksız sevdi seni.
Yeri geldi arkadaş oldu, yeri geldi öğretmen oldu, yeri geldi kardeş oldu, yeri geldi baba oldu sana...
Şimdi bir düşün bakalım senide bir Kadın doğurmadı mı...?
#Nejat #İşler.
Günün önemine binaen;
Rusya’nın ücra bir köyünde, rayların vidalarını sökerken yakalanan bir köylü sorgu odasındaydı.
Müfettiş:
“Binlerce insanın canına kastettiğinin farkında mısın? Neden söküyorsun o vidaları?”
Köylü:
“Sadece bir vida beyim… Oltama ağırlık yapması için lazım. Ben kimseye zarar vermem. Hem tüm köy böyle yapar; bir vidayı sökeriz, birini bırakırız. Fizik dersinde öğrendik, yük dağılır, tren devrilmez.”
Müfettiş:
“Delilik bu! Muhtar görmüyor mu bunu?”
Köylü:
“Görmez olur mu? Karakolun ve kendi evinin kilitlerini bile bu vidalardan yaptırdı. Bedava sonuçta…”
Müfettiş:
“Peki ya maaşınızı artırsak? Vazgeçer misiniz bu hırsızlıktan?”
Köylü:
“Mesele para değil beyim, mesele alışkanlık. Adaleti ve ahlakı çocukken öğretmezseniz; büyüdüğümüzde cebimiz para görse de biz o vidaları sökmeye devam ederiz.”
Müfettiş, bu cehaletten dehşete düşerek raporunu yazmak üzere başkente giden trene bindi.
Camdan dışarıyı izlerken kendi kendine mırıldandı:
“Bu sefalet bir gün felakete yol açacak…”
Tam o sırada ray kenarında elinde iki tane vida tutan küçük bir çocuk gördü.
Çocuk gülümseyerek el sallıyordu.
Müfettiş dehşetle bağırdı:
“Treni durdurun!”
Ama çok geçti. Kulakları sağır eden o metal çatırtısı duyuldu.
Çocuk ne fizik biliyordu ne de “bir söküp bir bırakma” kuralını. O sadece büyüklerinden gördüğünü yapmıştı; ama yan yana iki vidayı birden sökmüştü.
Tren devrildi.
Cehaletin ektiği tohum, adaletsizliğin suladığı toprakta dev bir felaket olarak biçilmişti.
Suç veya suçlu kim?
Asıl suçlu kim?
“Cehaleti normalleştiren toplum, çıkarı ahlakın önüne koyan düzen, ‘Bir şey olmaz’ kültürü ve yanlışa sessiz kalan herkes.”
Çünkü bazı toplumlar bir anda çökmez.
Önce vidaları gevşer.
Anton Çehov
Her "esmiyor" dediğinizde aklınıza bu fotoğraf gelsin.
Burası altın madeni için 300 binden fazla ağacın kesildiği Kaz Dağları.
Teşekkürler ,
Erkan Akcay
Refika Birgül'ün anlatımıyla Atatürk ve portakalların inanılmaz hikayesi:
🔷 Atatürk, yetiştirilmesi için emirler veriyor.
🔷 İtalya'dan fidanlar geliyor.
🔷 Atatürk'ün böyle çok yakışıklı, bir elinde portakal tuttuğu meşhur bir fotoğrafı vardır.
🔷 Geliyor, bir tane portakalı alıyor ve kabuğunu soyuyor.
🔷 Yarısını Salih Bozok'a veriyor, yiyorlar ve tadı çok hoşuna gidiyor.
🔷 Sonra "Ne kadar ekilecek ya bunlar?" diye soruyor.
🔷 Salih Bozok bir yer göstererek, "Şu kadar bir yeri düşündük paşam" diyor.
🔷 Atatürk, "Hayır" diyor, "Buradan gözünüzü alabildiğiniz yere kadar ekeceksiniz."
🔷 Salih Bozok da, "O kadar paramız yok" diye karşılık veriyor.
🔷 Atatürk, "Hayır, bundan sonra para sorun olmayacak." diyor.
🔷 "Gözümüzün alabildiği kadar yere bu portakallar ekilecek, ben parayı halledeceğim." diyor.
🔷 Ve portakallar bolca, bereketli bir şekilde yetişiyor.
🔷 Bolca yetiştikten sonra Ruslar gelip bu portakalları almak istiyor.
🔷 Biz o dönem üretime o kadar alışmamışız ki; bir taraftan çay, bir taraftan muz yetiştirmeye çalışıyoruz.
🔷 "Bu portakalları isteyen var ama ne yapacağız, kaça satalım?" diye herkesi bir panik alıyor.
🔷 Atatürk de diyor ki: "Biz bunları parayla satmayalım."
🔷 "Karşılığında fabrikalar isteyelim, fabrika için makineler isteyelim."
🔷 "Bize aslında o know-how'ı, yani işletilmesini öğretsinler."
🔷 Bunun üzerine bu portakallarla kurulan fabrikaları söyleyeceğim, anlatırken tüylerim diken diken oluyor.
🔷 1. Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası.
🔷 2. Kayseri Sümerbank Tekstil Fabrikası.
🔷 3. İskenderun Demir Çelik Fabrikası.
🔷 4. Şişecam Fabrikası (Paşabahçe).
🔷 Aliağa Rafinerisi, Seydişehir Alüminyum Fabrikası ve Oymapınar Barajı.
Haluk Levent'le ilgili yolsuzluk iddiası:
390 milyon TL (10 milyon dolar).
Damat Berat'ın yasadışı şekilde Irak'tan yaptığı petrol ticaretinden dolayı Uluslararası Tahkim Mahkemesi’nin Türkiye'ye kestiği ceza:
1 milyar 471 milyon dolar.
Hangisi konuşuluyor?
Yunanistan, 2012.
Ülke batmış, işsizlik %27, gençlerde %58. Maaşlar yarıya düşmüş, IMF kapıda.
Atina'nın her köşesinde kafeler tıklım tıklım.
Yunan siyasetçiler bunu gösterip "hangi kriz?" dedi. Halk da inandı, bir süreliğine.
Teşhis sonra konuldu: Café Economy.
Ev alamayan, iş bulamayan, birikim yapamayan insan son lüksüne sarılıyor.
Bir kahve.
Krizde büyük harcama durur, küçük lüks artar.
Kafede oturan 50 kişiyi görürsün. Evde ekmek arası patates yiyen milyonları görmezsin.
Dolu kafe refahın değil, krizin vitrinidir.
Yunanistan bunu 10 yıl geç anladı.
Doğadan nemalanan gezgin hesapları sesiz...Çünkü takipçi yemek içmek , uygunsa yer görmek ister...
Doğal hayat umurlarında değil...
Sayelerinde Ayı Katliamı Başladı...
Takipçi kasmak için ayı inine dron soktular , yem bırakıp foto kapan kurdular... Hepsi yasak...Sanki ayı sayısı artmış her yeri istila etmiş algısı yarattılar...
@milliparklar bu hesapları takip etmesi lazım...
Şuanda İzmir olayını baz alan herkes gördüğü yerde ayı vuruyor...
İzmir Ürkmez Barajı çevresinde termal kamera ile jandarma ve avcılar ayı peşinde. Bir yavru öldürüldü. Anne ve diğer yavru peşine düştüler.
Hala ayının yapıp yapmadığı , yaptı ise hangi ayı olduğu belli değil...
Bu ceset Rize Çilekli Yayla Yolu üzerinde görüntülendi..
Hayvanı yaşam alanında vurmuşlar...
İpin ucu kaçmadan şu işi durdurun...
@TCTarim@ibrahimyumakli@tcbestepe@CITES@milliparklar
Çino kızı veteriner kontrolünden geçirdik, mamasını tasmasını vs aldık, pansiyonuna da yerleştirdik sık sık da ziyaret edeceğiz. Bence Zippo'ya bulduğumuz hızda yuva buluruz bu kıza değil mi?
1.5 yaşında, dişi, kısır, uysal ve son derece nazik bir Çin aslanı kendisi. Türü gereği başına buyruk ama birlikte yaşaması çok keyifli. Eskişehir'deyiz ama uygun olan adayı bulursak her yere naklini sağlarız. Sahiplenmek isterseniz bana yazabilirsiniz.
Uygun adayı bulana kadar bizim korumamızda olacak uygun adayı bulur bulmaz da yeni bir köpek çıkaracağız barınaktan hadi elden ele paylaşalım 🙏
Otuz senelik bir arkadaşımla telefonda bayramlaşıyoruz. Hayvan kesmiş yorgunluğunu anlatıyordu,
__ Yedi kişi bir danaya girdik, sen ne yaptın?
__ Biz 5 kişi bir İnsana girdik..
--- Nası ya anlamadım ?
--- 5 kişi diyorum, bir araya geldik, iki aydır çalışmayan birinin evine gittik.
2 aylık ev kirasını, birikmiş faturalarını ödedik, mutfağına ne lazımsa kolilerle indirdik.
Son olarak da esas müjdeyi verdik, bayramdan sonra yeni açılan Zorlu Center'de 2000 tl maaş+sgk+yemek ücreti
işe başlıyorsun.
Hadi hayırlı olsun.
--- Çok güzel yapmışsınız da Kurban yerine geçer mi ?
--- Senin et dağıttığın insanlar bu adam kadar sevindi mi ?
--- Hayır, zannetmiyorum.!
--- Öyleyse geçti..! Amaç paylaşmak ise biz paylaştık,
bu huzur ve vicdan rahatlığı bizim için bayram oldu.
--- Doğrusunu söylemek gerekirse kesim esnasında isyan edesim geldi, babama bir daha gelmeyeceğimi söyledim.
Gelecek sene beni de aranıza alsanıza...!
--- Seve seve dostum..! Aslında herkes bu bilinçle guruplar kurup, 7 kişi bir dana yerine bir insana girse
ortalık cennet çığlıklarıyla dolar. Bizler de iyi birşeyler yapmış olmanın mutluluğunu yaşarız ....
(alıntı)
#KurbanBayramı
Bazı kediler vardır…
Sadece kedi değildir.
Umut da onlardan biri.
Ön patileri olmadan geçen 12 yıl…
Ama bir gün bile hayata küsmeyen bir kalp.
Yürümeyi yeniden öğrendi.
Düşmeyi öğrendi.
Kalkmayı öğrendi.
İnsanların acıyarak baktığı yerden, yaşamayı herkese yeniden öğretti.
Biz yıllardır sağlık takibini yapıyoruz.
Ama gerçek şu ki…
Belki de en çok o bize iyi geldi.
Çünkü Umut, eksik bedenine rağmen tam bir ruhla yaşamanın ne demek olduğunu gösterdi hepimize.
Bugün 12 yaşında.
Birçok insan için sadece bir kedi değil artık…
Direnmenin,
uyum sağlamanın,
sessiz gücün, koşulsuz sevginin ve bugünlerde gerçekten çok ihtiyacımız olan UMUT'un adı oldu.
İyi ki doğdun Umut…
Sen bu dünyaya “vazgeçmemenin” canlı hali olarak geldin.
Ülkemiz şu iki şeyin ülkesidir: Biri çiftçi diğeri asker. Biz çok iyi çiftçi ve asker yetiştiren bir ulusuz. İyi çiftçi yetiştirdik, çünkü topraklarımız çoktur.
İyi asker yetiştirdik, çünkü o toprakları isteyen düşmanlar çoktur...bundan sonra da daha iyi çiftçi ve asker olacağız. Ancak bundan sonra asker oluşumuz artık eskisi gibi başkalarının hırsı, şanı, şöhreti ve keyfi için değil; yalnız ve yalnız bu aziz topraklarımızı korumak içindir.
#MUSTAFAKEMALATATÜRK
*Emeğiyle, alınteriyle üreten, toprağı yalnız bırakmayan tüm çiftçilerimizin,
#14Mayıs
#DünyaÇiftçilerGünü kutlu olsun..✍️
Bugün "yenilenebilir enerji" diye konuştuğumuz teknolojinin temellerini, Gazi Mustafa Kemal Atatürk tam 92 yıl önce Atatürk Orman Çiftliği'nde attı.
1934 yılında, Türkiye petrol bakımından dışa bağımlı kalmasın diye AOÇ'de bitkisel yağlardan yakıt üretimi için deneyler başlatıldı. Bitkisel yağlarla çalışan ilk traktörler o toprakların üzerinde sürülürken amaç tek bir şeydi: TAM BAĞIMSIZLIK!
Atatürk sadece bugünü değil, yüzyıl sonrasını gören bir liderdi. Eğer bu hamleler sürdürülebilseydi, bugün Türkiye enerji teknolojilerinde dünyanın en öncü ülkelerinden biri olacaktı.
“Köylü milletin efendisidir!" diyerek üretimin ve emeğin değerini en yüce makama koyan Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün izinde; toprağa bereket katan, gece gündüz demeden çalışan tüm çiftçilerimizin 14 Mayıs #DünyaÇiftçilerGünü kutlu olsun.
Saygıyla ve minnetle anıyorum...🇹🇷🇹🇷🌿☘️🇹🇷🙏
Son günlerde medyada Hantavirüs ile ilgili ciddi bir panik havası oluşturuluyor. Öncelikle şunu net söyleyelim; Hantavirüs yeni ortaya çıkmış bir virüs değil. Uzun yıllardır bilinen, ana taşıyıcısı kemirgenler olan bir zoonoz. Yani olayın merkezinde fareler var.
Virüs özellikle enfekte kemirgenlerin idrarı, dışkısı ve salyasıyla bulaşıyor. Fare yoğunluğunun arttığı bölgelerde risk de artıyor. Dünyanın birçok yerinde özellikle büyük şehirlerde kemirgen popülasyonlarının kontrolden çıkması artık ciddi bir halk sağlığı problemi olarak görülüyor.
Ama burada kimsenin konuşmak istemediği başka bir gerçek var.
Doğa boşluk kabul etmez. Kediler giderse fareler gelir.
Bir ekosistemin en önemli denge unsurlarından birini yok ederseniz, başka bir problem büyüyerek geri döner.
Yüzyıllardır, hatta binlerce yıldır insanların farelerle mücadelesindeki en doğal kontrol mekanizması kediler oldu. Bu sadece romantik bir “hayvan sevgisi” hikayesi değil, aynı zamanda şehir biyolojisi ve halk sağlığı meselesi.
Bugün Avrupa’nın bazı büyük şehirlerinde geceleri kaldırımlarda görülen dev fareler artık kimseyi şaşırtmıyor. Paris’te, Londra’da, New York’ta insanlar kemirgen istilasını normalleştirmiş durumda. Çünkü şehirlerden kediler çekildi ama fareler çekilmedi.
Bizim coğrafyamız ise yüzyıllardır başka bir kültürün içinden geldi.
Mahalle kedileri… Liman kedileri… Cami avlusunda yaşayan kediler… Depoları, sokakları, mahalleleri koruyan kediler…
Yani bu ülkenin sessiz ama gerçek muhafızları.
Şimdi düşünün… Bir tarafta sokaklarında farelerin cirit attığı ama tek bir kedi göremediğiniz “gelişmiş” şehirler… Diğer tarafta ise yüzyıllardır kedilerle birlikte yaşamayı bilen bir toplum…
Bazıları hala çıkıp kedileri toplatalım, sokaklardan silelim, yok edelim diyebiliyor. Sonra da farelerden yayılan hastalıklar konuşulunca panik başlıyor.
Kediler bugün bu ülkenin problemi değil. Hiçbir zaman da olmadı. Tam tersine bu ülkenin doğal savunma hattı onlar.
Veba döneminde de bunu gördük. Bugün Hantavirüs konuşulurken de aynı gerçeği görüyoruz.
Hantavirüsten Avrupa korksun. Farelerin şehirleri ele geçirdiği ülkeler korksun. Bir tek kedi göremeyip kanalizasyonlardan kemirgen taşan şehirler korksun.
Türkiye’nin hala sokaklarında yaşayan milyonlarca kedisi var. Ve insanlar farkında olmasa da bu kediler sadece vicdanın değil, ekolojik dengenin de parçası.
Yüzlerce yıl önce olduğu gibi bugün de bu coğrafyanın evcil muhafızları kedilerdir.
Bunu kimse ama hiç kimse unutmasın.
Dr. Tarkan Özçetin
Se cree que los gatos🐈 protegen el sueño de sus dueños actuando como guardianes energéticos y físicos. A nivel espiritual, se dice que absorben la energía negativa acumulada, mientras que en el plano físico, su presencia cercana proporciona seguridad, calma y calor, lo que reduce el estrés y mejora la calidad del descanso.
Benditos gatos.