Herbert Marcuse, KAYGININ modern toplumda önemli bir rol oynadığına ve sistemin bir parçası olduğuna dair görüşlere sahiptir.
Marcuse'a göre, modern endüstriyel toplum, insanları kaygıya maruz bırakan bir dizi faktörle karakterizedir.
Marcuse'a göre, endüstriyel toplumun rekabetçi doğası ve sürekli büyüme ve başarı beklentileri, bireyler arasında kaygıya ve stres düzeyinin yükselmesine neden olur. Bireyler, ekonomik güvence, başarı, kabul ve statü gibi hedeflere ulaşmak için yoğun bir rekabete girerler ve bu durum kaygı ve tatminsizlik duygularını tetikler.
Ayrıca, Marcuse'a göre modern endüstriyel toplumda tüketim kültürü ve reklamlar aracılığıyla insanların sürekli olarak yeni ürünler ve deneyimler peşinde koşması teşvik edilir. Bu durum, sürekli bir doyumsuzluk hissi yaratır ve insanları kaygıya sürükler.
Marcuse, kaygının aynı zamanda toplumsal kontrol ve baskı aracı olarak da kullanıldığını savunur. Sistemin insanların davranışlarını ve düşüncelerini kontrol altında tutmak için kaygıyı manipüle ettiğini ve korku üzerine inşa edilen bir ideolojik yapı oluşturduğunu ifade eder. Bu şekilde, insanlar kaygılarının etkisi altında tutulur ve alternatif düşünceleri veya toplumsal dönüşüm taleplerini bastırmaları sağlanır.
#HerbertMarcuse
Erkekler tuvaletine gidip aynada tiksintiyle yüzüme baktım.
Bir şeyler biliyormuş gibi görünüyordum ama yalandı, sahteydim
ve insanın birden sahte olduğunu hissetmesinden daha kötü hiçbir şey yoktur dünyada,
hele bütün hayatını kendini öyle olmadığına ikna ederek geçirmişse.
#Buk
“her seferinde biraz daha yorulacaksın kendini anlatmaktan. özet geçmeye çalışacaksın her şeyi. özetler de birbirinin özeti olacak. git gide kısa ve kestirme cümleler kurmaya başlayacaksın. en sonunda ya tamamen susacaksın ya da bambaşka şeyler anlatmaya başlayacaksın..”
Dünyaya geldik ve bir hiçliğin ortasında bulduk kendimizi. Evet, büyüdük, çalıştık, eğlendik, nadir de olsa mutlu olduk ama yaşadıklarımızın hepsi bir hiç olacak. Ve bir hiçliğin içerisinde yaşadığımızı bilmek, insan ruhuna vurulmuş en büyük darbedir.
Satranç, Stefan Zweig
“Anlamadığımı mı sanıyorsun? Var olmak denilen o umutsuz düşü… Olur gibi görünmek değil, var olmak. Her an bilinçli, tetikte… Aynı zamanda başkalarının huzurundaki varlığınla kendi içindeki varlık arasındaki o yarılma..."
🎬Persona (1966), Ingmar Bergman