# Sabri Efendi'nin mübarek naaşı..
Nureddin Boyacılar hoca, Mısır'da iken Sabri Efendi vefat etmiş. Kabre indirenler arasında o da var. Sünnete aykırı olduğunu söylediği, Memlükler döneminden kalma lahit mezara koymuşlar. Bir mermerin üzerine bırakıp kabirden çıkmışlar.
3-4 yıl sonra başka bir Türk oraya defnedilecekken, Şeyhülislâm'ın kefen ve cüssesinin aynı olduğunu, elini üzerinde gezdirdiğinde hiç değişiklik olmadığını, başka şahitlerin de ismini vererek bizzat Nureddin Boyacılar hoca anlatıyor hatıratında.
Hatta Mehmet Özgün isimli başka birini defnederken de aynı durumun yine tekrarlandığını anlatmaktadır.
Rahmet olsun büyük adamlara.
Sistemle Bozulan İstemle Düzelir Mi?
Bugün birçok insan, kötülükle mücadeleyi sadece bireysel nasihat seviyesinde düşünüyor. Elbette emr-i bi’l-ma‘rûf yapılacaktır. Bir Müslüman, bir gencin elinden tutacak, bir bağımlıyı kurtarmaya çalışacak, bir harama düşeni uyandıracaktır. Bu vazife küçümsenemez. Fakat modern dünyanın en büyük yanılsamalarından biri şudur:
Sistem eliyle yayılan bir fesadı, sadece bireysel gayretlerle durdurabileceğimizi zannetmek…
Bir tarafta sokak sokak dolaşıp birkaç kişiye ulaşmaya çalışan insanlar var; diğer tarafta ise tek bir ekranla milyonların evine giren bir medya düzeni..
Bir tarafta bir genci haramdan uzak tutmaya çalışan bir aile; diğer tarafta ise haramı "özgürlük", "eğlence", "modernlik" diye pazarlayan devasa bir kültür endüstrisi..
Hakikat ortadadır:
Kanun eliyle normalleştirilen bir fuhşiyatı, sadece bireysel çabalarla durduramazsınız.
Zira insan sadece vicdanıyla yaşayan bir varlık değildir. İnsan, maruz kaldığı ortamlardan etkilenen, gördüğüyle şekillenen, hasbihal olduğuyla hemhal olan bir varlıktır. Binaen aleyh, sürekli maruz kaldığı şey, zamanla ona normal görünmeye başlar.
Bir toplumun haram algısını bozan şey, çoğu zaman tek tek bireyler değil; o haramı görünür, ulaşılabilir, sıradan ve cezasız hâle getiren sistemdir.
İslam’ın hükümleri bu yüzden sadece bireysel takvâ çağrısı değildir. İslam, aynı zamanda toplum inşa eder. Sadece "içki içmeyin" demez; içkiyi yaygınlaştıran zemini de hedef alır. Sadece "zinadan uzak durun" demez; zinayı teşvik eden yolları da kapatır. Çünkü İslam, insan fıtratını bilen nizamdır.
Bugün ise tuhaf bir tutarsızlık sergileniyor:
Bir yandan toplumun ahlâkını tarumar eden diziler, reklamlar, uygulamalar, sosyal medya algoritmalarının önü açılıyor öbür taraftan da Müslümanlardan sadece bireysel mücadeleyle bu seli durdurmaları bekleniyor.
Bu, bir şehri ateşe verip sonra birkaç insana kovayla su taşıma görevi vermeye benziyor adeta..
Sistem bozsun, istem düzeltsin deniliyor Müslümanlara. Oysa herhangi bir kanunun önünü açtığı bir münker binlerce vaazla durdurulamaz.
Ekranlarla kirletilen zihinleri, birkaç konuşmayla temizlemeye uğraşıyoruz biz.
Sistematik şekilde teşvik edilen bir şehvet kültürüne karşı, bireysel gayretler tek çözüm gibi sunuluyor Müslümanlara..
Oysa İslam’ın tepeden tırnağa bir "nizam dini" olu��u tam burada ortaya çıkar.
İslam camide okunan ayetlerin hayatın her karesini düzenlemesi gerektiği şuurunu taşır.
Sokağa, ticarete, aileye, hukuka, medyaya müdahale eden bir nizamdır İslam. Çünkü kötülüğü sadece kalple reddetmek yetmez; ona güç veren zemini de kurutmak gerekir.
Bugün birçok insan "neden bu kadar bozulduk?" diye soruyor ama kimse şu soruyu sormuyor:
Bir toplum, haramın bu kadar ulaşılabilir olduğu bir ortamda nereye kadar temiz kalabilir? Harama bulaşanlar elbet suçlu ama bulaşılmasına ön açan düzene sözümüz yok mu?
Telefonunda bir tuşla fuhşa ulaşabilen, ekranlarında gün boyu ahlâksızlığı izleyen, reklamlarda bile şehvet kullanılan bir nesilden; Yusuf aleyhisselâm iffeti bekleniyor.
İslam’ın hükümlerinin uygulanma tarafını konuşunca rahatsız olanlar da şunu unutuyor:
Hiçbir medeniyet kanunsuz ayakta kalmaz.
Bugün seküler dünyanın kendi ideolojisini okuluyla, medyasıyla, yasasıyla, yaptırımıyla korumasına kimse "baskı" demiyor da; Allah’ın hükümleri bahis mevzuu olduğunda mı -hâşâ- baskıdan söz ediliyor?
Çünkü modern dünya, kendi ahlâk dayatmasını "özgürlük" diye pazarladı yıllarca..
Hâlbuki tamamen serbest bırakılmış bir toplum, en güçlü arzunun en zayıf vicdanı ezdiği bir ormana dönüşür. Ve bugün yaşadığımız kriz tam olarak budur:
Teknoloji büyüdü, ekranlar çoğaldı, erişim hızlandı; fakat nefis terbiyesi zayıfladı, aile çözüldü, utanma duygusu aşındı günden güne.
Artık mesele sadece bireysel günah meselesi değildir.
Mesele, günahın endüstrileşmesidir.
Ve endüstrileşmiş bir kötülükle mücadele, sadece bireysel çabayla değil; aynı zamanda hakikati merkeze alan İslâmî toplum nizamıyla mümkündür.
Ali Şeriati meselesi ehl-i sünnetin gündemine dün girmedi. Öyle zannedenler yanılıyor.
@OmerfarukKorkmz Hocanın bu yazısını biz müsellemde 2018 yılında yayınlamışız.
https://t.co/n4rVoVUtcN
Ali Şeriati'yi okumak zorunda kalmıştım. 15 seneden fazla oldu sanırım. Üniversite talebsiydim. O zamanlar Ali Eren Hoca yazmıştı Ali Şeriati'yi. Tabi sahabeye ithamları falan çok ağır gelmiş, yöneticisi olduğum bir sitede paylaşım yapmıştım.
İtirazlar geldi epeyce. Mesele tartışma boyutuna geçti. Şeriati'ye iftira atıyorsun söylemleri. Dedim böyle olmayacak, en meşhur kitapların bir iki tane alalım. Aldık, evdeki arkadaşlarımdan biri de okumuştu o sırada. Belki bir iki nokta hariç söylenenler doğruydu. ehl-i sünnete muhalif görüşlerinin, sahabe düşmanlığının, dilinin ayarsızlığının gün gibi ortaya çıkması kaçınılmazdı.
Sayfa sayfa görsellerle paylaşmıştım.
Ogünden beri böyle Şeriati gündemi olduğunu hatırlamıyorum.
Şimdi bakıyorum koca koca adamlar Ali Şeriati güzellemesi yapıyorlar. Akıl alır değil. İslamcı adamlar, siz Şeriati'ye mi kaldınız be. Savunacak başka adam mı bulamadınız. Utanmadınız mı sahabeye sövene destek olmaya.
Utanmadınız mı Peygamber aleyhisselam'a "kötü bir huy, gurur" diyiveten bu şii bozması çakma filozofun yanında durmaya.
@AltayCemMeric düşünce kapasitesini ortaya koymuş, hepsini izleyemedim ama parçalanmaya müsait bir adamı Altay'ın kucağına atmışsınız.
Geçmiş olsun.
Şeriati'ye değil de, verdiğiniz fırsat vesilesiyle ortaya çıkan çapınıza..
135.
Katip Çelebi'nin devrine ait yoğun tartışma dönen meselelerde adeta arabuluculuk yaptığı eser.
Tütün/kahve meselelerinden İbn Arabi'ye, Firavun'un imanından, Hızır Aleyhisselam'ın hayatına, musfahadan rüşvete 20 kadar mesele.
@tinyayinlari'ndan.
Seçilen 7 farklı rivayet üzerinden sünnetin nasıl anlaşılması gerektiği ve gösterilmesi gereken ehemmiyete dair usulî bir ders.
@OmerfarukKorkmz hocanın, bu derli toplu ve dolu dolu dersini mutlaka not alarak dinlemelisiniz.
https://t.co/pgW9El9Txc
Efendimiz aleyhisselam'ın da bazı şeylerden hoşlanmadığı olur, ashabından bazılarının yaptığı şeyler onu kızdırırdı.
O hutbeye çıkar "ey insanlar size ne oluyor da... " diye hitap eder, ya da "şöyle şöyle şeyler görüyorum/duyuyorum" buyurarak olay üzerine konuşurdu. İsim vermez, hatayı yapanı ifşa etmezdi.
Belki birkaç istisna dışında onun usûlü bu idi.
Bugün böyle davranmadığımız için kırılan kollar yen içinde kalmıyor, kopup gidiyor. Nefret ettiriyoruz. Bizim maslahat anlayışımıza uymayan herkesi hedef tahtasına oturtuyoruz.
Yapmamak lazım. Bu keskinlik fazla.
#hayirlicumalar
İlim adamı olmak bazılarımızın, iyi müslüman olmak hepimizin vazifesi.
Kitaplar, iyi bir müslüman gibi yaşamanın, amel etmenin, tefekkür etmenin, kulluğu hissetmenin önüne geçiyorsa, amacına hizmet etmiyor demektir.
Ömer Faruk Korkmaz Hoca’nın cevapladığı sorularla, son günlerde gündemden düşmeyen fıkıh anlayışımızın işlevselliği meselesi Aslı Nedir programında ele alınıyor.
Mihenk TV'de yayınlanacak olan program bir seri halinde devam edecek. Müctehidler döneminden günümüze ulemanın fıkhı nasıl işlettiği üzerine yapılan konuşmalar, zamanın değişmesiyle ahkamın da değişmesi ilkesini merkeze alarak modern zamanların problemlerini çözmede fıkhın işlevselliğini masaya yatırıyor.
Salih Kartal'ın sualleri yönettiği program, muhabbet tadında ilerliyor ilmî bir ziyafet sunuyor.
Kaçırmayın…
132.
Filistin dramı kadar derin, fakat o kadar gözler önünde yaşanmayan acılarla yoğrulmuş bir coğrafya Doğu Türkistan. Oradaki müslümanların yaşadıkları hiç böylesine açıkça anlatılmamıştı.
Zalimi zulmün taktiğini tanımak için Kayıp Coğrafyanın İzinde yürüyün. @tahakilinctan
Neden Risale-i Nur okuyan birinin onu okuma süresi ile meali okuma süresini kıyas edelim ki? İlimle meşgul birinin, fıkıh ya da hadis çalışma süresi nasıl ki meal ile meşgul olduğu süreden fazla ise pek âlâ Risale-i Nur okumayı kendisine vird edinmiş birinin de onunla daha fazla meşgul olması mümkündür, garipsenmez.
Hatta kişiye fayda sağlaması açısından hadis, fıkıh ya da tefsir yerine geçebilecek kitapların önce okunması daha doğrudur. Nitekim yaptığınız dersler de bu amaca matuftur. Neden hocalar önce "meal okuma" dersi değilde tefsir, hadis dersi yapıyorlar? Bunun üzerine düşünmeye ihtiyaç duymadığımız bir sebebi var.
Risale-i Nurlar'ın yer yer yanlışlanabilmesi tabi ki her telif eser gibi mümkündür. Ama bunun usulü videoda anlatıldığı gibi olmaz. Eleştiri varsa cevap da var. Cevaba eleştiri de var. Bu işin içinden çıkmak gerçekten ilk defa sizin verdiğiniz meali okuyacak olan birinin yapabileceği bir şey midir?
Bir de neden sizin verdiğiniz ya da başka yerden aldığımız bir meal ile yetineceğiz? Sizin verdiğiniz meal de pek tabi, Bediüzzaman Said Nursi'nin eserlerinde olduğu gibi mütercimin kendi kabiliyet ve anlayışı çerçevesinde yapılmış bir tercüme olacak. Onun da doğru olup olmadığını anlayabilmek için başka mealler okuyacak mıyız? Evet ise bu işin sonu neresidir?
128.
Hem zahiri, hem batını ilimlerin nice mutlu önderi yatar o topraklarda.
Sahabisi de oradadır muhaddisi de, kelamcısı da oradadır mutasavvıfı da.
Gitmek nasip olsun duasıyla okudum @ismail_halis'in "günlükleri"ni.
İlgilisine tavsiyedir.
"Cihad kıyamete kadar devam edecek."
Her taraftan cihad fetvaları yayınlanıyor, biz bekliyoruz. Yöneticiler bekliyor.
İmam Tahavi'nin akide metninden bir madde;
Biz tasavvuf ehli insanlara derler ki
"Bunlar koyun gibiler, şeyhleri bunlara ne derse onu yaparlar." Halbuki bir düşünseler...
@OmerfarukKorkmz hocanın, her hafta ders yaptığı "hadis meclisi"nden bir kesit.
Allah razı olsun hocam.
Devletin televizyonunda, her fırsatta devletin yanında olduğunu ilan eden bir İslam alimi, mübarek ramazan ayında engellemeyele mi karşılaşıyor?
Ne oluyor sana @trt1 ?
KAMUOYUNA:
Ramazan öncesi Bekir Develi kardeşim tarafından, @trt1’de sunduğu @RamazanProgrami (Ramazan Sevinci) programına davet edildim.
Programın Ramazan’ın 3. günü olacağı söylenmişti.
Birkaç gün sonra “yukarıdan” gelen bir tazyikle programın tarihinin 19 Mart olarak güncellendiği söylendi.
Nihayet dün (10 Mart) akşam “yukarı”nın tavrının sadece tarih konusunda bir tasarruf değil bir “veto” olduğu anlaşıldı.
Söz konusu vetonun kim olduğu bence meçhul faili, TRT 1 ekranının Ebubekir Sifil’e kapalı olduğuna karar vermiş!
Her kimse ona, önce kimliğini açıklaması, sonra da söz konusu vetonun gerekçesini kamuoyuyla paylaşması çağrısında bulunuyorum.