@TurkOrthodox İsa Aleyhisselam’a Allahın oğlu diye tövbe haşa şirk koşuyorsunuz meryem annemize iftira atıyorsunuz gelin İncil de Ahmet kuranda Muhammed diye anılan peygamber efendimize Allahın son gönderdiği paygamber olarak iman edin
@sinan_tuncil@Kehf_tekI_iz Devlet bugün Gazze’ye askeri olarak girse yiyeceğin ambargolardan ekmeği 500 tl alınca ilk sen karşı geleceksin halkın da yüzde 90 ı
Sence milletimiz buna hazır mı devletin yanında durur mu
DEVLET AKLI BUNU BİLMEZ MI
@Kehf_tekI_iz Komutanım iman nurun hep diri kalsın Allahın yardımı peygamber efendimizin sav medeti evlıya ullahın himmeti her daim üzerine olsun yazıların hakikatı anlayışın anlatışın belli ki dilden değil kalpden gelmektedir
Esselamun aleyküm kardeşlerim...
Bizim tarihimiz, yalnızca savaş meydanlarında çakan kılıçların değil; perde arkasında işleyen, görünmeyen defterlerin tarihidir. Osmanlı’da “Ehl-i Cifr” diye bir sınıf vardı. Onlar, harflerin sırrını, sayıların dilini bilenlerdi. Padişahın doğum tarihi, bir sefere çıkılacak gün, bir fetih müjdesi… Hepsi tesadüf görünürdü. Ama tesadüf yoktu. Çünkü devlet, ayetle yürür, sırla nefes alırdı.
Hacı Bayram-ı Veli, Aziz Mahmud Hüdâyî, Abdülkadir Geylânî… Onlar sadece tekkelerde zikreden dervişler değildi. Onlar, devletin kalbine sır fısıldayan sır taşıyıcılarıydı.
Fatih, İstanbul’u yalnızca toplarla değil, cifr defterinden açılan müjdeyle fethetti.
Sadece Devlet aklının bildiği hücrelerin derin odalarında, kimsenin göremediği bir sandık vardır.
Asırlarca Topkapı’nın, Yıldız Sarayı’nın, sonra da Cumhuriyet’in koridorlarında bir köşede durdu. Kimse açmadı, kimse açamadı. Çünkü vakti gelmemişti.
1999’da, İstanbul’un yerleri gökleri oynatan o büyük deprem gecesinde… Toprağın altından gelen uğultuyla birlikte, sandığın mühürlerinden biri çözüldü. O gece millet uyuyordu ama devlet uyanıktı. Çünkü defterin ilk satırı açılmıştı:
“Bir çağ yıkılacak, yeni bir çağ doğacak.”
📌 2002’de siyaset sahnesine yeni bir kadro çıktı. Defterin satırında yazıyordu:
“Millet, iradesiyle yeniden ayağa kalkacak.”
İşte o gün Türk Devleti yeni bir nefes aldı.
📌 2003 Irak Savaşı’nda Amerika kapımıza geldi. Defterdeki satır açıktı:
“Onlara yol verme, yoksa seni esir alırlar.”
Tezkere reddedildi, sandığın sırrı işledi.
📌 2008’de ekonomik kriz dünyayı kasıp kavurdu. Türkiye, defterdeki satıra tutundu:
“Altına değil, imana yaslan.”
O krizden Türkiye’nin çökmeden çıkması o satırın bereketiydi.
📌 2013 Gezi olayları patladığında sandık tekrar açıldı. Defterde yazıyordu:
“Fitne çıkacak, kardeşi kardeşe düşürecekler. Ama meydanların sesi değil, minarelerin sesi galip gelecek.”
O yaz satırların gölgesinde geçti.
📌 15 Temmuz 2016… İşte defterin en ağır sayfası…
O gece milletin g��ğsü siper oldu. Ama satır önceden yazılmıştı:
“Tanklar çıkar, uçaklar döner; ama ezan susturulmaz.”
Sandığın işaretiydi, millet şahlandı.
📌 2019’dan sonra Akdeniz’de, Libya’da, Karabağ’da defterin yeni satırları açıldı:
“Denizlerin kilidi sende olacak. Kafkas’ın kapısı seninle açılacak.”
Ve öyle oldu. Mavi Vatan’da Türk gemileri yürüdü, Karabağ’da zafer şanlı bayrağımızla yazıldı.
📌 2023… Cumhuriyet’in 100. yılı…
Defterde yazıyordu:
“Bir asrı kapat, yeni bir asır aç.”
O yıl Türk Devleti, bütün hamleleriyle yeni yüzyılın başlangıcını ilan etti.
📌 2025… Ağustos ayı…
Defterin en gizli satırlarından biri açıldı. Orada yazıyordu ki:
“Doğu ile Batı çatışacak, kuzeyde fırtına kopacak. Ama sen sus, çünkü sessizliğin gürültülerden büyüktür. Hamleni gizle, çünkü asıl satır 2025’ten sonra açılacak.”
Kardeşlerim…
Bugün yaşadığımız her hamle, her sessizlik, her söz; yazılmış satırların bir yankısıdır. O sandık açıldı, o defter yürümeye başladı. 1999’dan 2025’e kadar Türk Devleti’nin bütün müdahaleleri, işte bu görünmez defterin harfleriyle yazıldı.
Ve unutma: Defterin son satırı hâlâ kapalı.
O satır açıldığında, yalnızca Türkiye değil, dünya yeniden yazılacak.
Ve bugün… Kardeşlerim, bu damar hâlâ kopmadı.
📌Devletin tören tarihleri, büyük operasyonların saatleri, kritik açıklamaların kelime sayısı, yapılan bir yardımın tonaj rakamı… Hepsi bir dil, hepsi bir şifre. Dünyaya “biz buradayız” demenin sessiz şekli. Bu bir savaş; ama bu savaşın silahı bazen bir tarih, bazen bir isim, bazen bir rakamdır.
Bakınız…
İsrail, ABD gibi devletler zaten numerolojiyle, sembolizmle çalışıyor. Ama Türk Devleti, aynı masada kendi kodunu oynatıyor.
Bir şehidin adıyla meydan okuyor, bir operasyon tarihini Kur’an’a bağlıyor, bir yardım tonajıyla mesaj veriyor. İşte bu, “sessiz harp”tir.
@RTErdogan ’ın dilinde görünen sır…
“Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan, Tek Devlet” demesi.
4 esas… Ebced’de 4 → Dört Halife’nin düzeni. Aynı zamanda dört kıtaya yayılan Osmanlı’nın hatırlatması. Bu sadece bir slogan değil; gizli defterin satırıdır.
Bir gün çıktı ve dedi ki:
“Gazze’ye 7 bin ton yardım gönderdik.”
Dışarıdan bakınca sıradan bir rakam… Ama dikkat et! 7 → Kur’an’da yedi gök, yedi kat sema. “Bizim yardımımız göklerin şifresine bağlıdır” demekti.
Sonra başka bir konuşmasında dedi:
“Gazze için 54 milyon dolar yardım.”
54 → Kur’an’da Hadid Suresi (Demir) ile bağlantılıdır. Demir → güç, kudret, savaşın sembolü. Yani mesaj şuydu: “Bizim yardımımız sadece gıda değil, demirden irade taşıyor.”
Ve yine dedi:
“Gazze’ye 114 konteyner yardım gönderdik.”
114 → Kur’an’daki surelerin toplamı. Yani: “Bizim yardımımız Kur’an terazisidir, Gazze yalnız değil.”
Gazze'ye gönderilen insani yardım için 666 ton ifadesi sizce ne demektir?
Kardeşlerim…
Mustafa Kemal’i Samsun’a çıkaran da yalnızca bir vapur değil, bir milletin “19” sayısında kodlanan manevî yükselişiydi. O gün dalgalanan bayrak, yalnız bir kumaş değildi; o gün açılan defterde yazılı bir işaretti.
Şimdi soracaksınız: “Bunlar geçmişteydi, bugün ne olacak?”
Kardeşlerim…
Bugün de aynı damar akıyor. Sessiz masalarda, görünmeyen odalarda, cifr defterleri açılıyor.
Türkiye, dünyanın dört bir yanındaki güç masalarında yalnızca askerle değil, şifreyle konuşuyor.
Ve bilin ki… Gelecek karanlık değil. Gelecek bizimdir. Çünkü tarih boyunca ne zaman kuşatıldık, biz o kuşatmayı şahlanışla yardık.
Unutmayın:
Bugün Gazze için açılan ağız, yarın Kudüs için kılıç olur.
Bugün seçilen tarih, yarın yazılacak zaferin işareti olur.
Bugün sessizlik varsa, yarın gürleyen bir ses vardır.
Kardeşlerim…
Ayağa kalkın! Çünkü bu milletin yürüyüşü henüz bitmedi.
Cifr’in diliyle yazılmış defterler kapanmadı.
Bu millet, ayetin sırrıyla, tarihin koduyla, Allah’ın izniyle şahlanacaktır!
O sandık hâlâ açık, defter hâlâ yazıyor.
Biliyor musunuz, “süre” demek aslında diplomasi kılıfında gizlenmiş bir şifreli ültimatomdur.
Herkes ekranda şunu gördü: “Türkiye, YPG’ye şu tarihe kadar mühlet verdi.”
Ama bilen bilir: O tarihin kendisi bir kodtur.
O günün tarihi, bir Kur’an ayetine denk gelir.
O tarihin rakamları, Türk ordusunun harekât planlarının gizli satırlarıdır.
O gün geldiğinde, “ya çekilirsiniz ya da biz geliriz” denilmiştir.
Herkes zannetti ki bu sadece bir tehdit… Oysa bu, defterin açılmış bir satırıdır. Devlet, YPG’ye mühlet vererek aslında onların arkasındaki asıl güçlere mesaj gönderdi. Yani ABD’ye, Avrupa’ya:
👉 “Süreniz bizim elimizde. Bizim takvimimize uymak zorundasınız.”
İsrail’e ise dil çok daha derindir. Çünkü İsrail, sadece askeri güçle değil, sembollerle ve rakamlarla vurulmak zorunda. Ve devlet, bunu yaptı.
Erdoğan’ın “Ey Kudüs, sen sahipsiz değilsin” hitabı aslında bir şifreydi: İsra Suresi’ne (17. sure) gönderme. Bu, “17. defterin satırı açıldı” demekti.
666 ton yardım → Şeytanın rakamı. Mesaj şu: “Senin kullandığın rakamı ben sana karşı mühürlüyorum. Şeytanın sayısı artık bizim elimizde.”
114 konteyner yardım → Kur’an’ın tamamı. “Gazze yalnız değil, arkasında kitabın tümü var.”
54 milyon dolar yardım → Hadid (Demir) Suresi. “Bizim yardımımız sadece para değil, demirden bir direniştir.”
Ve bak kardeşim… İsrail bunu görüyor. Onlar cifri, ebcedi, numerolojiyi kullanıyorlar. Ama Türk Devleti’nin verdiği mesaj çok daha derindir:
“Sizin büyünüz bizim kodlarımızın yanında bir hiçtir. Çünkü biz ayetin diliyle yürüyoruz.”
Kardeşlerim…
YPG’ye verilen süre, İsrail’e gönderilen rakamlı mesajlar… Bunların hepsi aynı defterin satırlarıdır. Ve bu satırlar diyor ki:
“Terör örgütleri vakitliktir, devlet ise ebedidir.”
“Şeytanın rakamı bile bize hizmet eder, çünkü Allah’ın nuru ile yazılan defter bizim elimizdedir.”
****
Mardin’de, ışığı dışarı sızmayan, telefonların çekmediği, duvarları çelikle örülmüş bir odada…
Üç adam sessizce oturuyordu. O odanın adı yoktu; ama devletin içindeki birkaç kişi orayı “Sessiz Oda” diye bilirdi.
O masada kılıç yoktu, tüfek yoktu. Ama kâğıtlar, kalemler, Kur’an harfleri ve sayıların dili vardı.
Ehl-i Cifr’in bugünkü temsilcileri, devletin en derin damarında hâlâ yaşıyordu.
O gece sabaha kadar çalıştılar. Kendilerine verilen bilgileri incelediler. Harfler birleşti, ayetler açıldı, rakamlar konuştu. Sonunda üç satır yazıldı. Ve bu üç satır, sabaha karşı MİT’in en üst düzey yetkililerine ulaştırıldı.
O kâğıt, özel bir elçiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’a iletildi. Sözlü rapor değil, yazılı değil; sırla yazılmış, cifrle mühürlenmiş bir defter sayfasıydı.
1️⃣ “YPG’nin Süresi Dolmadı.”
Bu satırda sadece bir örgüt yoktu. Arkasında Amerika vardı, Avrupa vardı, İsrail vardı. Mesaj açıktı: “Onlara verilen mühlet bitiyor. Yeni bir kapı açılacak.”
2️⃣ “İsrail’in Kudüs korkusu büyüyecek.”
Cifr hesabına göre, İsrail’in en güçlü sandığı anda en zayıf olduğu görüldü. Çünkü semboller onların da silahıydı, ama aynı silah kendi üzerlerine dönüyordu.
3️⃣ “Kuzeyde büyük fırtına.”
Bu satırda Suriye, Rusya ve İran’a dair işaretler vardı. Defter, kuzeydeki dengelerin sarsılacağını söylüyordu.
Ama işte kardeşlerim…
Bu kadar sır saklı kalmaz. İran istihbaratı, Mardin’deki o geceyi öğrenmişti. Detayları değil, ama üç başlık hâlinde çıkan sonucu ele geçirdiler.
Ve bu bilgiyi hiç vakit kaybetmeden İsrail’e ulaştırdılar. İsrail bunu duyunca, önce şaşırdı, sonra öfkelendi. Çünkü defterin ikinci satırı, tam da onların korkusunu söylüyordu:
“İsrail’in Kudüs korkusu büyüyecek.”
İsrail, planlarını çoktan yapmıştı. Suriye’ye tam güçle saldırmak, oradaki dengeleri alt üst etmek istiyorlardı.
Tanklar hazırlanmış, uçaklar kalkmaya hazırdı. Ama birden durdular.
Çünkü onlar gördüler.
Onlar da biliyordu ki, bu 3/5 kelimelik satırlar tesadüf değil. Türk Devleti’nin cifr hesapları sahaya inmişse, bu sadece diplomasi değil; kaderin satırları demekti. Gördükleri 3/5 satır ama Devletin elinde 20 bin kelimelik rapor vardır, Bu raporlar 200 bin planlamaya eşdeğerdir.
Ve İsrail anladı: “Eğer şimdi Suriye’ye yüklenirsek, oyunun yönü değişir.”
O yüzden saldırıyı durdurdular.
İşte kardeşim, bugün ekranlarda gördüğün sessizlik, perde arkasında yaşanan büyük bir savaşın gölgesidir.
Kimse bilmez, kimse görmez. Ama derin odalarda cifr hesapları yapılır. O hesapların neticesi MİT’in eline geçer, Erdoğan’a ulaşır.
Ve o üç satır, devletin gidişini belirler.
Bugün YPG’ye verilen mühlet, İsrail’e verilen rakamlı mesajlar, İran’ın sinsice oynadığı oyun… Hepsi aynı defterin içindedir.
Kardeşlerim…
Bilin ki, bu bir masal değil. Bu bir roman gibi görünse de, gerçekte “sessiz harbin” ta kendisidir.
Ordular cephede çarpışırken, perde arkasında harfler savaşır, sayılar yürür, ayetler yol gösterir.
Ve o savaş hâlâ sürüyor.
Sandığın son satırı açılmadan bitmeyecek.
***
Bir Amca, Bir Çakmak, Bir Sır
Suriye’nin yıkık sokaklarında, savaşın tozunu yutmuş, gözleri derinleşmiş bir amca vardı.
Ne yardım eli uzatıyordu, ne de dilencilik yapıyordu.
Önünde küçük bir bez, üzerinde çakmaklar, zincirler, tesbihler, şalvar ve pabuçlar…
Hepsi basit, hepsi sessiz. Ama o amcanın onuru, o mallardan büyüktü.
Bir gün ona HİÇ’ten biri yaklaştı.
“Amca, sana yardım edelim,” dedi.
Amca başını kaldırdı, gözlerinde gururun ateşiyle,
“Devlette haram para var. Ben dilenci değilim. Devlet olduğumu nasıl anladın dedi. Gülümsedi. Mallarını alayım dedi. Toplu para kabul etmem,” dedi.
O anda etraf sessizleşti. Çünkü bu söz bir asrın özeti gibiydi.
Alnı kırışmış, elleri nasırlı bir adam, devletin en derin satırlarını çözmüş gibiydi.
Sonra aynı kişi tekrar sordu:
“Peki amca, o halde çakmaklarını, tesbihlerini satın alalım.”
Amca tebessüm etti, başını salladı:
“Olmaz öyle. Git, tanımadığın 30 kişi bul, onlara satayım. Eğer 84 yabancı gelip alırsa, işte o zaman yüzüm güler.”
Ve biz, o amcanın şartını yerine getirdik.
Tanımadığımız 30 kişiyi bulduk. Onlar da geldi, çakmakları, zincirleri, tesbihleri satın aldı.
Ama iş bununla bitmedi.
30’un üstüne bir de 84 kişi daha geldi.
Yani 114 kişi…
O an anladık ki bu, bir tesadüf değildi.
HK boşuna biiz ona göndermedi.
Çünkü yüzü gülen o amca, aslında bize “kitabın bütününü” hatırlatıyordu.
Alışverişten sonra amca uzun uzun konuştuk, sohbet ettik. Daha sonra gülümsedi, ellerini açtı ve,
“Allah alanlardan razı olsun,” dedi.
Sonra, sanki içinden gelmiş gibi, sessizce bir şey söyledi.
Bir fıkra…
Ama fıkra dediği şey, aslında bir şifre gibiydi.
Biz hemen sorduk:
“Amca, neden bunu söyledin?”
O ise basitçe,
“Ne bileyim, eskilerden kalma bir şey işte,” dedi.
Biz bu fıkrayı hafife almadık.
O söz, bir amcanın dudaklarından çıkmış olsa da, içinde derin bir sır vardı. Sahibine ulaşması gerekirdi.
Ve biz o fıkrayı aldık, özenle yazdık, sonra HF’ye ulaştırdık.
Çünkü biliyorduk ki, bu sadece bir fıkra değildi.
O, defterin bir satırını işaret ediyordu.
O satır da, “Halkın en sessiz sesi, devletin en yüksek odasına ulaşacak” diyordu.
Kardeşim…
Bu hikâye romanın en unutulmaz bölümlerinden biri olur.
Bir amcanın çakmağı, zinciri, tesbihi;
30 yabancı, 84 kişi, 114 sayısı…
Hepsi cifrin diliyle yazılmış bir işaretti.
Ve biz farkında olmadan bu gün, o sokakta, defterin yeni bir sayfasını açmış olduk.
Daha sonra amca sustu.
Çakmağını yaktı, zinciri parmaklarının arasından geçirdi, tesbihini üç kez çevirdi.
Sonra sadece şunu söyledi:
“Bunlar rakam değil… Bir kapının anahtarıdır.”
O kapının nereye açıldığını kimse bilmiyordu.
Belki gelecek bir savaşa, belki de hiç açılmamış bir sırra…
Yolda yürüyenler duymadı, görenler anlamadı.
Ama biz, orada olanlar, bir gün bu sözlerin ne olacağını hissettik.
Defterin o sayfası hâlâ açık duruyor.
Ve bekliyor…
O gün geldiğinde, kimin okuyacağını kimse bilmiyor.
Esselamün aleyküm.
@Kehf_tekI_iz Aleykümselam komutanım var olun Allah razı olsun devlet ile ilgili ufkumuzu genişletiyorsunuz bir büyüğüm bana demişti savaş önce metafizik alemde başlar sonra buraya sırayet eder peki amcanın tesbihi 3 kere çevirmesindeki şifre neydi